بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ عَبَسَ وَتَوَلَّىٰٓ
`abese vetevellâ.
Yüzünü ekşitti ve arkasını döndü.
80. Sure
Yüzünü Ekşitti
عبس
Mahmoud Khalil Al-Hussary · Hafs an Asim
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ عَبَسَ وَتَوَلَّىٰٓ
`abese vetevellâ.
Yüzünü ekşitti ve arkasını döndü.
أَن جَآءَهُ ٱلْأَعْمَىٰ
en câehü-l'a`mâ.
Kendisine o âmâ geldi diye.
وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّهُۥ يَزَّكَّىٰٓ
vemâ yüdrîke le`allehû yezzekkâ.
Ne bilirsin belki o temizlenecekti.
أَوْ يَذَّكَّرُ فَتَنفَعَهُ ٱلذِّكْرَىٰٓ
ev yeẕẕekkeru fetenfe`ahü-ẕẕikrâ.
Yahut öğüt alacaktı da bu öğüt ona fayda verecekti.
أَمَّا مَنِ ٱسْتَغْنَىٰ
emmâ meni-stagnâ.
Kendini muhtaç hissetmeyene gelince;
فَأَنتَ لَهُۥ تَصَدَّىٰ
feente lehû teṣaddâ.
Sen, ona yöneliyorsun.
وَمَا عَلَيْكَ أَلَّا يَزَّكَّىٰ
vemâ `aleyke ellâ yezzekkâ.
(İstemiyorsa) arınmamasından sen sorumlu değilsin!
وَأَمَّا مَن جَآءَكَ يَسْعَىٰ
veemmâ men câeke yes`â.
Fakat koşup sana gelen kimse;
وَهُوَ يَخْشَىٰ
vehüve yaḫşâ.
(Allah'tan) korkuğu halde;
فَأَنتَ عَنْهُ تَلَهَّىٰ
feente `anhü telehhâ.
Sen onu bırakıp oyalanıyorsun.
كَلَّآ إِنَّهَا تَذْكِرَةٌ
kellâ innehâ teẕkirah.
Hayır. Bu ancak bir öğüttür.
فَمَن شَآءَ ذَكَرَهُۥ
femen şâe ẕekerah.
Artık dileyen kimse ondan öğüt alır.
فِى صُحُفٍ مُّكَرَّمَةٍ
fî ṣuḥufim mükerrameh.
(O) şerefli sahifelerdedir.
مَّرْفُوعَةٍ مُّطَهَّرَةٍۭ
merfû`atim müṭahherah.
Yüce ve tertemiz olan.
بِأَيْدِى سَفَرَةٍ
bieydî seferah.
Kâtiplerin ellerinde.
كِرَامٍۭ بَرَرَةٍ
kirâmim berarah.
Değerli ve itaatkâr olan (Meleklerin).
قُتِلَ ٱلْإِنسَٰنُ مَآ أَكْفَرَهُۥ
ḳutile-l'insânü mâ ekferah.
Kahrolası (inkârcı) insan! Ne nankördür o!
مِنْ أَىِّ شَىْءٍ خَلَقَهُۥ
min eyyi şey'in ḫaleḳah.
Allah, onu hangi şeyden yarattı?
مِن نُّطْفَةٍ خَلَقَهُۥ فَقَدَّرَهُۥ
min nuṭfeh. ḫaleḳahû feḳadderah.
Bir nutfeden yarattı ve belli bir şekle soktu.
ثُمَّ ٱلسَّبِيلَ يَسَّرَهُۥ
ŝümme-ssebîle yesserah.
Sonra da ona yolu kolaylaştırdı.
ثُمَّ أَمَاتَهُۥ فَأَقْبَرَهُۥ
ŝümme emâtehû feaḳberah.
Sonra da onu öldürüp kabre koydu.
ثُمَّ إِذَا شَآءَ أَنشَرَهُۥ
ŝümme iẕâ şâe enşerah.
Sonra dilediği zaman onu yeniden diriltir.
كَلَّا لَمَّا يَقْضِ مَآ أَمَرَهُۥ
kellâ lemmâ yaḳḍi mâ emerah.
Hayır. O (Rabbinin) kendisine emrettiğini yerine getirmedi.
فَلْيَنظُرِ ٱلْإِنسَٰنُ إِلَىٰ طَعَامِهِۦٓ
felyenżuri-l'insânü ilâ ṭa`âmih.
İnsan yiyeceğine bir baksın.
أَنَّا صَبَبْنَا ٱلْمَآءَ صَبًّا
ennâ ṣabebne-lmâe ṣabbâ.
Şüphesiz biz suyu/yağmuru döktükçe döktük.
ثُمَّ شَقَقْنَا ٱلْأَرْضَ شَقًّا
ŝümme şaḳaḳne-l'arḍa şeḳḳâ.
Sonra toprağı iyiden iyiye yardık!
فَأَنۢبَتْنَا فِيهَا حَبًّا
feembetnâ fîhâ ḥabbâ.
Ve orada taneler bitirdik.
وَعِنَبًا وَقَضْبًا
ve`inebev veḳaḍbâ.
Üzümler ve yoncalar,
وَزَيْتُونًا وَنَخْلًا
vezeytûnev venaḫlâ.
Zeytinler ve hurmalar,
وَحَدَآئِقَ غُلْبًا
veḥadâiḳa gulbâ.
Sık ağaçlı bahçeler,
وَفَٰكِهَةً وَأَبًّا
vefâkihetev veebbâ.
Meyveler ve otlaklar,
مَّتَٰعًا لَّكُمْ وَلِأَنْعَٰمِكُمْ
metâ`al leküm velien`âmiküm.
Sizin ve hayvanlarınızın yararlanması için,
فَإِذَا جَآءَتِ ٱلصَّآخَّةُ
feiẕâ câeti-ṣṣâḫḫah.
Kulakları sağır eden o ses geldiğinde,
يَوْمَ يَفِرُّ ٱلْمَرْءُ مِنْ أَخِيهِ
yevme yefirru-lmerü min eḫîh.
O gün kişi kardeşinden kaçar.
وَأُمِّهِۦ وَأَبِيهِ
veümmihî veebîh.
Anasından ve babasından,
وَصَٰحِبَتِهِۦ وَبَنِيهِ
veṣâḥibetihî vebenîh.
Eşinden ve evladından,
لِكُلِّ ٱمْرِئٍ مِّنْهُمْ يَوْمَئِذٍ شَأْنٌ يُغْنِيهِ
likülli-mriim minhüm yevmeiẕin şe'nüy yugnîh.
O gün herkes için kendine yetecek bir işi vardır.
وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ مُّسْفِرَةٌ
vucûhüy yevmeiẕim müsfirah.
O gün birtakım yüzler vardır ki pırıl pırıl parlarlar.
ضَاحِكَةٌ مُّسْتَبْشِرَةٌ
ḍâḥiketüm müstebşirah.
Güleç ve neşelidir.
وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ عَلَيْهَا غَبَرَةٌ
vevucûhüy yevmeiẕin `aleyhâ gaberah.
Öyle yüzler de var ki o gün üzerini toz kaplamıştır.
تَرْهَقُهَا قَتَرَةٌ
terheḳuhâ ḳaterah.
Onları bir siyahlık bürür.
أُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْكَفَرَةُ ٱلْفَجَرَةُ
ülâike hümü-lkeferatü-lfecerah.
İşte onlar kâfirler, facirlerdir.