İçeriğe geç

23. Cüz

Kur'an-ı Kerim otuz cüze ayrılmıştır.

28 23. cüz · 442. sayfa

وَمَآ أَنزَلْنَا عَلَىٰ قَوْمِهِۦ مِنۢ بَعْدِهِۦ مِن جُندٍ مِّنَ ٱلسَّمَآءِ وَمَا كُنَّا مُنزِلِينَ

vemâ enzelnâ `alâ ḳavmihî mim ba`dihî min cündim mine-ssemâi vemâ künnâ münzilîn.

Kendisinden sonra kavmi üzerine (onları cezalandırmak için) gökten hiçbir ordu indirmedik. İndirecek de değildik.

29 23. cüz · 442. sayfa

إِن كَانَتْ إِلَّا صَيْحَةً وَٰحِدَةً فَإِذَا هُمْ خَٰمِدُونَ

in kânet illâ ṣayḥatev vâḥideten feiẕâ hüm ḫâmidûn.

(Onları helâk eden) Korkunç sesten başka bir şey değildi. Bir anda sönüp gittiler.

30 23. cüz · 442. sayfa

يَٰحَسْرَةً عَلَى ٱلْعِبَادِ مَا يَأْتِيهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ

yâ ḥasraten `ale-l`ibâd. mâ ye'tîhim mir rasûlin illâ kânû bihî yestehziûn.

Yazıklar olsun o kullara! Ne zaman kendilerine bir peygamber gelse muhakkak onunla alay ederlerdi.

31 23. cüz · 442. sayfa

أَلَمْ يَرَوْا۟ كَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُم مِّنَ ٱلْقُرُونِ أَنَّهُمْ إِلَيْهِمْ لَا يَرْجِعُونَ

elem yerav kem ehleknâ ḳablehüm mine-lḳurûni ennehüm ileyhim lâ yerci`ûn.

Kendilerinden önce nice nesilleri helâk ettiğimizi görmüyorlar mı? Onların artık kendilerine dönmeyeceklerini görmediler mi?

32 23. cüz · 442. sayfa

وَإِن كُلٌّ لَّمَّا جَمِيعٌ لَّدَيْنَا مُحْضَرُونَ

vein küllül lemmâ cemî`ul ledeynâ muḥḍarûn.

Ve hepsi toplanıp huzurumuza çıkarılacaklardır.

33 23. cüz · 442. sayfa

وَءَايَةٌ لَّهُمُ ٱلْأَرْضُ ٱلْمَيْتَةُ أَحْيَيْنَٰهَا وَأَخْرَجْنَا مِنْهَا حَبًّا فَمِنْهُ يَأْكُلُونَ

veâyetül lehümü-l'arḍu-lmeyteh. aḥyeynâhâ veaḫracnâ minhâ ḥabben feminhü ye'külûn.

Ölü toprak onlar için bir delildir. Biz, onu diriltir ve ondan taneler çıkarırız da onlardan yerler.

34 23. cüz · 442. sayfa

وَجَعَلْنَا فِيهَا جَنَّٰتٍ مِّن نَّخِيلٍ وَأَعْنَٰبٍ وَفَجَّرْنَا فِيهَا مِنَ ٱلْعُيُونِ

vece`alnâ fîhâ cennâtim min neḫîliv vea`nâbiv vefeccernâ fîhâ mine-l`uyûn.

Biz, yeryüzünde nice hurma bahçeleri, üzüm bağları yarattık ve oralarda birçok pınarlar fışkırttık.

35 23. cüz · 442. sayfa

لِيَأْكُلُوا۟ مِن ثَمَرِهِۦ وَمَا عَمِلَتْهُ أَيْدِيهِمْ أَفَلَا يَشْكُرُونَ

liye'külû min ŝemerihî vemâ `amilethü eydîhim. efelâ yeşkürûn.

Ürünlerinden ve yetiştirdiklerinden yesinler diye. Hâlâ şükretmiyorlar mı?

36 23. cüz · 442. sayfa

سُبْحَٰنَ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلْأَزْوَٰجَ كُلَّهَا مِمَّا تُنۢبِتُ ٱلْأَرْضُ وَمِنْ أَنفُسِهِمْ وَمِمَّا لَا يَعْلَمُونَ

sübḥâne-lleẕî ḫaleḳa-l'ezvâce küllehâ mimmâ tümbitü-l'arḍu vemin enfüsihim vemimmâ lâ ya`lemûn.

Yerin bitirdiklerinden, kendi nefislerinden ve daha bilmedikleri şeylerden bütün çiftleri yaratan (Allah) çok münezzehtir.

37 23. cüz · 442. sayfa

وَءَايَةٌ لَّهُمُ ٱلَّيْلُ نَسْلَخُ مِنْهُ ٱلنَّهَارَ فَإِذَا هُم مُّظْلِمُونَ

veâyetül lehümü-lleyl. nesleḫu minhü-nnehâra feiẕâ hüm mużlimûn.

Gece de kendileri için bir delildir. Gündüzü ondan sıyırarak çekip alırız. Bir de bakarsın ki karanlık içinde kalmışlardır.

38 23. cüz · 442. sayfa

وَٱلشَّمْسُ تَجْرِى لِمُسْتَقَرٍّ لَّهَا ذَٰلِكَ تَقْدِيرُ ٱلْعَزِيزِ ٱلْعَلِيمِ

veşşemsü tecrî limüsteḳarril lehâ. ẕâlike taḳdîru-l`azîzi-l`alîm.

Güneş de kendi yörüngesinde akıp gitmektedir. İşte bu, Azîz ve Alîm olan Allah'ın takdiridir.

39 23. cüz · 442. sayfa

وَٱلْقَمَرَ قَدَّرْنَٰهُ مَنَازِلَ حَتَّىٰ عَادَ كَٱلْعُرْجُونِ ٱلْقَدِيمِ

velḳamera ḳaddernâhü menâzile ḥattâ `âde kel`urcûni-lḳadîm.

Ay için de birtakım menziller (yörüngeler) tayin ettik. Nihayet o, eğri hurma dalı gibi (hilâl) olur da geri döner.

40 23. cüz · 442. sayfa

لَا ٱلشَّمْسُ يَنۢبَغِى لَهَآ أَن تُدْرِكَ ٱلْقَمَرَ وَلَا ٱلَّيْلُ سَابِقُ ٱلنَّهَارِ وَكُلٌّ فِى فَلَكٍ يَسْبَحُونَ

le-şşemsü yembegî lehâ en tüdrike-lḳamera vele-lleylü sâbiḳu-nnehâr. veküllün fî felekiy yesbeḥûn.

Ne Güneş Ay'a yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzmektedir.

41 23. cüz · 443. sayfa

وَءَايَةٌ لَّهُمْ أَنَّا حَمَلْنَا ذُرِّيَّتَهُمْ فِى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ

veâyetül lehüm ennâ ḥamelnâ ẕürriyyetehüm fi-lfülki-lmeşḥûn.

Onların soylarını dolu gemide taşımamız da onlar için bir delildir.

42 23. cüz · 443. sayfa

وَخَلَقْنَا لَهُم مِّن مِّثْلِهِۦ مَا يَرْكَبُونَ

veḫalaḳnâ lehüm mim miŝlihî mâ yerkebûn.

Ve onlar için bindikleri daha başka taşıtlar da yarattık.

43 23. cüz · 443. sayfa

وَإِن نَّشَأْ نُغْرِقْهُمْ فَلَا صَرِيخَ لَهُمْ وَلَا هُمْ يُنقَذُونَ

vein neşe' nugriḳhüm felâ ṣarîḫa lehüm velâ hüm yünḳaẕûn.

Eğer dilersek, onları suda boğarız da kimse de yardımlarına gelemez. İşte o zaman onlar için bir kurtuluş da yoktur.

44 23. cüz · 443. sayfa

إِلَّا رَحْمَةً مِّنَّا وَمَتَٰعًا إِلَىٰ حِينٍ

illâ raḥmetem minnâ vemetâ`an ilâ ḥîn.

Ancak bizim tarafımızdan bir rahmet ve belli bir zamana kadar dünyadan faydalandırmamız müstesnadır.

45 23. cüz · 443. sayfa

وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱتَّقُوا۟ مَا بَيْنَ أَيْدِيكُمْ وَمَا خَلْفَكُمْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ

veiẕâ ḳîle lehümü-tteḳû mâ beyne eydîküm vemâ ḫalfeküm le`alleküm türḥamûn.

Önünüzdekinden ve arkanızdakinden (dünya ve ahiret azabından) sakının. Umulur ki, size merhamet olunur denildiğinde (yüz çevirirler).

46 23. cüz · 443. sayfa

وَمَا تَأْتِيهِم مِّنْ ءَايَةٍ مِّنْ ءَايَٰتِ رَبِّهِمْ إِلَّا كَانُوا۟ عَنْهَا مُعْرِضِينَ

vemâ te'tîhim min âyetim min âyâti rabbihim illâ kânû `anhâ mü`riḍîn.

Onlara, ne zaman Rablerinin ayetlerinden bir ayet gelse mutlaka ondan yüz çevirirler.

47 23. cüz · 443. sayfa

وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ أَنفِقُوا۟ مِمَّا رَزَقَكُمُ ٱللَّهُ قَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لِلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَنُطْعِمُ مَن لَّوْ يَشَآءُ ٱللَّهُ أَطْعَمَهُۥٓ إِنْ أَنتُمْ إِلَّا فِى ضَلَٰلٍ مُّبِينٍ

veiẕâ ḳîle lehüm enfiḳû mimmâ razeḳakümü-llâhü ḳâle-lleẕîne keferû lilleẕîne âmenû enuṭ`imü mel lev yeşâü-llâhü aṭ`ameh. in entüm illâ fî ḍalâlim mübîn.

Kendilerine; "Allah’ın size verdiği rızıklardan infak edin!" denildiği zaman kâfirler, iman edenlere derler ki; "Allah'ın dilediği takdirde yedirip doyuracağı kişiyi acaba biz mi doyuracağız? Gerçekten siz apaçık bir sapıklık içindesiniz.”

48 23. cüz · 443. sayfa

وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا ٱلْوَعْدُ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ

veyeḳûlûne metâ hâẕe-lva`dü in küntüm ṣâdiḳîn.

"Eğer, doğru söylüyorsanız bu vaat/tehdit ne zaman?" derler.

49 23. cüz · 443. sayfa

مَا يَنظُرُونَ إِلَّا صَيْحَةً وَٰحِدَةً تَأْخُذُهُمْ وَهُمْ يَخِصِّمُونَ

mâ yenżurûne illâ ṣayḥatev vâḥideten te'ḫuẕühüm vehüm yeḫiṣṣimûn.

Onlar, birbirleriyle çekişip dururken kendilerini ansızın yakalayacak korkunç bir sesi bekliyorlar.

50 23. cüz · 443. sayfa

فَلَا يَسْتَطِيعُونَ تَوْصِيَةً وَلَآ إِلَىٰٓ أَهْلِهِمْ يَرْجِعُونَ

felâ yesteṭî`ûne tevṣiyetev velâ ilâ ehlihim yerci`ûn.

İşte o anda onlar; ne bir vasiyette bulunabilirler, ne de ailelerine dönebilirler.

51 23. cüz · 443. sayfa

وَنُفِخَ فِى ٱلصُّورِ فَإِذَا هُم مِّنَ ٱلْأَجْدَاثِ إِلَىٰ رَبِّهِمْ يَنسِلُونَ

venüfiḫa fi-ṣṣûri feiẕâ hüm mine-l'ecdâŝi ilâ rabbihim yensilûn.

Sur'a üflenince, hemen kabirlerinden Rablerine doğru koşarak çıkarlar.

52 23. cüz · 443. sayfa

قَالُوا۟ يَٰوَيْلَنَا مَنۢ بَعَثَنَا مِن مَّرْقَدِنَا هَٰذَا مَا وَعَدَ ٱلرَّحْمَٰنُ وَصَدَقَ ٱلْمُرْسَلُونَ

ḳâlû yâ veylenâ mem be`aŝenâ mim merḳadinâ. hâẕâ mâ ve`ade-rraḥmânü veṣadeḳa-lmürselûn.

"Eyvah bize! Mezarımızdan bizi kim kaldırdı? Bu, Rahman'ın vadettiğidir. Peygamberler, gerçekten doğru söylemiştir." derler.

53 23. cüz · 443. sayfa

إِن كَانَتْ إِلَّا صَيْحَةً وَٰحِدَةً فَإِذَا هُمْ جَمِيعٌ لَّدَيْنَا مُحْضَرُونَ

in kânet illâ ṣayḥatev vâḥideten feiẕâ hüm cemî`ul ledeynâ muḥḍarûn.

Sadece korkunç bir ses olur. Bunun üzerine onların hepsi hemen huzurumuzda hazır bulunurlar.

54 23. cüz · 443. sayfa

فَٱلْيَوْمَ لَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْـًٔا وَلَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

felyevme lâ tużlemü nefsün şey'ev velâ tüczevne illâ mâ küntüm ta`melûn.

O günde hiçbir kimseye en ufak bir zulüm yapılmaz. Siz işlediğinizin ancak karşılığını görürsünüz.

55 23. cüz · 444. sayfa

إِنَّ أَصْحَٰبَ ٱلْجَنَّةِ ٱلْيَوْمَ فِى شُغُلٍ فَٰكِهُونَ

inne aṣḥâbe-lcennehi-lyevme fî şügulin fâkihûn.

Doğrusu bugün, cennetlikler eğlenceyle meşguldürler.

56 23. cüz · 444. sayfa

هُمْ وَأَزْوَٰجُهُمْ فِى ظِلَٰلٍ عَلَى ٱلْأَرَآئِكِ مُتَّكِـُٔونَ

hüm veezvâcühüm fî żilâlin `ale-l'erâiki müttekiûn.

Kendileri ve eşleri gölgeliklerde, tahtlar üzerine yaslanmışlardır.

57 23. cüz · 444. sayfa

لَهُمْ فِيهَا فَٰكِهَةٌ وَلَهُم مَّا يَدَّعُونَ

lehüm fîhâ fâkihetüv velehüm mâ yedde`ûn.

Orada, onlar için meyveler vardır. Canlarının istediği her şey onlarındır.

58 23. cüz · 444. sayfa

سَلَٰمٌ قَوْلًا مِّن رَّبٍّ رَّحِيمٍ

selâmün ḳavlem mir rabbir raḥîm.

Rahim olan Rabden sözlü bir selam vardır.

59 23. cüz · 444. sayfa

وَٱمْتَٰزُوا۟ ٱلْيَوْمَ أَيُّهَا ٱلْمُجْرِمُونَ

vemtâzü-lyevme eyyühe-lmücrimûn.

Ey günahkârlar! Bugün siz (bir tarafa) ayrılın!

60 23. cüz · 444. sayfa

أَلَمْ أَعْهَدْ إِلَيْكُمْ يَٰبَنِىٓ ءَادَمَ أَن لَّا تَعْبُدُوا۟ ٱلشَّيْطَٰنَ إِنَّهُۥ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ

elem a`hed ileyküm yâ benî âdeme el lâ ta`büdü-şşeyṭân. innehû leküm `adüvvüm mübîn.

"Ey Ademoğulları! Size, Şeytan'a ibadet etmeyin. Çünkü o, sizin apaçık düşmanınızdır." deyip söz almadım mı?

61 23. cüz · 444. sayfa

وَأَنِ ٱعْبُدُونِى هَٰذَا صِرَٰطٌ مُّسْتَقِيمٌ

veeni-`büdûnî. hâẕâ ṣirâṭum müsteḳîm.

Bana ibadet edin. Dosdoğru yol budur, demedim mi?

62 23. cüz · 444. sayfa

وَلَقَدْ أَضَلَّ مِنكُمْ جِبِلًّا كَثِيرًا أَفَلَمْ تَكُونُوا۟ تَعْقِلُونَ

veleḳad eḍalle minküm cibillen keŝîrâ. efelem tekûnû ta`ḳilûn.

O, sizden çoğu toplumları saptırmıştı. Hiç mi akıl erdirmiyordunuz?

63 23. cüz · 444. sayfa

هَٰذِهِۦ جَهَنَّمُ ٱلَّتِى كُنتُمْ تُوعَدُونَ

hâẕihî cehennemü-lletî küntüm tû`adûn.

İşte bu, size vadedilen Cehennem'dir.

64 23. cüz · 444. sayfa

ٱصْلَوْهَا ٱلْيَوْمَ بِمَا كُنتُمْ تَكْفُرُونَ

iṣlevhe-lyevme bimâ küntüm tekfürûn.

Küfrünüz (İnkârınız) sebebiyle bugün girin oraya!

65 23. cüz · 444. sayfa

ٱلْيَوْمَ نَخْتِمُ عَلَىٰٓ أَفْوَٰهِهِمْ وَتُكَلِّمُنَآ أَيْدِيهِمْ وَتَشْهَدُ أَرْجُلُهُم بِمَا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ

elyevme naḫtimü `alâ efvâhihim vetükellimünâ eydîhim veteşhedü ercülühüm bimâ kânû yeksibûn.

O gün onların ağızlarını mühürleriz. Yaptıklarını bizlere elleri anlatır, ayakları da şahitlik eder.

66 23. cüz · 444. sayfa

وَلَوْ نَشَآءُ لَطَمَسْنَا عَلَىٰٓ أَعْيُنِهِمْ فَٱسْتَبَقُوا۟ ٱلصِّرَٰطَ فَأَنَّىٰ يُبْصِرُونَ

velev neşâü leṭamesnâ `alâ a`yünihim festebeḳu-ṣṣirâṭa feennâ yübṣirûn.

Dileseydik; gözlerini silme kör ederdik de, o zaman doğru yolu bulmaya koşuşurlardı. Fakat nasıl görecekler ki?

67 23. cüz · 444. sayfa

وَلَوْ نَشَآءُ لَمَسَخْنَٰهُمْ عَلَىٰ مَكَانَتِهِمْ فَمَا ٱسْتَطَٰعُوا۟ مُضِيًّا وَلَا يَرْجِعُونَ

velev neşâü lemesaḫnâhüm `alâ mekânetihim feme-steṭâ`û müḍiyyev velâ yerci`ûn.

Eğer dilesek; oldukları yerde onların şekillerini değiştirirdik de, ne ileriye gitmeye güçleri yeterdi, ne de geri gelmeye.

68 23. cüz · 444. sayfa

وَمَن نُّعَمِّرْهُ نُنَكِّسْهُ فِى ٱلْخَلْقِ أَفَلَا يَعْقِلُونَ

vemen nü`ammirhü nünekkishü fi-lḫalḳ. efelâ ya`ḳilûn.

Kime uzun ömür verirsek onu yaratılışında tersine döndürürüz. Hâlâ akletmiyorlar mı?

69 23. cüz · 444. sayfa

وَمَا عَلَّمْنَٰهُ ٱلشِّعْرَ وَمَا يَنۢبَغِى لَهُۥٓ إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ وَقُرْءَانٌ مُّبِينٌ

vemâ `allemnâhü-şşi`ra vemâ yembegî leh. in hüve illâ ẕikruv veḳur'ânüm mübîn.

Ona şiir öğretmedik, ona yakışmaz da. Bu, yalnızca bir öğüt ve apaçık Kur’an’dır.

70 23. cüz · 444. sayfa

لِّيُنذِرَ مَن كَانَ حَيًّا وَيَحِقَّ ٱلْقَوْلُ عَلَى ٱلْكَٰفِرِينَ

liyünẕira men kâne ḥayyev veyeḥiḳḳa-lḳavlü `ale-lkâfirîn.

(Kur'an,) Diri olanları uyarıp korkutmak ve küfre sapanların üzerine sözün hak olması için (indirilmiştir).

71 23. cüz · 445. sayfa

أَوَلَمْ يَرَوْا۟ أَنَّا خَلَقْنَا لَهُم مِّمَّا عَمِلَتْ أَيْدِينَآ أَنْعَٰمًا فَهُمْ لَهَا مَٰلِكُونَ

evelem yerav ennâ ḫalaḳnâ lehüm mimmâ `amilet eydînâ en`âmen fehüm lehâ mâlikûn.

Kendi elimizle onlar için yarattığımız hayvanları görmüyorlar mı? (Bu sayede) Onlar bunlara sahip olmuşlardır.

72 23. cüz · 445. sayfa

وَذَلَّلْنَٰهَا لَهُمْ فَمِنْهَا رَكُوبُهُمْ وَمِنْهَا يَأْكُلُونَ

veẕellelnâhâ lehüm feminhâ rakûbühüm veminhâ ye'külûn.

O hayvanları, onların emrine verdik. Onlardan kimine biniyorlar, kiminin de etini yiyorlar.

73 23. cüz · 445. sayfa

وَلَهُمْ فِيهَا مَنَٰفِعُ وَمَشَارِبُ أَفَلَا يَشْكُرُونَ

velehüm fîhâ menâfi`u vemeşârib. efelâ yeşkürûn.

O hayvanlarda, insanlar için daha başka faydalar ve içecekler vardır. Hâlâ şükretmiyorlar mı?

74 23. cüz · 445. sayfa

وَٱتَّخَذُوا۟ مِن دُونِ ٱللَّهِ ءَالِهَةً لَّعَلَّهُمْ يُنصَرُونَ

vetteḫaẕû min dûni-llâhi âlihetel le`allehüm yünṣarûn.

Belki yardım görürler diye Allah'tan başka ilahlar edindiler.

75 23. cüz · 445. sayfa

لَا يَسْتَطِيعُونَ نَصْرَهُمْ وَهُمْ لَهُمْ جُندٌ مُّحْضَرُونَ

lâ yesteṭî`ûne naṣrahüm vehüm lehüm cündüm muḥḍarûn.

Onlar, kendilerine yardımda bulunmaya güç yetiremezler. Aksine kendileri onlar için hazırlanmış askerlerdir.

76 23. cüz · 445. sayfa

فَلَا يَحْزُنكَ قَوْلُهُمْ إِنَّا نَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ

felâ yaḥzünke ḳavlühüm. innâ na`lemü mâ yüsirrûne vemâ yü`linûn.

Artık onların sözleri seni üzmesin. Biz onların gizlediklerini de açıkladıklarını da elbette biliyoruz.

77 23. cüz · 445. sayfa

أَوَلَمْ يَرَ ٱلْإِنسَٰنُ أَنَّا خَلَقْنَٰهُ مِن نُّطْفَةٍ فَإِذَا هُوَ خَصِيمٌ مُّبِينٌ

evelem yera-l'insânü ennâ ḫalaḳnâhü min nuṭfetin feiẕâ hüve ḫaṣîmüm mübîn.

İnsan, kendisini bir nutfeden yarattığımızı görmüyor mu? Derken, o apaçık bir düşman kesiliverir.

78 23. cüz · 445. sayfa

وَضَرَبَ لَنَا مَثَلًا وَنَسِىَ خَلْقَهُۥ قَالَ مَن يُحْىِ ٱلْعِظَٰمَ وَهِىَ رَمِيمٌ

veḍarabe lenâ meŝelev venesiye ḫalḳah. ḳâle mey yuḥyi-l`iżâme vehiye ramîm.

Kendi yaratılışını unutup, bize örnek veriyor: "Bu çürümüş kemikleri kim diriltebilir?" diyor.

79 23. cüz · 445. sayfa

قُلْ يُحْيِيهَا ٱلَّذِىٓ أَنشَأَهَآ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَهُوَ بِكُلِّ خَلْقٍ عَلِيمٌ

ḳul yuḥyîhe-lleẕî enşeehâ evvele merrah. vehüve bikülli ḫalḳin `alîm.

De ki: "Onları ilk defa yaratan diriltecek. O, her yaratılmışı hakkıyla bilendir."

80 23. cüz · 445. sayfa

ٱلَّذِى جَعَلَ لَكُم مِّنَ ٱلشَّجَرِ ٱلْأَخْضَرِ نَارًا فَإِذَآ أَنتُم مِّنْهُ تُوقِدُونَ

elleẕî ce`ale leküm mine-şşeceri-l'aḫḍari nâran feiẕâ entüm minhü tûḳidûn.

Yeşil ağaçtan sizin için ateş çıkaran O’dur. İşte siz ateşi ondan yakıyorsunuz.

81 23. cüz · 445. sayfa

أَوَلَيْسَ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ بِقَٰدِرٍ عَلَىٰٓ أَن يَخْلُقَ مِثْلَهُم بَلَىٰ وَهُوَ ٱلْخَلَّٰقُ ٱلْعَلِيمُ

eveleyse-lleẕî ḫaleḳa-ssemâvâti vel'arḍa biḳâdirin `alâ ey yaḫlüḳa miŝlehüm. belâ vehüve-lḫallâḳu-l`alîm.

Gökleri ve yeri yaratan onların bir benzerini yaratmaya güç yetiremez mi? Evet, elbette kadirdir. O hakkıyla yaratıcıdır ve her şeyi bilir.

82 23. cüz · 445. sayfa

إِنَّمَآ أَمْرُهُۥٓ إِذَآ أَرَادَ شَيْـًٔا أَن يَقُولَ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ

innemâ emruhû iẕâ erâde şey'en ey yeḳûle lehû kün feyekûn.

Bir şeyi dilediği zaman, O'nun emri yalnızca: 'Ol!' demesidir. O da hemen oluverir.

83 23. cüz · 445. sayfa

فَسُبْحَٰنَ ٱلَّذِى بِيَدِهِۦ مَلَكُوتُ كُلِّ شَىْءٍ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

fesübḥâne-lleẕî biyedihî melekûtü külli şey'iv veileyhi türce`ûn.

Her şeyin mülkü elinde olan ve sizin de kendisine döneceğiniz Allah (noksanlıklardan) münezzehtir.

Sâffât Suresi

الصافات
1 23. cüz · 446. sayfa

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَٱلصَّٰٓفَّٰتِ صَفًّا

veṣṣâffâti ṣaffâ.

Andolsun saf saf dizilenlere.

2 23. cüz · 446. sayfa

فَٱلزَّٰجِرَٰتِ زَجْرًا

fezzâcirâti zecrâ.

Sürüp sevk edenlere.

3 23. cüz · 446. sayfa

فَٱلتَّٰلِيَٰتِ ذِكْرًا

fettâliyâti ẕikrâ.

Zikri okuyanlara.

4 23. cüz · 446. sayfa

إِنَّ إِلَٰهَكُمْ لَوَٰحِدٌ

inne ilâheküm levâḥid.

Sizin ilahınız tek bir ilahtır.

5 23. cüz · 446. sayfa

رَّبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ ٱلْمَشَٰرِقِ

rabbü-ssemâvâti vel'arḍi vemâ beynehümâ verabbü-lmeşâriḳ.

O, göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların Rabbidir. O, doğuların da Rabbidir.

6 23. cüz · 446. sayfa

إِنَّا زَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنْيَا بِزِينَةٍ ٱلْكَوَاكِبِ

innâ zeyyenne-ssemâe-ddünyâ bizînetini-lkevâkib.

Biz, en yakın göğü yıldızlarla süsledik.

7 23. cüz · 446. sayfa

وَحِفْظًا مِّن كُلِّ شَيْطَٰنٍ مَّارِدٍ

veḥifżam min külli şeyṭânim mârid.

Ve onu (göğü) kovulmuş Şeytanlar'dan koruduk.

8 23. cüz · 446. sayfa

لَّا يَسَّمَّعُونَ إِلَى ٱلْمَلَإِ ٱلْأَعْلَىٰ وَيُقْذَفُونَ مِن كُلِّ جَانِبٍ

lâ yessemme`ûne ile-lmelei-l'a`lâ veyuḳẕefûne min külli cânib.

Onlar, artık mele-i a'la'ya (yüce topluluğa) kulak veremezler. Her taraftan taşlanırlar.

9 23. cüz · 446. sayfa

دُحُورًا وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌ

düḥûrav velehüm `aẕâbüv vâṣib.

Kovularak uzaklaştırılmış (olurlar) ve onlar için elem dolu bir azap vardır.

10 23. cüz · 446. sayfa

إِلَّا مَنْ خَطِفَ ٱلْخَطْفَةَ فَأَتْبَعَهُۥ شِهَابٌ ثَاقِبٌ

illâ men ḫaṭife-lḫaṭfete feetbe`ahû şihâbün ŝâḳib.

Ancak bir (söz) çalıp kapan olursa onu da parlak bir ateş izler.

11 23. cüz · 446. sayfa

فَٱسْتَفْتِهِمْ أَهُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَم مَّنْ خَلَقْنَآ إِنَّا خَلَقْنَٰهُم مِّن طِينٍ لَّازِبٍۭ

festeftihim ehüm eşeddü ḫalḳan em men ḫalaḳnâ. innâ ḫalaḳnâhüm min ṭînil lâzib.

Şimdi onlara sor: “Yaratılış bakımından onlar mı daha zorlu, yoksa bizim yarattıklarımız mı?” Doğrusu biz onları, yapışkan bir çamurdan yarattık.

12 23. cüz · 446. sayfa

بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَ

bel `acibte veyesḫarûn.

Hayır, sen şaşırdın kaldın; onlar ise alay edip duruyorlar.

13 23. cüz · 446. sayfa

وَإِذَا ذُكِّرُوا۟ لَا يَذْكُرُونَ

veiẕâ ẕükkirû lâ yeẕkürûn.

Kendilerine öğüt verildiğinde öğüt almazlar.

14 23. cüz · 446. sayfa

وَإِذَا رَأَوْا۟ ءَايَةً يَسْتَسْخِرُونَ

veiẕâ raev âyetey yestesḫirûn.

Bir ayet (mucize) gördüklerinde alaya alırlar.

15 23. cüz · 446. sayfa

وَقَالُوٓا۟ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا سِحْرٌ مُّبِينٌ

veḳâlû in hâẕâ illâ siḥrum mübîn.

"Bu, ancak apaçık bir büyüdür." derler.

16 23. cüz · 446. sayfa

أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ

eiẕâ mitnâ vekünnâ türâbev ve`iżâmen einnâ lemeb`ûŝûn.

"Öldüğümüz, toprak ve kemik haline geldiğimiz zaman mı gerçekten biz mi diriltileceğiz?

17 23. cüz · 446. sayfa

أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ

eveâbâüne-l'evvelûn.

“Önceden gelip geçmiş atalarımız da mı?”

18 23. cüz · 446. sayfa

قُلْ نَعَمْ وَأَنتُمْ دَٰخِرُونَ

ḳul ne`am veentüm dâḫirûn.

De ki: “Evet! Hem de siz aşağılanmış kimseler olarak (diriltileceksiniz).”

19 23. cüz · 446. sayfa

فَإِنَّمَا هِىَ زَجْرَةٌ وَٰحِدَةٌ فَإِذَا هُمْ يَنظُرُونَ

feinnemâ hiye zecratüv vâḥidetün feiẕâ hüm yenżurûn.

Çünkü o, korkunç bir sesten ibarettir. O zaman etrafa bakıp dururlar.

20 23. cüz · 446. sayfa

وَقَالُوا۟ يَٰوَيْلَنَا هَٰذَا يَوْمُ ٱلدِّينِ

veḳâlû yâ veylenâ hâẕâ yevmü-ddîn.

"Eyvah bize! İşte bu, hesap günüdür." derler.

21 23. cüz · 446. sayfa

هَٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ

hâẕâ yevmü-lfaṣli-lleẕî küntüm bihî tükeẕẕibûn.

“İşte bu, yalanlamakta olduğunuz hüküm ve ayırım günüdür.” denilir.

22 23. cüz · 446. sayfa

ٱحْشُرُوا۟ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ وَأَزْوَٰجَهُمْ وَمَا كَانُوا۟ يَعْبُدُونَ

uḥşürü-lleẕîne żalemû veezvâcehüm vemâ kânû ya`büdûn.

Zalimleri, onların eşlerini ve tapmakta olduklarını toplayın.

23 23. cüz · 446. sayfa

مِن دُونِ ٱللَّهِ فَٱهْدُوهُمْ إِلَىٰ صِرَٰطِ ٱلْجَحِيمِ

min dûni-llâhi fehdûhüm ilâ ṣirâṭi-lceḥîm.

Allah'tan başka (ibadet etmiş olduklarını) Cehennem yoluna iletin!

24 23. cüz · 446. sayfa

وَقِفُوهُمْ إِنَّهُم مَّسْـُٔولُونَ

veḳifûhüm innehüm mes'ûlûn.

Durdurun onları; çünkü onlar sorguya çekileceklerdir.

25 23. cüz · 447. sayfa

مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ

mâ leküm lâ tenâṣarûn.

Size ne oldu da birbirinize yardım etmiyorsunuz?

26 23. cüz · 447. sayfa

بَلْ هُمُ ٱلْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ

bel hümü-lyevme müsteslimûn.

Hayır! Onlar, bugün tamamen teslim olmuşlardır.

27 23. cüz · 447. sayfa

وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَآءَلُونَ

veaḳbele ba`ḍuhüm `alâ ba`ḍiy yetesâelûn.

(İşte bu duruma düştükleri vakit) onlardan bir kısmı, diğerlerine yönelir, birbirlerini sorumlu tutmaya çalışırlar.

28 23. cüz · 447. sayfa

قَالُوٓا۟ إِنَّكُمْ كُنتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ ٱلْيَمِينِ

ḳâlû inneküm küntüm te'tûnenâ `ani-lyemîn.

"Siz, bize sağdan geliyordunuz." derler.

29 23. cüz · 447. sayfa

قَالُوا۟ بَل لَّمْ تَكُونُوا۟ مُؤْمِنِينَ

ḳâlû bel lem tekûnû mü'minîn.

Diğerleri de derler ki: "Hayır! Siz iman eden kimseler değildiniz."

30 23. cüz · 447. sayfa

وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُم مِّن سُلْطَٰنٍۭ بَلْ كُنتُمْ قَوْمًا طَٰغِينَ

vemâ kâne lenâ `aleyküm min sülṭân. bel küntüm ḳavmen ṭâgîn.

Bizim sizin üzerinizde zorlayıcı bir gücümüz yoktu. Fakat siz, zaten azgın bir toplum idiniz.

31 23. cüz · 447. sayfa

فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَآ إِنَّا لَذَآئِقُونَ

feḥaḳḳa `aleynâ ḳavlü rabbinâ. innâ leẕâiḳûn.

Artık Rabbimizin hakkımızdaki sözü gerçekleşti. Kesinlikle biz onu (azabı) tadacağız.

32 23. cüz · 447. sayfa

فَأَغْوَيْنَٰكُمْ إِنَّا كُنَّا غَٰوِينَ

feagveynâküm innâ künnâ gâvîn.

Evet! Sizi saptırdık. Çünkü biz de sapkın kimseler idik.

33 23. cüz · 447. sayfa

فَإِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍ فِى ٱلْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ

feinnehüm yevmeiẕin fi-l`aẕâbi müşterikûn.

Hiç şüphe yok ki, o gün onlar azapta ortaktırlar.

34 23. cüz · 447. sayfa

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ

innâ keẕâlike nef`alü bilmücrimîn.

Biz, günahkârlara işte böyle yaparız.

35 23. cüz · 447. sayfa

إِنَّهُمْ كَانُوٓا۟ إِذَا قِيلَ لَهُمْ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا ٱللَّهُ يَسْتَكْبِرُونَ

innehüm kânû iẕâ ḳîle lehüm lâ ilâhe ille-llâhü yestekbirûn.

Çünkü onlar, kendilerine; "Allah’tan başka (hak) ilah yoktur." denildiği zaman büyüklenirlerdi.

36 23. cüz · 447. sayfa

وَيَقُولُونَ أَئِنَّا لَتَارِكُوٓا۟ ءَالِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَّجْنُونٍۭ

veyeḳûlûne einnâ letârikû âlihetinâ lişâ`irim mecnûn.

"Bir mecnun şair için ilahlarımızı terk mi edeceğiz?" derlerdi.

37 23. cüz · 447. sayfa

بَلْ جَآءَ بِٱلْحَقِّ وَصَدَّقَ ٱلْمُرْسَلِينَ

bel câe bilḥaḳḳi veṣaddeḳa-lmürselîn.

Hayır! O, hakkı getirdi ve peygamberleri doğruladı.

38 23. cüz · 447. sayfa

إِنَّكُمْ لَذَآئِقُوا۟ ٱلْعَذَابِ ٱلْأَلِيمِ

inneküm leẕâiḳu-l`aẕâbi-l'elîm.

Kuşkusuz siz acı azabı tadacaksınız.

39 23. cüz · 447. sayfa

وَمَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

vemâ tüczevne illâ mâ küntüm ta`melûn.

Siz ancak işlediklerinizin karşılığı ile cezalandırılırsınız.

40 23. cüz · 447. sayfa

إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

illâ `ibâde-llâhi-lmuḫleṣîn.

Ancak, Allah’ın ihlaslı kulları müstesna.

41 23. cüz · 447. sayfa

أُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمْ رِزْقٌ مَّعْلُومٌ

ülâike lehüm rizḳum ma`lûm.

Onlar için bilinen rızıklar vardır.

42 23. cüz · 447. sayfa

فَوَٰكِهُ وَهُم مُّكْرَمُونَ

fevâkih. vehüm mükramûn.

Çeşitli meyveler. Onlar ikram edilenlerdir.

43 23. cüz · 447. sayfa

فِى جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ

fî cennâti-nne`îm.

Onlar, Nimet Cennetleri'ndedir.

44 23. cüz · 447. sayfa

عَلَىٰ سُرُرٍ مُّتَقَٰبِلِينَ

`alâ sürurim müteḳâbilîn.

Tahtlar üzerinde karşılıklı otururlar.

45 23. cüz · 447. sayfa

يُطَافُ عَلَيْهِم بِكَأْسٍ مِّن مَّعِينٍۭ

yüṭâfü `aleyhim bike'sim mim me`în.

Etraflarında pınardan (doldurulmuş) kadehler dolaştırılır.

46 23. cüz · 447. sayfa

بَيْضَآءَ لَذَّةٍ لِّلشَّٰرِبِينَ

beyḍâe leẕẕetil lişşâribîn.

Bembeyazdır, içenlere lezzet verir.

47 23. cüz · 447. sayfa

لَا فِيهَا غَوْلٌ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنزَفُونَ

lâ fîhâ gavlüv velâ hüm `anhâ yünzefûn.

Onda ne baş dönmesi vardır, ne de ondan dolayı sarhoş olurlar.

48 23. cüz · 447. sayfa

وَعِندَهُمْ قَٰصِرَٰتُ ٱلطَّرْفِ عِينٌ

ve`indehüm ḳâṣirâtu-ṭṭarfi `în.

Yanlarında bakışlarını yalnız kendilerine çevirmiş iri gözlü eşler vardır.

49 23. cüz · 447. sayfa

كَأَنَّهُنَّ بَيْضٌ مَّكْنُونٌ

keennehünne beyḍum meknûn.

Sanki onlar örtülü yumurtalar gibi bembeyazdır.

50 23. cüz · 447. sayfa

فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَآءَلُونَ

feaḳbele ba`ḍuhüm `alâ ba`ḍiy yetesâelûn.

Birbirlerine dönüp sorarlar.

51 23. cüz · 447. sayfa

قَالَ قَآئِلٌ مِّنْهُمْ إِنِّى كَانَ لِى قَرِينٌ

ḳâle ḳâilüm minhüm innî kâne lî ḳarîn.

İçlerinden biri; "Benim bir arkadaşım vardı." der.

52 23. cüz · 448. sayfa

يَقُولُ أَءِنَّكَ لَمِنَ ٱلْمُصَدِّقِينَ

yeḳûlü einneke lemine-lmüṣaddiḳîn.

Bana derdi ki: "Sen gerçekten tasdik edenlerden misin?"

53 23. cüz · 448. sayfa

أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَدِينُونَ

eiẕâ mitnâ vekünnâ türâbev ve`iżâmen einnâ lemedînûn.

"Ölüp toprak ve kemik haline geldiğimiz zaman yeniden mi diriltileceğiz?"

54 23. cüz · 448. sayfa

قَالَ هَلْ أَنتُم مُّطَّلِعُونَ

ḳâle hel entüm müṭṭali`ûn.

(Cennet'e giren) Ona; "Ne olduğunu görüyor musunuz?" der.

55 23. cüz · 448. sayfa

فَٱطَّلَعَ فَرَءَاهُ فِى سَوَآءِ ٱلْجَحِيمِ

feṭṭale`a feraâhü fî sevâi-lceḥîm.

Bakar ve onu cehennemin ortasında görür.

56 23. cüz · 448. sayfa

قَالَ تَٱللَّهِ إِن كِدتَّ لَتُرْدِينِ

ḳâle tellâhi in kitte letürdîn.

"Allah’a yemin ederim ki, sen neredeyse beni de helâk edecektin!" der.

57 23. cüz · 448. sayfa

وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبِّى لَكُنتُ مِنَ ٱلْمُحْضَرِينَ

velevlâ ni`metü rabbî leküntü mine-lmuḥḍarîn.

"Eğer Rabbimin nimeti olmasaydı, şimdi ben de (Cehennem'e) getirilenlerden olurdum."

58 23. cüz · 448. sayfa

أَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّتِينَ

efemâ naḥnü bimeyyitîn.

"Şimdi, artık biz ölmeyeceğiz değil mi?"

59 23. cüz · 448. sayfa

إِلَّا مَوْتَتَنَا ٱلْأُولَىٰ وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ

illâ mevtetene-l'ûlâ vemâ naḥnü bimü`aẕẕebîn.

"Nasıl, ilk ölümümüzden başka ölmeyecek miymişiz?Bize azap edilmeyecek miymiş?"

60 23. cüz · 448. sayfa

إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ

inne hâẕâ lehüve-lfevzü-l`ażîm.

İşte bu, en büyük kurtuluştur.

61 23. cüz · 448. sayfa

لِمِثْلِ هَٰذَا فَلْيَعْمَلِ ٱلْعَٰمِلُونَ

limiŝli hâẕâ felya`meli-l`âmilûn.

Çalışıp amel edenler, böylesi için çalışsınlar.

62 23. cüz · 448. sayfa

أَذَٰلِكَ خَيْرٌ نُّزُلًا أَمْ شَجَرَةُ ٱلزَّقُّومِ

eẕâlike ḫayrun nüzülen em şeceratü-zzeḳḳûm.

(Nimet olarak) Bu mu daha hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı?

63 23. cüz · 448. sayfa

إِنَّا جَعَلْنَٰهَا فِتْنَةً لِّلظَّٰلِمِينَ

innâ ce`alnâhâ fitnetel liżżâlimîn.

Biz onu zalimler için bir fitne kıldık.

64 23. cüz · 448. sayfa

إِنَّهَا شَجَرَةٌ تَخْرُجُ فِىٓ أَصْلِ ٱلْجَحِيمِ

innehâ şeceratün taḫrucü fî aṣli-lceḥîm.

O, Cehennem'in dibinden çıkan bir ağaçtır.

65 23. cüz · 448. sayfa

طَلْعُهَا كَأَنَّهُۥ رُءُوسُ ٱلشَّيَٰطِينِ

ṭal`uhâ keennehû ruûsü-şşeyâṭîn.

Tomurcukları (ürünleri) sanki Şeytanlar'ın başları gibidir.

66 23. cüz · 448. sayfa

فَإِنَّهُمْ لَـَٔاكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ

feinnehüm leâkilûne minhâ femâliûne minhe-lbüṭûn.

İşte onlar, bundan yerler ve karınlarını onunla doldururlar.

67 23. cüz · 448. sayfa

ثُمَّ إِنَّ لَهُمْ عَلَيْهَا لَشَوْبًا مِّنْ حَمِيمٍ

ŝümme inne lehüm `aleyhâ leşevbem min ḥamîm.

Sonra, onlar için üzerine kaynar su katılmış içki vardır.

68 23. cüz · 448. sayfa

ثُمَّ إِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَإِلَى ٱلْجَحِيمِ

ŝümme inne merci`ahüm leile-lceḥîm.

Sonra da onların dönüşü yine Cehennem'edir.

69 23. cüz · 448. sayfa

إِنَّهُمْ أَلْفَوْا۟ ءَابَآءَهُمْ ضَآلِّينَ

innehüm elfev âbâehüm ḍâllîn.

Onlar; babalarını, atalarını sapık kimseler olarak bulmuşlardı.

70 23. cüz · 448. sayfa

فَهُمْ عَلَىٰٓ ءَاثَٰرِهِمْ يُهْرَعُونَ

fehüm `alâ âŝârihim yühra`ûn.

Kendileri de onların izlerinden koşturuluyorlardı.

71 23. cüz · 448. sayfa

وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ أَكْثَرُ ٱلْأَوَّلِينَ

veleḳad ḍalle ḳablehüm ekŝeru-l'evvelîn.

Andolsun ki, onlardan önce eski milletlerin çoğu dalâlete düştü.

72 23. cüz · 448. sayfa

وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا فِيهِم مُّنذِرِينَ

veleḳad erselnâ fîhim münẕirîn.

Andolsun ki, onlar arasında uyarıp, korkutanlar göndermiştik.

73 23. cüz · 448. sayfa

فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلْمُنذَرِينَ

fenżur keyfe kâne `âḳibetü-lmünẕerîn.

Uyarılanların sonlarının nasıl olduğuna bir bak!

74 23. cüz · 448. sayfa

إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

illâ `ibâde-llâhi-lmuḫleṣîn.

Allah’ın ihlaslı kulları müstesna.

75 23. cüz · 448. sayfa

وَلَقَدْ نَادَىٰنَا نُوحٌ فَلَنِعْمَ ٱلْمُجِيبُونَ

veleḳad nâdânâ nûḥun feleni`me-lmücîbûn.

Andolsun, Nuh bize seslenmişti de ne güzel icâbet etmiştik!

76 23. cüz · 448. sayfa

وَنَجَّيْنَٰهُ وَأَهْلَهُۥ مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ

venecceynâhü veehlehû mine-lkerbi-l`ażîm.

Onu ve ailesini o büyük sıkıntıdan kurtarmıştık.

77 23. cüz · 449. sayfa

وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُۥ هُمُ ٱلْبَاقِينَ

vece`alnâ ẕürriyyetehû hümü-lbâḳîn.

Yalnız onun soyunu sürekli kıldık.

78 23. cüz · 449. sayfa

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ

veteraknâ `aleyhi fi-l'âḫirîn.

Sonradan gelenler arasında onun için (güzel bir) nam bıraktık.

79 23. cüz · 449. sayfa

سَلَٰمٌ عَلَىٰ نُوحٍ فِى ٱلْعَٰلَمِينَ

selâmün `alâ nûḥin fi-l`âlemîn.

Âlemler içinde Nûh’a selam olsun!

80 23. cüz · 449. sayfa

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

innâ keẕâlike neczi-lmuḥsinîn.

Biz, iyilik yapan ihsan sahiplerini işte böyle ödüllendiririz.

81 23. cüz · 449. sayfa

إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ

innehû min `ibâdine-lmü'minîn.

Çünkü o, Mümin kullarımızdan idi.

82 23. cüz · 449. sayfa

ثُمَّ أَغْرَقْنَا ٱلْـَٔاخَرِينَ

ŝümme agraḳne-l'âḫarîn.

Sonra ötekilerini suda boğduk.

83 23. cüz · 449. sayfa

وَإِنَّ مِن شِيعَتِهِۦ لَإِبْرَٰهِيمَ

veinne min şî`atihî leibrâhîm.

Şüphesiz İbrahim de onun yolunda olanlardan idi.

84 23. cüz · 449. sayfa

إِذْ جَآءَ رَبَّهُۥ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ

iẕ câe rabbehû biḳalbin selîm.

Hani O, Rabbine (şirkten) selamette olan bir kalp ile gelmişti.

85 23. cüz · 449. sayfa

إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦ مَاذَا تَعْبُدُونَ

iẕ ḳâle liebîhi veḳavmihî mâẕâ ta`büdûn.

Hani o, babasına ve kavmine; “Neye ibadet ediyorsunuz?” demişti.

86 23. cüz · 449. sayfa

أَئِفْكًا ءَالِهَةً دُونَ ٱللَّهِ تُرِيدُونَ

eifken âliheten dûne-llâhi türîdûn.

"Allah’tan başka uydurma ilahlar mı istiyorsunuz?"

87 23. cüz · 449. sayfa

فَمَا ظَنُّكُم بِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

femâ żannüküm birabbi-l`âlemîn.

“Âlemlerin Rabbi hakkında zannınız nedir?”

88 23. cüz · 449. sayfa

فَنَظَرَ نَظْرَةً فِى ٱلنُّجُومِ

feneżara nażraten fi-nnücûm.

Derken yıldızlara bir göz attı.

89 23. cüz · 449. sayfa

فَقَالَ إِنِّى سَقِيمٌ

feḳâle innî seḳîm.

“Ben hastayım.” dedi.

90 23. cüz · 449. sayfa

فَتَوَلَّوْا۟ عَنْهُ مُدْبِرِينَ

fetevellev `anhü müdbirîn.

Arkalarını dönüp gittiler.

91 23. cüz · 449. sayfa

فَرَاغَ إِلَىٰٓ ءَالِهَتِهِمْ فَقَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ

ferâga ilâ âlihetihim feḳâle elâ te'külûn.

Bunun üzerine gizlice onların ilahlarına varıp; “Yemek yemiyor musunuz?” dedi.

92 23. cüz · 449. sayfa

مَا لَكُمْ لَا تَنطِقُونَ

mâ leküm lâ tenṭiḳûn.

"Size ne oldu da konuşmuyorsunuz?"

93 23. cüz · 449. sayfa

فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًۢا بِٱلْيَمِينِ

ferâga `aleyhim ḍarbem bilyemîn.

Sonra üzerlerine gelip sağ eliyle (kuvvetle) vurdu.

94 23. cüz · 449. sayfa

فَأَقْبَلُوٓا۟ إِلَيْهِ يَزِفُّونَ

feaḳbelû ileyhi yeziffûn.

Bunun üzerine hemen koşarak kendisine geldiler.

95 23. cüz · 449. sayfa

قَالَ أَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَ

ḳâle eta`büdûne mâ tenḥitûn.

İbrahim onlara: "Ellerinizle yonttuğunuz şeylere mi ibadet ediyorsunuz?" dedi.

96 23. cüz · 449. sayfa

وَٱللَّهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ

vellâhü ḫaleḳaküm vemâ ta`melûn.

Oysa sizi de, yapmakta olduklarınızı da Allah yaratmıştır.

97 23. cüz · 449. sayfa

قَالُوا۟ ٱبْنُوا۟ لَهُۥ بُنْيَٰنًا فَأَلْقُوهُ فِى ٱلْجَحِيمِ

ḳâlü-bnû lehû bünyânen feelḳûhü fi-lceḥîm.

"Onun için bir bina yapın, onu alevli ateşin içine atın!" dediler.

98 23. cüz · 449. sayfa

فَأَرَادُوا۟ بِهِۦ كَيْدًا فَجَعَلْنَٰهُمُ ٱلْأَسْفَلِينَ

feerâdû bihî keyden fece`alnâhümü-l'esfelîn.

Böylece ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de onları en aşağılık kimseler kıldık.

99 23. cüz · 449. sayfa

وَقَالَ إِنِّى ذَاهِبٌ إِلَىٰ رَبِّى سَيَهْدِينِ

veḳâle innî ẕâhibün ilâ rabbî seyehdîn.

Dedi ki: "Ben Rabbime gideceğim. O, beni doğru yola iletecektir."

100 23. cüz · 449. sayfa

رَبِّ هَبْ لِى مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ

rabbi heb lî mine-ṣṣâliḥîn.

"Rabbim, bana salihlerden bir evlat bağışla."

101 23. cüz · 449. sayfa

فَبَشَّرْنَٰهُ بِغُلَٰمٍ حَلِيمٍ

febeşşernâhü bigulâmin ḥalîm.

Biz de ona yumuşak huylu bir erkek çocuk müjdeledik.

102 23. cüz · 449. sayfa

فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ ٱلسَّعْىَ قَالَ يَٰبُنَىَّ إِنِّىٓ أَرَىٰ فِى ٱلْمَنَامِ أَنِّىٓ أَذْبَحُكَ فَٱنظُرْ مَاذَا تَرَىٰ قَالَ يَٰٓأَبَتِ ٱفْعَلْ مَا تُؤْمَرُ سَتَجِدُنِىٓ إِن شَآءَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلصَّٰبِرِينَ

felemmâ belega me`ahü-ssa`ye ḳâle yâ büneyye innî erâ fi-lmenâmi ennî eẕbeḥuke fenżur mâẕâ terâ. ḳâle yâ ebeti-f`al mâ tü'mer. setecidünî in şâe-llâhü mine-ṣṣâbirîn.

Ne zaman ki o babasının yanı sıra yürümeye başlayınca dedi ki: “Oğulcağızım, gerçekten ben rüyamda seni boğazladığımı görüyorum. Bak, artık sen ne düşünürsün?” Dedi ki: “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.”

103 23. cüz · 450. sayfa

فَلَمَّآ أَسْلَمَا وَتَلَّهُۥ لِلْجَبِينِ

felemmâ eslemâ vetellehû lilcebîn.

Böylece her ikisi de (Allah’ın emrine) boyun eğip, İbrahim de onu (boğazlamak için) alnı üstü yere yatırdı.

104 23. cüz · 450. sayfa

وَنَٰدَيْنَٰهُ أَن يَٰٓإِبْرَٰهِيمُ

venâdeynâhü ey yâ ibrâhîm.

Biz ona: “Ey İbrahim!” diye seslendik.

105 23. cüz · 450. sayfa

قَدْ صَدَّقْتَ ٱلرُّءْيَآ إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

ḳad ṣaddaḳte-rru'yâ. innâ keẕâlike neczi-lmuḥsinîn.

Sen rüyanı gerçekten tasdik ettin. Biz, iyileri böyle mükâfatlandırırız.

106 23. cüz · 450. sayfa

إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلْبَلَٰٓؤُا۟ ٱلْمُبِينُ

inne hâẕâ lehüve-lbelâü-lmübîn.

Doğrusu bu, apaçık bir imtihandı.

107 23. cüz · 450. sayfa

وَفَدَيْنَٰهُ بِذِبْحٍ عَظِيمٍ

vefedeynâhü biẕibḥin `ażîm.

Biz ona fidye olarak büyük bir kurbanlık verdik.

108 23. cüz · 450. sayfa

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ

veteraknâ `aleyhi fi-l'âḫirîn.

Sonradan gelenler arasında onun için (güzel bir) nam bıraktık.

109 23. cüz · 450. sayfa

سَلَٰمٌ عَلَىٰٓ إِبْرَٰهِيمَ

selâmün `alâ ibrâhîm.

İbrahim’e selam olsun!

110 23. cüz · 450. sayfa

كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

keẕâlike neczi-lmuḥsinîn.

Biz, iyilik yapan ihsan sahiplerini işte böyle ödüllendiririz.

111 23. cüz · 450. sayfa

إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ

innehû min `ibâdine-lmü'minîn.

Çünkü o, Mümin kullarımızdan idi.

112 23. cüz · 450. sayfa

وَبَشَّرْنَٰهُ بِإِسْحَٰقَ نَبِيًّا مِّنَ ٱلصَّٰلِحِينَ

vebeşşernâhü biisḥâḳa nebiyyem mine-ṣṣâliḥîn.

Biz ona, salihlerden bir peygamber olarak İshak'ı müjdeledik.

113 23. cüz · 450. sayfa

وَبَٰرَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلَىٰٓ إِسْحَٰقَ وَمِن ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌ وَظَالِمٌ لِّنَفْسِهِۦ مُبِينٌ

vebâraknâ `aleyhi ve`alâ isḥâḳ. vemin ẕürriyyetihimâ muḥsinüv veżâlimül linefsihî mübîn.

Onu ve İshak’ı mübarek kıldık. İkisinin soyundan iyi davranan da var, açıkça kendi nefsine zulmetmekte olan da.

114 23. cüz · 450. sayfa

وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ

veleḳad menennâ `alâ mûsâ vehârûn.

Andolsun ki, biz Mûsâ'ya ve Hârûn'a da lütufta bulunduk.

115 23. cüz · 450. sayfa

وَنَجَّيْنَٰهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ

venecceynâhümâ veḳavmehümâ mine-lkerbi-l`ażîm.

Onları ve kavimlerini, o büyük sıkıntıdan kurtardık.

116 23. cüz · 450. sayfa

وَنَصَرْنَٰهُمْ فَكَانُوا۟ هُمُ ٱلْغَٰلِبِينَ

veneṣarnâhüm fekânû hümü-lgâlibîn.

Onlara yardım ettik. Böylece üstün gelenler onlar oldular.

117 23. cüz · 450. sayfa

وَءَاتَيْنَٰهُمَا ٱلْكِتَٰبَ ٱلْمُسْتَبِينَ

veâteynâhüme-lkitâbe-lmüstebîn.

O ikisine apaçık olan kitabı verdik.

118 23. cüz · 450. sayfa

وَهَدَيْنَٰهُمَا ٱلصِّرَٰطَ ٱلْمُسْتَقِيمَ

vehedeynâhüme-ṣṣirâṭa-lmüsteḳîm.

Her ikisini de doğru yola ilettik.

119 23. cüz · 450. sayfa

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِمَا فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ

veteraknâ `aleyhimâ fi-l'âḫirîn.

Sonradan gelenler arasında o ikisi için (güzel bir) nam bıraktık.

120 23. cüz · 450. sayfa

سَلَٰمٌ عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ

selâmün `alâ mûsâ vehârûn.

Mûsâ ve Hârûn’a selam olsun!

121 23. cüz · 450. sayfa

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

innâ keẕâlike neczi-lmuḥsinîn.

Biz, iyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz.

122 23. cüz · 450. sayfa

إِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ

innehümâ min `ibâdine-lmü'minîn.

Çünkü o ikisi, Mümin kullarımızdan idi.

123 23. cüz · 450. sayfa

وَإِنَّ إِلْيَاسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ

veinne ilyâse lemine-lmürselîn.

Muhakkak İlyas da gönderilmiş rasullerdendi.

124 23. cüz · 450. sayfa

إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِۦٓ أَلَا تَتَّقُونَ

iẕ ḳâle liḳavmihî elâ tetteḳûn.

Halkına şöyle demişti: “Siz korkup sakınmaz mısınız?”

125 23. cüz · 450. sayfa

أَتَدْعُونَ بَعْلًا وَتَذَرُونَ أَحْسَنَ ٱلْخَٰلِقِينَ

eted`ûne ba`lev veteẕerûne aḥsene-lḫâliḳîn.

"Yaratıcıların en iyisini bırakıp Ba’l (adlı puta) mi ibadet ediyorsunuz?"

126 23. cüz · 450. sayfa

ٱللَّهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ

allâhe rabbeküm verabbe âbâikümü-l'evvelîn.

Sizin Rabbiniz de, geçmiş atalarınızın da Rabbi Allah'tır.

127 23. cüz · 451. sayfa

فَكَذَّبُوهُ فَإِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ

fekeẕẕebûhü feinnehüm lemuḥḍarûn.

Onu yalanladılar, bundan dolayı gerçekten onlar, (azap için getirilip) hazır bulundurulacak olanlardır.

128 23. cüz · 451. sayfa

إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

illâ `ibâde-llâhi-lmuḫleṣîn.

Allah’ın ihlaslı kulları müstesna.

129 23. cüz · 451. sayfa

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ

veteraknâ `aleyhi fi-l'âḫirîn.

Sonradan gelenler arasında (güzel bir) nam bıraktık.

130 23. cüz · 451. sayfa

سَلَٰمٌ عَلَىٰٓ إِلْ يَاسِينَ

selâmün `alâ ilyâsîn.

İlyas’a selam olsun!

131 23. cüz · 451. sayfa

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

innâ keẕâlike neczi-lmuḥsinîn.

Biz, iyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz.

132 23. cüz · 451. sayfa

إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ

innehû min `ibâdine-lmü'minîn.

Çünkü o, Mümin kullarımızdan idi.

133 23. cüz · 451. sayfa

وَإِنَّ لُوطًا لَّمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ

veinne lûṭal lemine-lmürselîn.

Şüphesiz Lût da gönderilmiş rasullerdendir.

134 23. cüz · 451. sayfa

إِذْ نَجَّيْنَٰهُ وَأَهْلَهُۥٓ أَجْمَعِينَ

iẕ necceynâhü veehlehû ecme`în.

Hani biz onu ve aile halkını birlikte kurtarmıştık.

135 23. cüz · 451. sayfa

إِلَّا عَجُوزًا فِى ٱلْغَٰبِرِينَ

illâ `acûzen fi-lgâbirîn.

Ancak bir kocakarı müstesna. O, geride kalanlardan oldu.

136 23. cüz · 451. sayfa

ثُمَّ دَمَّرْنَا ٱلْـَٔاخَرِينَ

ŝümme demmerne-l'âḫarîn.

Sonra diğerlerini helâk ettik.

137 23. cüz · 451. sayfa

وَإِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَيْهِم مُّصْبِحِينَ

veinneküm letemürrûne `aleyhim muṣbiḥîn.

Siz, sabah vakti onların (diyarından) muhakkak geçip gidiyorsunuz.

138 23. cüz · 451. sayfa

وَبِٱلَّيْلِ أَفَلَا تَعْقِلُونَ

vebilleyl. efelâ ta`ḳilûn.

Ve geceleyin (de onlara uğruyorsunuz). Yine de akıllanmayacak mısınız?

139 23. cüz · 451. sayfa

وَإِنَّ يُونُسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ

veinne yûnüse lemine-lmürselîn.

Muhakkak Yûnus da gönderilmiş rasullerdendi.

140 23. cüz · 451. sayfa

إِذْ أَبَقَ إِلَى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ

iẕ ebeḳa ile-lfülki-lmeşḥûn.

Hani o, kaçıp yüklü bir gemiye binmişti.

141 23. cüz · 451. sayfa

فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ ٱلْمُدْحَضِينَ

fesâheme fekâne mine-lmüdḥaḍîn.

Kura çekmişler ve kaybedenlerden olmuştu.

142 23. cüz · 451. sayfa

فَٱلْتَقَمَهُ ٱلْحُوتُ وَهُوَ مُلِيمٌ

felteḳamehü-lḥûtü vehüve mülîm.

Derken onu balık yutmuştu, o kınanır bir davranışta bulunmuştu.

143 23. cüz · 451. sayfa

فَلَوْلَآ أَنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلْمُسَبِّحِينَ

felevlâ ennehû kâne mine-lmüsebbiḥîn.

Eğer o gerçekten tesbih edenlerden olmasaydı,

144 23. cüz · 451. sayfa

لَلَبِثَ فِى بَطْنِهِۦٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ

lelebiŝe fî baṭnih ilâ yevmi yüb`aŝûn.

İnsanların tekrar diriltilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.

145 23. cüz · 451. sayfa

فَنَبَذْنَٰهُ بِٱلْعَرَآءِ وَهُوَ سَقِيمٌ

fenebeẕnâhü bil`arâi vehüve seḳîm.

Biz de onu, hasta bir halde boş bir alana/sahile attık.

146 23. cüz · 451. sayfa

وَأَنۢبَتْنَا عَلَيْهِ شَجَرَةً مِّن يَقْطِينٍ

veembetnâ `aleyhi şeceratem miy yaḳṭîn.

Üzerine kabak türünden (gölge yapması için) bir ağaç bitirdik.

147 23. cüz · 451. sayfa

وَأَرْسَلْنَٰهُ إِلَىٰ مِا۟ئَةِ أَلْفٍ أَوْ يَزِيدُونَ

veerselnâhü ilâ mieti elfin ev yezîdûn.

Sonra da onu, yüz bin kişiye hatta daha fazlasına gönderdik.

148 23. cüz · 451. sayfa

فَـَٔامَنُوا۟ فَمَتَّعْنَٰهُمْ إِلَىٰ حِينٍ

feâmenû femetta`nâhüm ilâ ḥîn.

Sonunda ona iman ettiler. Biz de onları bir süreye kadar yararlandırdık.

149 23. cüz · 451. sayfa

فَٱسْتَفْتِهِمْ أَلِرَبِّكَ ٱلْبَنَاتُ وَلَهُمُ ٱلْبَنُونَ

festeftihim elirabbike-lbenâtü velehümü-lbenûn.

Şimdi onlara sor: “Kız çocukları Rabbinin, erkek çocukları da kendilerinin midir?”

150 23. cüz · 451. sayfa

أَمْ خَلَقْنَا ٱلْمَلَٰٓئِكَةَ إِنَٰثًا وَهُمْ شَٰهِدُونَ

em ḫalaḳne-lmelâikete inâŝev vehüm şâhidûn.

Yoksa biz melekleri dişi olarak yarattık da onlar buna şahit mi oldular?

151 23. cüz · 451. sayfa

أَلَآ إِنَّهُم مِّنْ إِفْكِهِمْ لَيَقُولُونَ

elâ innehüm min ifkihim leyeḳûlûn.

İyi bilin ki onlar iftiralarından dolayı derler ki:

152 23. cüz · 451. sayfa

وَلَدَ ٱللَّهُ وَإِنَّهُمْ لَكَٰذِبُونَ

velede-llâhü veinnehüm lekâẕibûn.

“Allah doğurdu.” (diyorlar) Şüphesiz onlar elbette yalancıdırlar.

153 23. cüz · 451. sayfa

أَصْطَفَى ٱلْبَنَاتِ عَلَى ٱلْبَنِينَ

aṣṭafe-lbenâti `ale-lbenîn.

Allah kızları, oğullara tercih mi etmiş?

154 23. cüz · 452. sayfa

مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ

mâ leküm. keyfe taḥkümûn.

Size ne oluyor? Nasıl hüküm veriyorsunuz?

155 23. cüz · 452. sayfa

أَفَلَا تَذَكَّرُونَ

efelâ teẕekkerûn.

Düşünüp öğüt almaz mısınız?

156 23. cüz · 452. sayfa

أَمْ لَكُمْ سُلْطَٰنٌ مُّبِينٌ

em leküm sülṭânüm mübîn.

Yoksa sizin çok açık bir deliliniz mi var?

157 23. cüz · 452. sayfa

فَأْتُوا۟ بِكِتَٰبِكُمْ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ

fe'tû bikitâbiküm in küntüm ṣâdiḳîn.

Eğer doğru söylüyorsanız, haydi kitabınızı getirin.

158 23. cüz · 452. sayfa

وَجَعَلُوا۟ بَيْنَهُۥ وَبَيْنَ ٱلْجِنَّةِ نَسَبًا وَلَقَدْ عَلِمَتِ ٱلْجِنَّةُ إِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ

vece`alû beynehû vebeyne-lcinneti nesebâ. veleḳad `alimeti-lcinnetü innehüm lemuḥḍarûn.

Onlar, kendisiyle (Allah ile) cinler arasında bir soy-bağı kurdular. Andolsun ki, melekler de (bunu söyleyenlerin) hesap yerine götürüleceklerini bilirler.

159 23. cüz · 452. sayfa

سُبْحَٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ

sübḥâne-llâhi `ammâ yeṣifûn.

Allah; onların yakıştırdıkları şeylerden münezzehtir.

160 23. cüz · 452. sayfa

إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

illâ `ibâde-llâhi-lmuḫleṣîn.

Allah’ın ihlaslı kulları müstesna.

161 23. cüz · 452. sayfa

فَإِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ

feinneküm vemâ ta`büdûn.

Artık ne siz ne de ibadet ettikleriniz;

162 23. cüz · 452. sayfa

مَآ أَنتُمْ عَلَيْهِ بِفَٰتِنِينَ

mâ entüm `aleyhi bifâtinîn.

O'na karşı hiç kimseyi fitneye düşüremezsiniz.

163 23. cüz · 452. sayfa

إِلَّا مَنْ هُوَ صَالِ ٱلْجَحِيمِ

illâ men hüve ṣâli-lceḥîm.

Ancak Cehennem'e girecek olanlar müstesna.

164 23. cüz · 452. sayfa

وَمَا مِنَّآ إِلَّا لَهُۥ مَقَامٌ مَّعْلُومٌ

vemâ minnâ illâ lehû meḳâmüm ma`lûm.

(Melekler der ki:) “Bizden her birimiz için belli bir makam vardır.”

165 23. cüz · 452. sayfa

وَإِنَّا لَنَحْنُ ٱلصَّآفُّونَ

veinnâ lenaḥnu-ṣṣâffûn.

Muhakkak biz saf saf duranlarız.

166 23. cüz · 452. sayfa

وَإِنَّا لَنَحْنُ ٱلْمُسَبِّحُونَ

veinnâ lenaḥnü-lmüsebbiḥûn.

Ve şüphesiz biz tesbih edenleriz.

167 23. cüz · 452. sayfa

وَإِن كَانُوا۟ لَيَقُولُونَ

vein kânû leyeḳûlûn.

Muhakkak onlar şöyle diyorlardı:

168 23. cüz · 452. sayfa

لَوْ أَنَّ عِندَنَا ذِكْرًا مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ

lev enne `indenâ ẕikram mine-l'evvelîn.

“Eğer yanımızda öncekilerden bir zikir (kitap) bulunmuş olsaydı.”

169 23. cüz · 452. sayfa

لَكُنَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

lekünnâ `ibâde-llâhi-lmuḫleṣîn.

“Gerçekten bizler de, Allah'ın muhlis olan kullarından olurduk.”

170 23. cüz · 452. sayfa

فَكَفَرُوا۟ بِهِۦ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ

fekeferû bih. fesevfe ya`lemûn.

Fakat ona (iman etmeyip) kâfir oldular, ileride (küfürlerinin akıbetini) bilecekler.

171 23. cüz · 452. sayfa

وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا ٱلْمُرْسَلِينَ

veleḳad sebeḳat kelimetünâ li`ibâdine-lmürselîn.

Andolsun, peygamber olarak gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmişti:

172 23. cüz · 452. sayfa

إِنَّهُمْ لَهُمُ ٱلْمَنصُورُونَ

innehüm lehümü-lmenṣûrûn.

“Onlara mutlaka yardım edilecektir.”

173 23. cüz · 452. sayfa

وَإِنَّ جُندَنَا لَهُمُ ٱلْغَٰلِبُونَ

veinne cündenâ lehümü-lgâlibûn.

Ve galip gelecek olanlar, mutlaka bizim ordumuzdur.

174 23. cüz · 452. sayfa

فَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍ

fetevelle `anhüm ḥattâ ḥîn.

Öyleyse sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.

175 23. cüz · 452. sayfa

وَأَبْصِرْهُمْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ

veebṣirhüm fesevfe yübṣirûn.

(Başlarına geleceğini) gözetle. Nitekim onlar da yakında görecekler.

176 23. cüz · 452. sayfa

أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ

efebi`aẕâbinâ yesta`cilûn.

Yoksa azabımızın çabuk gelmesini mi istiyorlar?

177 23. cüz · 452. sayfa

فَإِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَآءَ صَبَاحُ ٱلْمُنذَرِينَ

feiẕâ nezele bisâḥatihim fesâe ṣabâḥu-lmünẕerîn.

Fakat (azap) onların sahasına indiği zaman, uyarılıp korkutulanların sabahı pek de kötü olacak!

178 23. cüz · 452. sayfa

وَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍ

vetevelle `anhüm ḥattâ ḥîn.

Bir süreye kadar onlardan yüz çevir.

179 23. cüz · 452. sayfa

وَأَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ

veebṣir fesevfe yübṣirûn.

Ve (başlarına geleceği) gözetle. Nitekim onlar da yakında görecekler.

180 23. cüz · 452. sayfa

سُبْحَٰنَ رَبِّكَ رَبِّ ٱلْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ

sübḥâne rabbike rabbi-l`izzeti `ammâ yeṣifûn.

Üstünlük (izzet) sahibi Rabbin onların nitelemelerinden münezzehtir.

181 23. cüz · 452. sayfa

وَسَلَٰمٌ عَلَى ٱلْمُرْسَلِينَ

veselâmün `ale-lmürselîn.

Gönderilmiş resûllere selam olsun.

182 23. cüz · 452. sayfa

وَٱلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

velḥamdü lillâhi rabbi-l`âlemîn.

Hamt, âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.

1 23. cüz · 453. sayfa

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ صٓ وَٱلْقُرْءَانِ ذِى ٱلذِّكْرِ

ṣâd. velḳur'âni ẕi-ẕẕikr.

Sâd.[1] Öğüt dolu Kur’an’a yemin olsun ki!

[1] Bkz: Bakara Suresi 1. ayetinin dipnotu.

2 23. cüz · 453. sayfa

بَلِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ فِى عِزَّةٍ وَشِقَاقٍ

beli-lleẕîne keferû fî `izzetiv veşiḳâḳ.

Hayır. O inkâr edenler bir büyüklenme ve ayrılık içindedirler.

3 23. cüz · 453. sayfa

كَمْ أَهْلَكْنَا مِن قَبْلِهِم مِّن قَرْنٍ فَنَادَوا۟ وَّلَاتَ حِينَ مَنَاصٍ

kem ehleknâ min ḳablihim min ḳarnin fenâdev velâte ḥîne menâṣ.

Onlardan önce nice nesiller helâk ettik, onlar da feryat ettiler. Hâlbuki kurtulma vakti değildi.

4 23. cüz · 453. sayfa

وَعَجِبُوٓا۟ أَن جَآءَهُم مُّنذِرٌ مِّنْهُمْ وَقَالَ ٱلْكَٰفِرُونَ هَٰذَا سَٰحِرٌ كَذَّابٌ

ve`acibû en câehüm münẕirum minhüm. veḳâle-lkâfirûne hâẕâ sâḥirun keẕẕâb.

Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaşırdılar. Kâfirler dedi ki: "Bu, yalancı bir sihirbazdır!"

5 23. cüz · 453. sayfa

أَجَعَلَ ٱلْـَٔالِهَةَ إِلَٰهًا وَٰحِدًا إِنَّ هَٰذَا لَشَىْءٌ عُجَابٌ

ece`ale-l'âlihete ilâhev vâḥidâ. inne hâẕâ leşey'ün `ucâb.

İlahları tek bir ilah mı yaptı? Bu, hayret edilecek bir şeydir.

6 23. cüz · 453. sayfa

وَٱنطَلَقَ ٱلْمَلَأُ مِنْهُمْ أَنِ ٱمْشُوا۟ وَٱصْبِرُوا۟ عَلَىٰٓ ءَالِهَتِكُمْ إِنَّ هَٰذَا لَشَىْءٌ يُرَادُ

venṭaleḳa-lmeleü minhüm eni-mşû vaṣbirû `alâ âlihetiküm. inne hâẕâ leşey'üy yürâd.

Onların ileri gelenleri: "Yürüyün! İlahlarınız üzerinde sebat/kararlılık gösterin. Sizden istenen şey budur." diye harekete geçtiler.

7 23. cüz · 453. sayfa

مَا سَمِعْنَا بِهَٰذَا فِى ٱلْمِلَّةِ ٱلْـَٔاخِرَةِ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا ٱخْتِلَٰقٌ

mâ semi`nâ bihâẕâ fi-lmilleti-l'âḫirah. in hâẕâ ille-ḫtilâḳ.

Biz bunu diğer dinde de işitmedik. Bu sadece bir uydurmadır.

8 23. cüz · 453. sayfa

أَءُنزِلَ عَلَيْهِ ٱلذِّكْرُ مِنۢ بَيْنِنَا بَلْ هُمْ فِى شَكٍّ مِّن ذِكْرِى بَل لَّمَّا يَذُوقُوا۟ عَذَابِ

eünzile `aleyhi-ẕẕikru mim beyninâ. bel hüm fî şekkim min ẕikrî. bel lemmâ yeẕûḳû `aẕâb.

Kur’an, aramızdan ona mı indirilmiş? Hayır! Onlar zikrimden şüphe ediyorlar. Çünkü henüz azabımı tatmadılar.

9 23. cüz · 453. sayfa

أَمْ عِندَهُمْ خَزَآئِنُ رَحْمَةِ رَبِّكَ ٱلْعَزِيزِ ٱلْوَهَّابِ

em `indehüm ḫazâinü raḥmeti rabbike-l`azîzi-lvehhâb.

Yoksa, güçlü ve çok ihsan sahibi olan Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında mıdır?

10 23. cüz · 453. sayfa

أَمْ لَهُم مُّلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا فَلْيَرْتَقُوا۟ فِى ٱلْأَسْبَٰبِ

em lehüm mülkü-ssemâvâti vel'arḍi vemâ beynehümâ. felyerteḳû fi-l'esbâb.

Yoksa göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların mülkü onlara mı ait? Öyle ise (göklerin) yollarına yükselsinler (görelim)!

11 23. cüz · 453. sayfa

جُندٌ مَّا هُنَالِكَ مَهْزُومٌ مِّنَ ٱلْأَحْزَابِ

cündüm mâ hünâlike mehzûmüm mine-l'aḥzâb.

Onlar burada takım takım bozguna uğramış perişan bir ordudur.

12 23. cüz · 453. sayfa

كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَعَادٌ وَفِرْعَوْنُ ذُو ٱلْأَوْتَادِ

keẕẕebet ḳablehüm ḳavmü nûḥiv ve`âdüv vefir`avnü ẕü-l'evtâd.

Onlardan önce Nûh kavmi, Âd (kavmi) ve kazıklar sahibi Firavun da yalanlamıştı.

13 23. cüz · 453. sayfa

وَثَمُودُ وَقَوْمُ لُوطٍ وَأَصْحَٰبُ لْـَٔيْكَةِ أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلْأَحْزَابُ

veŝemûdü veḳavmü lûṭiv veaṣḥâbü-l'eykeh. ülâike-l'aḥzâb.

Semûd ve Lût’un kavmi de, Eyke halkı da. İşte onlar da birer grup idiler.

14 23. cüz · 453. sayfa

إِن كُلٌّ إِلَّا كَذَّبَ ٱلرُّسُلَ فَحَقَّ عِقَابِ

in küllün illâ keẕẕebe-rrusüle feḥaḳḳa `iḳâb.

Onların her biri rasûlleri yalanladılar da azabımı hak ettiler.

15 23. cüz · 453. sayfa

وَمَا يَنظُرُ هَٰٓؤُلَآءِ إِلَّا صَيْحَةً وَٰحِدَةً مَّا لَهَا مِن فَوَاقٍ

vemâ yenżuru hâülâi illâ ṣayḥatev vâḥidetem mâ lehâ min fevâḳ.

Onlar geri dönüşü olmayan bir tek çığlıktan başka bir şey beklemiyorlar.

16 23. cüz · 453. sayfa

وَقَالُوا۟ رَبَّنَا عَجِّل لَّنَا قِطَّنَا قَبْلَ يَوْمِ ٱلْحِسَابِ

veḳâlû rabbenâ `accil lenâ ḳiṭṭanâ ḳable yevmi-lḥisâb.

"Rabbimiz! Hesap gününden önce bizim payımızı çabucak ver." derler.

17 23. cüz · 454. sayfa

ٱصْبِرْ عَلَىٰ مَا يَقُولُونَ وَٱذْكُرْ عَبْدَنَا دَاوُۥدَ ذَا ٱلْأَيْدِ إِنَّهُۥٓ أَوَّابٌ

iṣbir `alâ mâ yeḳûlûne veẕkür `abdenâ dâvûde ẕe-l'eyd. innehû evvâb.

Onların söylediklerine sabırlı ol. O kuvvet sahibi kulumuz Dâvud'u hatırla. O, her zaman Allah'a yönelirdi.

18 23. cüz · 454. sayfa

إِنَّا سَخَّرْنَا ٱلْجِبَالَ مَعَهُۥ يُسَبِّحْنَ بِٱلْعَشِىِّ وَٱلْإِشْرَاقِ

innâ seḫḫarne-lcibâle me`ahû yüsebbiḥne bil`aşiyyi vel'işrâḳ.

Doğrusu biz dağlara boyun eğdirdik. Akşam ve sabah onlar kendisiyle (Dâvud ile) birlikte (Allah'ı) tesbih ederlerdi.

19 23. cüz · 454. sayfa

وَٱلطَّيْرَ مَحْشُورَةً كُلٌّ لَّهُۥٓ أَوَّابٌ

veṭṭayra maḥşûrah. küllül lehû evvâb.

Toplanmış kuşlarda (onunla birlikte tesbih ettiler) Hepsi de ona yönelip, uydular.

20 23. cüz · 454. sayfa

وَشَدَدْنَا مُلْكَهُۥ وَءَاتَيْنَٰهُ ٱلْحِكْمَةَ وَفَصْلَ ٱلْخِطَابِ

veşedednâ mülkehû veâteynâhü-lḥikmete vefaṣle-lḫiṭâb.

Onun hükümranlığını kuvvetlendirmiştik. Ona hikmet ve kesin hüküm kabiliyeti vermiştik.

21 23. cüz · 454. sayfa

وَهَلْ أَتَىٰكَ نَبَؤُا۟ ٱلْخَصْمِ إِذْ تَسَوَّرُوا۟ ٱلْمِحْرَابَ

vehel etâke nebeü-lḫaṣm. iẕ tesevveru-lmiḥrâb.

Sana davacıların haberi geldi mi? Hani onlar duvarı aşarak mabede girmişlerdi.

22 23. cüz · 454. sayfa

إِذْ دَخَلُوا۟ عَلَىٰ دَاوُۥدَ فَفَزِعَ مِنْهُمْ قَالُوا۟ لَا تَخَفْ خَصْمَانِ بَغَىٰ بَعْضُنَا عَلَىٰ بَعْضٍ فَٱحْكُم بَيْنَنَا بِٱلْحَقِّ وَلَا تُشْطِطْ وَٱهْدِنَآ إِلَىٰ سَوَآءِ ٱلصِّرَٰطِ

iẕ deḫalû `alâ dâvûde fefezi`a minhüm ḳâlû lâ teḫaf. ḫaṣmâni begâ ba`ḍunâ `alâ ba`ḍin faḥküm beynenâ bilḥaḳḳi velâ tüşṭiṭ vehdinâ ilâ sevâi-ṣṣirâṭ.

Dâvud’un yanına gitmişlerdi de, Dâvud onlardan korkmuştu. "Korkma! Biz birbirine hasım iki davacıyız. Aramızda adaletle hükmet, haksızlık etme; bize doğru yolu göster." dediler.

23 23. cüz · 454. sayfa

إِنَّ هَٰذَآ أَخِى لَهُۥ تِسْعٌ وَتِسْعُونَ نَعْجَةً وَلِىَ نَعْجَةٌ وَٰحِدَةٌ فَقَالَ أَكْفِلْنِيهَا وَعَزَّنِى فِى ٱلْخِطَابِ

inne hâẕâ eḫî lehû tis`uv vetis`ûne na`cetev veliye na`cetüv vâḥidetün feḳâle ekfilnîhâ ve`azzenî fi-lḫiṭâb.

Bu benim kardeşimdir, onun doksan dokuz koyunu, benim ise tek bir koyunum var. "Onu da bana ver.” Dedi ve tartışmada beni bastırdı."

24 Secde ayeti 23. cüz · 454. sayfa

قَالَ لَقَدْ ظَلَمَكَ بِسُؤَالِ نَعْجَتِكَ إِلَىٰ نِعَاجِهِۦ وَإِنَّ كَثِيرًا مِّنَ ٱلْخُلَطَآءِ لَيَبْغِى بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَقَلِيلٌ مَّا هُمْ وَظَنَّ دَاوُۥدُ أَنَّمَا فَتَنَّٰهُ فَٱسْتَغْفَرَ رَبَّهُۥ وَخَرَّ رَاكِعًا وَأَنَابَ

ḳâle leḳad żalemeke bisüâli na`cetike ilâ ni`âcih. veinne keŝîram mine-lḫuleṭâi leyebgî ba`ḍuhüm `alâ ba`ḍin ille-lleẕîne âmenû ve`amilu-ṣṣâliḥâti veḳalîlüm mâ hüm. veżanne dâvûdü ennemâ fetennâhü festagfera rabbehû veḫarra râki`av veenâb.

Dâvud: "Koyununu kendi koyunları arasına katmak istemekle sana haksızlık etmiş. Zaten ortakların çoğu, birbirlerine zulmeder. Ancak iman eden salih amellerde bulunanlar müstesna. Bunlar da ne kadar azdır!" dedi. Dâvud, kendisini imtihan ettiğimizi anlamış ve Rabbinden bağışlanma dileyerek secdeye kapanmış ve O’na yönelmişti.

25 23. cüz · 454. sayfa

فَغَفَرْنَا لَهُۥ ذَٰلِكَ وَإِنَّ لَهُۥ عِندَنَا لَزُلْفَىٰ وَحُسْنَ مَـَٔابٍ

fegafernâ lehû ẕâlik. veinne lehû `indenâ lezülfâ veḥusne meâb.

Böylece onu bağışladık. Şüphesiz onun bizim katımızda gerçekten bir yakınlığı ve varılacak güzel bir yeri vardır.

26 23. cüz · 454. sayfa

يَٰدَاوُۥدُ إِنَّا جَعَلْنَٰكَ خَلِيفَةً فِى ٱلْأَرْضِ فَٱحْكُم بَيْنَ ٱلنَّاسِ بِٱلْحَقِّ وَلَا تَتَّبِعِ ٱلْهَوَىٰ فَيُضِلَّكَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ إِنَّ ٱلَّذِينَ يَضِلُّونَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌۢ بِمَا نَسُوا۟ يَوْمَ ٱلْحِسَابِ

yâ dâvûdü innâ ce`alnâke ḫalîfeten fi-l'arḍi faḥküm beyne-nnâsi bilḥaḳḳi velâ tettebi`i-lhevâ feyüḍilleke `an sebîli-llâh. inne-lleẕîne yeḍillûne `an sebîli-llâhi lehüm `aẕâbün şedîdüm bimâ nesû yevme-lḥisâb.

Ey Dâvud! Seni yeryüzünde bir halife kıldık. O halde insanlar arasında hak/adaletle hüküm ver. Heva ve hevese uyma, yoksa seni Allah’ın yolundan saptırır. Allah’ın yolundan sapanlara ise hesap gününü unutmalarından dolayı şiddetli bir azap vardır.

27 23. cüz · 455. sayfa

وَمَا خَلَقْنَا ٱلسَّمَآءَ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا بَٰطِلًا ذَٰلِكَ ظَنُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ فَوَيْلٌ لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِنَ ٱلنَّارِ

vemâ ḫalaḳne-ssemâe vel'arḍa vemâ beynehümâ bâṭilâ. ẕâlike żannü-lleẕîne keferû. feveylül lilleẕîne keferû mine-nnâr.

Biz göğü, yeri ve ikisi arasındakileri boş yere yaratmadık. Bu, kâfirlerin zannıdır. Vay o kâfirlerin ateşteki haline!

28 23. cüz · 455. sayfa

أَمْ نَجْعَلُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ كَٱلْمُفْسِدِينَ فِى ٱلْأَرْضِ أَمْ نَجْعَلُ ٱلْمُتَّقِينَ كَٱلْفُجَّارِ

em nec`alü-lleẕîne âmenû ve`amilu-ṣṣâliḥâti kelmüfsidîne fi-l'arḍ. em nec`alü-lmütteḳîne kelfüccâr.

Yoksa iman edip salih amellerde bulunanları, yeryüzünde bozgunculuk yapanlar gibi mi tutacağız? Yoksa takva sahiplerini facirler gibi mi tutacağız?

29 23. cüz · 455. sayfa

كِتَٰبٌ أَنزَلْنَٰهُ إِلَيْكَ مُبَٰرَكٌ لِّيَدَّبَّرُوٓا۟ ءَايَٰتِهِۦ وَلِيَتَذَكَّرَ أُو۟لُوا۟ ٱلْأَلْبَٰبِ

kitâbün enzelnâhü ileyke mübârakül liyeddebberû âyâtihî veliyeteẕekkera ülü-l'elbâb.

(Bu), ayetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır.

30 23. cüz · 455. sayfa

وَوَهَبْنَا لِدَاوُۥدَ سُلَيْمَٰنَ نِعْمَ ٱلْعَبْدُ إِنَّهُۥٓ أَوَّابٌ

vevehebnâ lidâvûde süleymân. ni`me-l`abd. innehû evvâb.

Dâvud’a Süleyman’ı bağışladık. O, ne güzel bir kuldu. Doğrusu o, daima Allah’a yönelirdi.

31 23. cüz · 455. sayfa

إِذْ عُرِضَ عَلَيْهِ بِٱلْعَشِىِّ ٱلصَّٰفِنَٰتُ ٱلْجِيَادُ

iẕ `uriḍa `aleyhi bil`aşiyyi-ṣṣâfinâtü-lciyâd.

Hani akşama doğru kendisine, üç ayağının üzerinde durup bir ayağını tırnağının üzerine diken (çalımlı ve safkan) atlar sunulmuştu.

32 23. cüz · 455. sayfa

فَقَالَ إِنِّىٓ أَحْبَبْتُ حُبَّ ٱلْخَيْرِ عَن ذِكْرِ رَبِّى حَتَّىٰ تَوَارَتْ بِٱلْحِجَابِ

feḳâle innî aḥbebtü ḥubbe-lḫayri `an ẕikri rabbî. ḥattâ tevârat bilḥicâb.

O da şöyle demişti: "Hayrı sevmek beni, Rabbimin zikrinden alıkoydu. Nihayet (Güneş) perdenin arkasına gizlendi."

33 23. cüz · 455. sayfa

رُدُّوهَا عَلَىَّ فَطَفِقَ مَسْحًۢا بِٱلسُّوقِ وَٱلْأَعْنَاقِ

ruddûhâ `aleyy. feṭafiḳa mesḥam bissûḳi vel'a`nâḳ.

“Onları bana geri getirin.” (dedi). Sonra da (onların) bacaklarını ve boyunlarını vurmaya başladı.

34 23. cüz · 455. sayfa

وَلَقَدْ فَتَنَّا سُلَيْمَٰنَ وَأَلْقَيْنَا عَلَىٰ كُرْسِيِّهِۦ جَسَدًا ثُمَّ أَنَابَ

veleḳad fetennâ süleymâne veelḳaynâ `alâ kürsiyyihî ceseden ŝümme enâb.

Andolsun biz Süleyman'ı imtihan ettik. Tahtının üstüne bir ceset bırakıverdik. Sonra tevbe edip bize yöneldi.

35 23. cüz · 455. sayfa

قَالَ رَبِّ ٱغْفِرْ لِى وَهَبْ لِى مُلْكًا لَّا يَنۢبَغِى لِأَحَدٍ مِّنۢ بَعْدِىٓ إِنَّكَ أَنتَ ٱلْوَهَّابُ

ḳâle rabbi-gfir lî veheb lî mülkel lâ yembegî lieḥadim mim ba`dî. inneke ente-lvehhâb.

Dedi ki: “Rabbim, bana mağfiret buyur ve benden sonra hiç kimseye nasip olmayacak bir mülk ver. Şüphesiz, sen çok ihsan sahibisin."

36 23. cüz · 455. sayfa

فَسَخَّرْنَا لَهُ ٱلرِّيحَ تَجْرِى بِأَمْرِهِۦ رُخَآءً حَيْثُ أَصَابَ

feseḫḫarnâ lehü-rrîḥa tecrî biemrih ruḫâen ḥayŝü eṣâb.

Böylece biz de rüzgârı onun buyruğuna verdik. Onun emriyle dilediği tarafa yumuşak bir şekilde akıp gidiyordu.

37 23. cüz · 455. sayfa

وَٱلشَّيَٰطِينَ كُلَّ بَنَّآءٍ وَغَوَّاصٍ

veşşeyâṭîne külle bennâiv vegavvâṣ.

Bütün bina ustası ve dalgıç Şeytanları da (onun emrine verdik).

38 23. cüz · 455. sayfa

وَءَاخَرِينَ مُقَرَّنِينَ فِى ٱلْأَصْفَادِ

veâḫarîne müḳarranîne fi-l'aṣfâd.

Bukağılara vurulmuş halde birbirlerine yaklaştırılmış olan daha başkalarını da (onun hizmetine verdik).

39 23. cüz · 455. sayfa

هَٰذَا عَطَآؤُنَا فَٱمْنُنْ أَوْ أَمْسِكْ بِغَيْرِ حِسَابٍ

hâẕâ `aṭâünâ femnün ev emsik bigayri ḥisâb.

“İşte bu, bizim hesapsız ihsanımızdır. Artık dilersen (başkalarına) ihsan et, dilersen de (elinde) tut.”

40 23. cüz · 455. sayfa

وَإِنَّ لَهُۥ عِندَنَا لَزُلْفَىٰ وَحُسْنَ مَـَٔابٍ

veinne lehû `indenâ lezülfâ veḥusne meâb.

Şüphesiz onun bizim katımızda bir yakınlığı ve varılacak güzel bir yeri vardır.

41 23. cüz · 455. sayfa

وَٱذْكُرْ عَبْدَنَآ أَيُّوبَ إِذْ نَادَىٰ رَبَّهُۥٓ أَنِّى مَسَّنِىَ ٱلشَّيْطَٰنُ بِنُصْبٍ وَعَذَابٍ

veẕkür `abdenâ eyyûb. iẕ nâdâ rabbehû ennî messeniye-şşeyṭânü binuṣbiv ve`aẕâb.

Kulumuz Eyyûb’u da an. Hani Rabbine: “Şeytan bana bir yorgunluk ve azap verdi." diye seslenmişti.

42 23. cüz · 455. sayfa

ٱرْكُضْ بِرِجْلِكَ هَٰذَا مُغْتَسَلٌۢ بَارِدٌ وَشَرَابٌ

ürkuḍ biriclik. hâẕâ mugteselüm bâridüv veşerâb.

“Ayağını yere vur! İşte yıkanacak ve içilecek soğuk bir su (dedik).”

43 23. cüz · 456. sayfa

وَوَهَبْنَا لَهُۥٓ أَهْلَهُۥ وَمِثْلَهُم مَّعَهُمْ رَحْمَةً مِّنَّا وَذِكْرَىٰ لِأُو۟لِى ٱلْأَلْبَٰبِ

vevehebnâ lehû ehlehû vemiŝlehüm me`ahüm raḥmetem minnâ veẕikrâ liüli-l'elbâb.

Ona katımızdan bir rahmet ve akıl sahiplerine bir öğüt olması üzere ailesini ve onlarla birlikte bir o kadarını daha bahşettik.

44 23. cüz · 456. sayfa

وَخُذْ بِيَدِكَ ضِغْثًا فَٱضْرِب بِّهِۦ وَلَا تَحْنَثْ إِنَّا وَجَدْنَٰهُ صَابِرًا نِّعْمَ ٱلْعَبْدُ إِنَّهُۥٓ أَوَّابٌ

veḫuẕ biyedike ḍigŝen faḍrib bihî velâ taḥneŝ. innâ vecednâhü ṣâbirâ. ni`me-l`abd. innehû evvâb.

"Eline bir demet sap al da onunla vur, yemini böyle yerine getir." Gerçekten Eyyûb sabırlı (bir kul) idi. O, ne iyi kuldu daima Allah’a yönelirdi.

45 23. cüz · 456. sayfa

وَٱذْكُرْ عِبَٰدَنَآ إِبْرَٰهِيمَ وَإِسْحَٰقَ وَيَعْقُوبَ أُو۟لِى ٱلْأَيْدِى وَٱلْأَبْصَٰرِ

veẕkür `ibâdenâ ibrâhîme veisḥâḳa veya`ḳûbe üli-l'eydî vel'ebṣâr.

Güç ve basiret sahibi kullarımız İbrahim'i, İshak'ı ve Ya'kûb'u da an.

46 23. cüz · 456. sayfa

إِنَّآ أَخْلَصْنَٰهُم بِخَالِصَةٍ ذِكْرَى ٱلدَّارِ

innâ aḫlaṣnâhüm biḫâliṣatin ẕikra-ddâr.

Biz onları, özellikle ahiret yurdunu düşünen ihlaslı kimseler kıldık.

47 23. cüz · 456. sayfa

وَإِنَّهُمْ عِندَنَا لَمِنَ ٱلْمُصْطَفَيْنَ ٱلْأَخْيَارِ

veinnehüm `indenâ lemine-lmuṣṭafeyne-l'aḫyâr.

Çünkü onlar, katımızda seçilmiş ve hayırlı kimselerden idiler.

48 23. cüz · 456. sayfa

وَٱذْكُرْ إِسْمَٰعِيلَ وَٱلْيَسَعَ وَذَا ٱلْكِفْلِ وَكُلٌّ مِّنَ ٱلْأَخْيَارِ

veẕkür ismâ`île velyese`a veẕe-lkifl. veküllüm mine-l'aḫyâr.

İsmail’i, Elyasa’yı ve Zülkifl’i de an. Hepsi de hayırlı kimselerden idiler.

49 23. cüz · 456. sayfa

هَٰذَا ذِكْرٌ وَإِنَّ لِلْمُتَّقِينَ لَحُسْنَ مَـَٔابٍ

hâẕâ ẕikr. veinne lilmütteḳîne leḥusne meâb.

Bu bir anmadır. Doğrusu Allah'tan korkanlar için varılacak güzel bir yer vardır.

50 23. cüz · 456. sayfa

جَنَّٰتِ عَدْنٍ مُّفَتَّحَةً لَّهُمُ ٱلْأَبْوَٰبُ

cennâti `adnim müfetteḥatel lehümü-l'ebvâb.

Kapıları yalnızca kendilerine açılmış Adn Cennetleri vardır.

51 23. cüz · 456. sayfa

مُتَّكِـِٔينَ فِيهَا يَدْعُونَ فِيهَا بِفَٰكِهَةٍ كَثِيرَةٍ وَشَرَابٍ

müttekiîne fîhâ yed`ûne fîhâ bifâkihetin keŝîrativ veşerâb.

Orada koltuklarına kurulmuşlar, birçok meyve ve içecek isterler.

52 23. cüz · 456. sayfa

وَعِندَهُمْ قَٰصِرَٰتُ ٱلطَّرْفِ أَتْرَابٌ

ve`indehüm ḳâṣirâtu-ṭṭarfi etrâb.

Yanlarında bakışlarını yalnız kendilerine dikmiş yaşıt eşler vardır.

53 23. cüz · 456. sayfa

هَٰذَا مَا تُوعَدُونَ لِيَوْمِ ٱلْحِسَابِ

hâẕâ mâ tû`adûne liyevmi-lḥisâb.

İşte hesap günü için size vadedilen budur.

54 23. cüz · 456. sayfa

إِنَّ هَٰذَا لَرِزْقُنَا مَا لَهُۥ مِن نَّفَادٍ

inne hâẕâ lerizḳunâ mâ lehû min nefâd.

Şüphesiz bu, bizim (ihsan ettiğimiz) rızkımızdır, bitip tükenmesi de yok.

55 23. cüz · 456. sayfa

هَٰذَا وَإِنَّ لِلطَّٰغِينَ لَشَرَّ مَـَٔابٍ

hâẕâ. veinne liṭṭâgîne leşerra meâb.

Bu (takva sahipleri içindi; ama) azgınlar içinse muhakkak varılacak kötü bir yer vardır.

56 23. cüz · 456. sayfa

جَهَنَّمَ يَصْلَوْنَهَا فَبِئْسَ ٱلْمِهَادُ

cehennem. yaṣlevnehâ. febi'se-lmihâd.

Cehennem. Onlar oraya girerler. Orası ne kötü bir yataktır!

57 23. cüz · 456. sayfa

هَٰذَا فَلْيَذُوقُوهُ حَمِيمٌ وَغَسَّاقٌ

hâẕâ felyeẕûḳûhü ḥamîmüv vegassâḳ.

İşte bu kaynar su ve irindir, artık onu tatsınlar.

58 23. cüz · 456. sayfa

وَءَاخَرُ مِن شَكْلِهِۦٓ أَزْوَٰجٌ

veâḫaru min şeklihî ezvâc.

O türden başka çeşit çeşit (azap) daha vardır.

59 23. cüz · 456. sayfa

هَٰذَا فَوْجٌ مُّقْتَحِمٌ مَّعَكُمْ لَا مَرْحَبًۢا بِهِمْ إِنَّهُمْ صَالُوا۟ ٱلنَّارِ

hâẕâ fevcüm muḳteḥimüm me`aküm. lâ merḥabem bihim. innehüm ṣâlü-nnâr.

(Kendi aralarında şöyle derler:) “İşte şunlar sizinle beraber (elim ateşe) girecek olanlardır.” (Zalimler ise der ki:) “Onlar rahat yüzü görmesinler! Onlar (da bizim gibi) ateşe gireceklerdir.”

60 23. cüz · 456. sayfa

قَالُوا۟ بَلْ أَنتُمْ لَا مَرْحَبًۢا بِكُمْ أَنتُمْ قَدَّمْتُمُوهُ لَنَا فَبِئْسَ ٱلْقَرَارُ

ḳâlû bel entüm. lâ merḥabem biküm. entüm ḳaddemtümûhü lenâ. febi'se-lḳarâr.

(Zalimlere uyanlar ise:) “Hayır, asıl siz rahat yüzü görmeyin. Onu bize siz sundunuz. Ne kötü bir yerdir.” diyeceklerdir.

61 23. cüz · 456. sayfa

قَالُوا۟ رَبَّنَا مَن قَدَّمَ لَنَا هَٰذَا فَزِدْهُ عَذَابًا ضِعْفًا فِى ٱلنَّارِ

ḳâlû rabbenâ men ḳaddeme lenâ hâẕâ fezidhü `aẕâben ḍi`fen fi-nnâr.

“Rabbimiz! Kim bunu bizim önümüze sürdüyse, onun ateşteki azabını kat kat arttır.” derler.

62 23. cüz · 457. sayfa

وَقَالُوا۟ مَا لَنَا لَا نَرَىٰ رِجَالًا كُنَّا نَعُدُّهُم مِّنَ ٱلْأَشْرَارِ

veḳâlû mâ lenâ lâ nerâ ricâlen künnâ ne`uddühüm mine-l'eşrâr.

Derler ki: "Ne oluyor da, kendilerini kötülerden saydığımız adamları göremiyoruz?"

63 23. cüz · 457. sayfa

أَتَّخَذْنَٰهُمْ سِخْرِيًّا أَمْ زَاغَتْ عَنْهُمُ ٱلْأَبْصَٰرُ

etteḫaẕnâhüm siḫriyyen em zâgat `anhümü-l'ebṣâr.

Biz onlarla alay ederdik. Yoksa gözler mi onlardan kaydı (da göremiyoruz)?”

64 23. cüz · 457. sayfa

إِنَّ ذَٰلِكَ لَحَقٌّ تَخَاصُمُ أَهْلِ ٱلنَّارِ

inne ẕâlike leḥaḳḳun teḫâṣumü ehli-nnâr.

İşte cehennem halkının birbiriyle olan bu tartışması kesin gerçektir.

65 23. cüz · 457. sayfa

قُلْ إِنَّمَآ أَنَا۠ مُنذِرٌ وَمَا مِنْ إِلَٰهٍ إِلَّا ٱللَّهُ ٱلْوَٰحِدُ ٱلْقَهَّارُ

ḳul innemâ ene münẕir. vemâ min ilâhin ille-llâhü-lvâḥidü-lḳahhâr.

De ki: "Ben sadece bir uyarıcıyım. Tek ve Kahhâr olan Allah’tan başka bir (hak) ilah yoktur."

66 23. cüz · 457. sayfa

رَبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا ٱلْعَزِيزُ ٱلْغَفَّٰرُ

rabbü-ssemâvâti vel'arḍi vemâ beynehüme-l`azîzü-lgaffâr.

(O) göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir, çok güçlüdür, çok bağışlayandır.

67 23. cüz · 457. sayfa

قُلْ هُوَ نَبَؤٌا۟ عَظِيمٌ

ḳul hüve nebeün `ażîm.

De ki: "Bu (Kur'an), büyük bir haberdir."

68 23. cüz · 457. sayfa

أَنتُمْ عَنْهُ مُعْرِضُونَ

entüm `anhü mü`riḍûn.

Siz ise ondan yüz çeviriyorsunuz.

69 23. cüz · 457. sayfa

مَا كَانَ لِىَ مِنْ عِلْمٍۭ بِٱلْمَلَإِ ٱلْأَعْلَىٰٓ إِذْ يَخْتَصِمُونَ

mâ kâne liye min `ilmim bilmelei-l'a`lâ iẕ yaḫteṣimûn.

Yüce topluluk (mele-i a'la) aralarında tartışırlarken benim hiçbir bilgim yoktu.

70 23. cüz · 457. sayfa

إِن يُوحَىٰٓ إِلَىَّ إِلَّآ أَنَّمَآ أَنَا۠ نَذِيرٌ مُّبِينٌ

iy yûḥâ ileyye illâ ennemâ ene neẕîrum mübîn.

“Ben, ancak apaçık bir uyarıcı olduğum için bana vahyolunuyor.”

71 23. cüz · 457. sayfa

إِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَٰٓئِكَةِ إِنِّى خَٰلِقٌۢ بَشَرًا مِّن طِينٍ

iẕ ḳâle rabbüke lilmelâiketi innî ḫâliḳum beşeram min ṭîn.

Hani Rabbin meleklere; “Gerçekten ben çamurdan bir beşer yaratacağım.” demişti.

72 23. cüz · 457. sayfa

فَإِذَا سَوَّيْتُهُۥ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِن رُّوحِى فَقَعُوا۟ لَهُۥ سَٰجِدِينَ

feiẕâ sevveytühû venefaḫtü fîhi mir rûḥî feḳa`û lehû sâcidîn.

Ben şeklini verip, ona ruhumdan üflediğim zaman hemen ona secdeye kapanın.”

73 23. cüz · 457. sayfa

فَسَجَدَ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ كُلُّهُمْ أَجْمَعُونَ

fesecede-lmelâiketü küllühüm ecme`ûn.

Meleklerin tümü hep birlikte secdeye kapandılar.

74 23. cüz · 457. sayfa

إِلَّآ إِبْلِيسَ ٱسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنَ ٱلْكَٰفِرِينَ

illâ iblîs. istekbera vekâne mine-lkâfirîn.

İblis müstesnâ. Büyüklük tasladı ve kâfirlerden oldu.

75 23. cüz · 457. sayfa

قَالَ يَٰٓإِبْلِيسُ مَا مَنَعَكَ أَن تَسْجُدَ لِمَا خَلَقْتُ بِيَدَىَّ أَسْتَكْبَرْتَ أَمْ كُنتَ مِنَ ٱلْعَالِينَ

ḳâle yâ iblîsü mâ mene`ake en tescüde limâ ḫalaḳtü biyedeyy. estekberte em künte mine-l`âlîn.

(Allah) Buyurdu ki: "Ey İblis! İki elimle yarattığıma seni secde etmekten alıkoyan nedir? Büyüklük mü tasladın yoksa yücelerden mi oldun?"

76 23. cüz · 457. sayfa

قَالَ أَنَا۠ خَيْرٌ مِّنْهُ خَلَقْتَنِى مِن نَّارٍ وَخَلَقْتَهُۥ مِن طِينٍ

ḳâle ene ḫayrum minh. ḫalaḳtenî min nâriv veḫalaḳtehû min ṭîn.

Dedi ki: “Ben ondan daha hayırlıyım. Sen beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın.”

77 23. cüz · 457. sayfa

قَالَ فَٱخْرُجْ مِنْهَا فَإِنَّكَ رَجِيمٌ

ḳâle faḫruc minhâ feinneke racîm.

(Allah) buyurdu ki: "Öyleyse çık oradan. Sen artık kovulmuş birisin."

78 23. cüz · 457. sayfa

وَإِنَّ عَلَيْكَ لَعْنَتِىٓ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلدِّينِ

veinne `aleyke la`netî ilâ yevmi-ddîn.

“Ve şüphesiz ceza gününe kadar benim lanetim senin üzerindedir.”

79 23. cüz · 457. sayfa

قَالَ رَبِّ فَأَنظِرْنِىٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ

ḳâle rabbi feenżirnî ilâ yevmi yüb`aŝûn.

(İblis): “Rabbim! Öyle ise onların tekrar diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver!” dedi.

80 23. cüz · 457. sayfa

قَالَ فَإِنَّكَ مِنَ ٱلْمُنظَرِينَ

ḳâle feinneke mine-lmünżarîn.

(Allah) buyurdu ki: “O halde sen, kendisine mühlet verilenlerdensin.''

81 23. cüz · 457. sayfa

إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْوَقْتِ ٱلْمَعْلُومِ

ilâ yevmi-lvaḳti-lma`lûm.

Vakti bilinen bir güne kadar.

82 23. cüz · 457. sayfa

قَالَ فَبِعِزَّتِكَ لَأُغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ

ḳâle febi`izzetike leugviyennehüm ecme`în.

"Senin izzetin adına yemin ederim ki, onların hepsini aldatıp saptıracağım." dedi.

83 23. cüz · 457. sayfa

إِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ ٱلْمُخْلَصِينَ

illâ `ibâdeke minhümü-lmuḫleṣîn.

Ancak, içlerinde ihlas sahibi kulların müstesna.

84 23. cüz · 458. sayfa

قَالَ فَٱلْحَقُّ وَٱلْحَقَّ أَقُولُ

ḳâle felḥaḳḳ. velḥaḳḳa eḳûl.

(Allah) Buyurdu ki: “İşte bu haktır ve ben hakkı söylerim.”

85 23. cüz · 458. sayfa

لَأَمْلَأَنَّ جَهَنَّمَ مِنكَ وَمِمَّن تَبِعَكَ مِنْهُمْ أَجْمَعِينَ

leemleenne cehenneme minke vemimmen tebi`ake minhüm ecme`în.

Cehennem'i tamamen senden olanlar ve sana uyanlarla dolduracağım.

86 23. cüz · 458. sayfa

قُلْ مَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ وَمَآ أَنَا۠ مِنَ ٱلْمُتَكَلِّفِينَ

ḳul mâ es'elüküm `aleyhi min ecriv vemâ ene mine-lmütekellifîn.

De ki: "Ben sizden bir ücret istemiyorum. Kendiliğimden bir yükümlülük getirenlerden de değilim."

87 23. cüz · 458. sayfa

إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِّلْعَٰلَمِينَ

in hüve illâ ẕikrul lil`âlemîn.

O, yalnızca bütün âlemler için bir öğüttür.

88 23. cüz · 458. sayfa

وَلَتَعْلَمُنَّ نَبَأَهُۥ بَعْدَ حِينٍۭ

veleta`lemünne nebeehû ba`de ḥîn.

Onun haberini bir süre sonra bileceksiniz.

Zümer Suresi

الزمر
1 23. cüz · 458. sayfa

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ تَنزِيلُ ٱلْكِتَٰبِ مِنَ ٱللَّهِ ٱلْعَزِيزِ ٱلْحَكِيمِ

tenzîlü-lkitâbi mine-llâhi-l`azîzi-lḥakîm.

Bu kitap; Azîz ve Hakîm olan Allah tarafından indirilmiştir.

2 23. cüz · 458. sayfa

إِنَّآ أَنزَلْنَآ إِلَيْكَ ٱلْكِتَٰبَ بِٱلْحَقِّ فَٱعْبُدِ ٱللَّهَ مُخْلِصًا لَّهُ ٱلدِّينَ

innâ enzelnâ ileyke-lkitâbe bilḥaḳḳi fa`büdi-llâhe muḫliṣal lehü-ddîn.

Şüphesiz biz sana kitabı hak olarak indirdik. O halde dini yalnız O'na halis kılarak Allah'a ibadet et.

3 23. cüz · 458. sayfa

أَلَا لِلَّهِ ٱلدِّينُ ٱلْخَالِصُ وَٱلَّذِينَ ٱتَّخَذُوا۟ مِن دُونِهِۦٓ أَوْلِيَآءَ مَا نَعْبُدُهُمْ إِلَّا لِيُقَرِّبُونَآ إِلَى ٱللَّهِ زُلْفَىٰٓ إِنَّ ٱللَّهَ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ فِى مَا هُمْ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَهْدِى مَنْ هُوَ كَٰذِبٌ كَفَّارٌ

elâ lillâhi-ddînü-lḫâliṣ. velleẕîne-tteḫaẕû min dûnihî evliyâ'. mâ na`büdühüm illâ liyüḳarribûnâ ile-llâhi zülfâ. inne-llâhe yaḥkümü beynehüm fî mâ hüm fîhi yaḫtelifûn. inne-llâhe lâ yehdî men hüve kâẕibün keffâr.

İyi bilin ki, halis din yalnız Allah’ındır. O’ndan başka veliler edinenler, : “Biz bunlara ancak bizleri Allah’a yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz” (derler.) Şüphesiz Allah, ayrılığa düştükleri şeyler konusunda aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah, yalancı ve nankör olanları doğru yola iletmez.

4 23. cüz · 458. sayfa

لَّوْ أَرَادَ ٱللَّهُ أَن يَتَّخِذَ وَلَدًا لَّٱصْطَفَىٰ مِمَّا يَخْلُقُ مَا يَشَآءُ سُبْحَٰنَهُۥ هُوَ ٱللَّهُ ٱلْوَٰحِدُ ٱلْقَهَّارُ

lev erâde-llâhü ey yetteḫiẕe veledel laṣṭafâ mimmâ yaḫlüḳu mâ yeşâü sübḥâneh. hüve-llâhü-lvâḥidü-lḳahhâr.

Eğer Allah bir evlat edinmek istese idi, elbette yarattıklarından dilediğini seçerdi. O bundan münezzehtir, O Allah’tır, birdir, Kahhâr'dır.

5 23. cüz · 458. sayfa

خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ بِٱلْحَقِّ يُكَوِّرُ ٱلَّيْلَ عَلَى ٱلنَّهَارِ وَيُكَوِّرُ ٱلنَّهَارَ عَلَى ٱلَّيْلِ وَسَخَّرَ ٱلشَّمْسَ وَٱلْقَمَرَ كُلٌّ يَجْرِى لِأَجَلٍ مُّسَمًّى أَلَا هُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْغَفَّٰرُ

ḫaleḳa-ssemâvâti vel'arḍa bilḥaḳḳ. yükevviru-lleyle `ale-nnehâri veyükevviru-nnehâra `ale-lleyli veseḫḫara-şşemse velḳamer. küllüy yecrî liecelim müsemmâ. elâ hüve-l`azîzü-lgaffâr.

O, gökleri ve yeri hak ile yaratmıştır. Geceyi gündüze dolayıp örter, gündüzü de geceye örter, Güneşe ve Ay'a da boyun eğdirmiştir. Hepsi de belli bir süreye kadar akar/gider. Bilin ki O; çok güçlüdür, çok bağışlayıcıdır.

6 23. cüz · 459. sayfa

خَلَقَكُم مِّن نَّفْسٍ وَٰحِدَةٍ ثُمَّ جَعَلَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَأَنزَلَ لَكُم مِّنَ ٱلْأَنْعَٰمِ ثَمَٰنِيَةَ أَزْوَٰجٍ يَخْلُقُكُمْ فِى بُطُونِ أُمَّهَٰتِكُمْ خَلْقًا مِّنۢ بَعْدِ خَلْقٍ فِى ظُلُمَٰتٍ ثَلَٰثٍ ذَٰلِكُمُ ٱللَّهُ رَبُّكُمْ لَهُ ٱلْمُلْكُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ فَأَنَّىٰ تُصْرَفُونَ

ḫaleḳaküm min nefsiv vâḥidetin ŝümme ce`ale minhâ zevcehâ veenzele leküm mine-l'en`âmi ŝemâniyete ezvâc. yaḫlüḳuküm fî büṭûni ümmehâtiküm ḫalḳam mim ba`di ḫalḳin fî żulümâtin ŝelâŝ. ẕâlikümü-llâhü rabbüküm lehü-lmülk. lâ ilâhe illâ hû. feennâ tuṣrafûn.

Sizi tek bir nefisten yarattı, sonra da ondan kendi eşini var etti ve sizin için hayvanlardan sekiz çift indirdi. Sizi annelerinizin karınlarından üç karanlık içinde, bir yaratılıştan sonra öbür yaratılışa geçirerek yaratmaktadır. İşte Rabbiniz olan Allah budur; mülk de O'nundur. Ondan başka (hak) ilah yoktur. Buna rağmen nereye çevriliyorsunuz?

7 23. cüz · 459. sayfa

إِن تَكْفُرُوا۟ فَإِنَّ ٱللَّهَ غَنِىٌّ عَنكُمْ وَلَا يَرْضَىٰ لِعِبَادِهِ ٱلْكُفْرَ وَإِن تَشْكُرُوا۟ يَرْضَهُ لَكُمْ وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَىٰ ثُمَّ إِلَىٰ رَبِّكُم مَّرْجِعُكُمْ فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ إِنَّهُۥ عَلِيمٌۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ

in tekfürû feinne-llâhe ganiyyün `anküm velâ yerḍâ li`ibâdihi-lküfr. vein teşkürû yerḍahü leküm. velâ teziru vâziratüv vizra uḫrâ. ŝümme ilâ rabbiküm merci`uküm feyünebbiüküm bimâ küntüm ta`melûn. innehû `alîmüm biẕâti-ṣṣudûr.

Eğer küfrederseniz, şüphesiz ki Allah size muhtaç değildir. Ama kulları için küfre razı olmaz. Eğer şükrederseniz sizin için buna razı olur. Hiçbir günahkâr başka bir günahkârın yükünü yüklenmez. Sonra dönüşünüz ancak Rabbinizedir. O da size yaptıklarınızı haber verir. Çünkü O, kalplerde olan her şeyi hakkıyla bilendir.

8 23. cüz · 459. sayfa

وَإِذَا مَسَّ ٱلْإِنسَٰنَ ضُرٌّ دَعَا رَبَّهُۥ مُنِيبًا إِلَيْهِ ثُمَّ إِذَا خَوَّلَهُۥ نِعْمَةً مِّنْهُ نَسِىَ مَا كَانَ يَدْعُوٓا۟ إِلَيْهِ مِن قَبْلُ وَجَعَلَ لِلَّهِ أَندَادًا لِّيُضِلَّ عَن سَبِيلِهِۦ قُلْ تَمَتَّعْ بِكُفْرِكَ قَلِيلًا إِنَّكَ مِنْ أَصْحَٰبِ ٱلنَّارِ

veiẕâ messe-l'insâne ḍurrun de`â rabbehû münîben ileyhi ŝümme iẕâ ḫavvelehû ni`metem minhü nesiye mâ kâne yed`û ileyhi min ḳablü vece`ale lillâhi endâdel liyüḍille `an sebîlih. ḳul temetta` biküfrike ḳalîlen. inneke min aṣḥâbi-nnâr.

İnsana bir zarar dokunduğu zaman, gönülden Rabbine yönelerek, O'na dua eder. Sonra ona, kendisinden bir nimet verdiği zaman, daha önce O'na dua ettiğini unutur da O'nun yolundan saptırmak amacıyla Allah'a ortaklar koşar. De ki: "Küfrünle biraz faydalanıp, eğlene dur. Kuşkusuz sen ateş ehlindensin!"

9 23. cüz · 459. sayfa

أَمَّنْ هُوَ قَٰنِتٌ ءَانَآءَ ٱلَّيْلِ سَاجِدًا وَقَآئِمًا يَحْذَرُ ٱلْـَٔاخِرَةَ وَيَرْجُوا۟ رَحْمَةَ رَبِّهِۦ قُلْ هَلْ يَسْتَوِى ٱلَّذِينَ يَعْلَمُونَ وَٱلَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ إِنَّمَا يَتَذَكَّرُ أُو۟لُوا۟ ٱلْأَلْبَٰبِ

emmen hüve ḳânitün ânâe-lleyli sâcidev veḳâimey yaḥẕeru-l'âḫirate veyercû raḥmete rabbih. ḳul hel yestevi-lleẕîne ya`lemûne velleẕîne lâ ya`lemûn. innemâ yeteẕekkeru ülü-l'elbâb.

(Küfre sapan kimse,) Gece saatlerinde kalkıp da secde ederek ve kıyama durarak gönülden itaat (ibadet) eden, ahiretten sakınan ve Rabbinin rahmetini umut eden (kimse gibi) midir? De ki: “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Ancak akıl sahipleri düşünüp öğüt alır."

10 23. cüz · 459. sayfa

قُلْ يَٰعِبَادِ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱتَّقُوا۟ رَبَّكُمْ لِلَّذِينَ أَحْسَنُوا۟ فِى هَٰذِهِ ٱلدُّنْيَا حَسَنَةٌ وَأَرْضُ ٱللَّهِ وَٰسِعَةٌ إِنَّمَا يُوَفَّى ٱلصَّٰبِرُونَ أَجْرَهُم بِغَيْرِ حِسَابٍ

ḳul yâ `ibâdi-lleẕîne âmenü-tteḳû rabbeküm. lilleẕîne aḥsenû fî hâẕihi-ddünyâ ḥaseneh. vearḍu-llâhi vâsi`ah. innemâ yüveffe-ṣṣâbirûne ecrahüm bigayri ḥisâb.

De ki: “Ey iman eden kullarım! Rabbinizden korkup sakının. Bu dünyada iyilik etmekte olanlar için bir iyilik vardır. Allah'ın arzı geniştir. Ancak sabredenlere ecirleri hesapsızca ödenir.”

11 23. cüz · 460. sayfa

قُلْ إِنِّىٓ أُمِرْتُ أَنْ أَعْبُدَ ٱللَّهَ مُخْلِصًا لَّهُ ٱلدِّينَ

ḳul innî ümirtü en a`büde-llâhe muḫliṣal lehü-ddîn.

De ki: “Ben, dini yalnızca Allah'a halis kılarak O'na ibadet etmekle emrolundum.”

12 23. cüz · 460. sayfa

وَأُمِرْتُ لِأَنْ أَكُونَ أَوَّلَ ٱلْمُسْلِمِينَ

veümirtü lien ekûne evvele-lmüslimîn.

“Ve ben, Müslümanların ilki olmakla da emrolundum.”

13 23. cüz · 460. sayfa

قُلْ إِنِّىٓ أَخَافُ إِنْ عَصَيْتُ رَبِّى عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ

ḳul innî eḫâfü in `aṣaytü rabbî `aẕâbe yevmin `ażîm.

De ki: "Eğer Rabbime isyan edersem, elbette ben büyük bir günün azabından korkarım!"

14 23. cüz · 460. sayfa

قُلِ ٱللَّهَ أَعْبُدُ مُخْلِصًا لَّهُۥ دِينِى

ḳuli-llâhe a`büdü muḫliṣal lehû dînî.

De ki: “Ben dinimi yalnızca Allah'a halis kılarak O'na ibadet ederim.”

15 23. cüz · 460. sayfa

فَٱعْبُدُوا۟ مَا شِئْتُم مِّن دُونِهِۦ قُلْ إِنَّ ٱلْخَٰسِرِينَ ٱلَّذِينَ خَسِرُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ وَأَهْلِيهِمْ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ أَلَا ذَٰلِكَ هُوَ ٱلْخُسْرَانُ ٱلْمُبِينُ

fa`büdû mâ şi'tüm min dûnih. ḳul inne-lḫâsirîne-lleẕîne ḫasirû enfüsehüm veehlîhim yevme-lḳiyâmeh. elâ ẕâlike hüve-lḫusrânü-lmübîn.

Siz de, ondan başka dilediğinize ibadet edin. De ki: "Hüsrana uğrayacaklar, kıyamet günü hem kendilerini hem de ailelerini hüsrana uğratanlardır. Dikkat edin! Apaçık hüsran işte budur."

16 23. cüz · 460. sayfa

لَهُم مِّن فَوْقِهِمْ ظُلَلٌ مِّنَ ٱلنَّارِ وَمِن تَحْتِهِمْ ظُلَلٌ ذَٰلِكَ يُخَوِّفُ ٱللَّهُ بِهِۦ عِبَادَهُۥ يَٰعِبَادِ فَٱتَّقُونِ

lehüm min fevḳihim żulelüm mine-nnâri vemin taḥtihim żulelün. ẕâlike yüḫavvifü-llâhü bihî `ibâdeh. yâ `ibâdi fetteḳûn.

Onların üstlerinde ateşten tabakalar, altlarında da tabakalar vardır. Allah, kullarını işte bununla korkutuyor. Ey kullarım! Benden sakının.

17 23. cüz · 460. sayfa

وَٱلَّذِينَ ٱجْتَنَبُوا۟ ٱلطَّٰغُوتَ أَن يَعْبُدُوهَا وَأَنَابُوٓا۟ إِلَى ٱللَّهِ لَهُمُ ٱلْبُشْرَىٰ فَبَشِّرْ عِبَادِ

velleẕîne-ctenebu-ṭṭâgûte ey ya`büdûhâ veenâbû ile-llâhi lehümü-lbüşrâ. febeşşir `ibâd.

Tağuta ibadet etmekten kaçınıp Allah'a yönelenlere müjde vardır. Kullarımı müjdele!

18 23. cüz · 460. sayfa

ٱلَّذِينَ يَسْتَمِعُونَ ٱلْقَوْلَ فَيَتَّبِعُونَ أَحْسَنَهُۥٓ أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ هَدَىٰهُمُ ٱللَّهُ وَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمْ أُو۟لُوا۟ ٱلْأَلْبَٰبِ

elleẕîne yestemi`ûne-lḳavle feyettebi`ûne aḥseneh. ülâike-lleẕîne hedâhümü-llâhü veülâike hüm ülü-l'elbâb.

Onlar, sözü dinleyip en güzeline uyarlar. Onlar, Allah’ın kendilerine hidayet ettiği kimselerdir. Onlar, akıl sahibi kimselerdir.

19 23. cüz · 460. sayfa

أَفَمَنْ حَقَّ عَلَيْهِ كَلِمَةُ ٱلْعَذَابِ أَفَأَنتَ تُنقِذُ مَن فِى ٱلنَّارِ

efemen ḥaḳḳa `aleyhi kelimetü-l`aẕâb. efeente tünḳiẕü men fi-nnâr.

Üzerine azap kelimesi hak olmuş kimseye (hidayet edemezsin), ateşte olanı da sen mi kurtaracaksın?

20 23. cüz · 460. sayfa

لَٰكِنِ ٱلَّذِينَ ٱتَّقَوْا۟ رَبَّهُمْ لَهُمْ غُرَفٌ مِّن فَوْقِهَا غُرَفٌ مَّبْنِيَّةٌ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ وَعْدَ ٱللَّهِ لَا يُخْلِفُ ٱللَّهُ ٱلْمِيعَادَ

lâkini-lleẕîne-tteḳav rabbehüm lehüm gurafüm min fevḳihâ gurafüm mebniyyetün tecrî min taḥtihe-l'enhâr. va`de-llâh. lâ yuḫlifü-llâhü-lmî`âd.

Fakat Rabbine karşı gelmekten sakınanlar için (cennette) üst üste yapılmış ve altlarından ırmaklar akan köşkler vardır. Allah, gerçek bir vaadde bulunmuştur. Allah, va’dinden dönmez.

21 23. cüz · 460. sayfa

أَلَمْ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ أَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءً فَسَلَكَهُۥ يَنَٰبِيعَ فِى ٱلْأَرْضِ ثُمَّ يُخْرِجُ بِهِۦ زَرْعًا مُّخْتَلِفًا أَلْوَٰنُهُۥ ثُمَّ يَهِيجُ فَتَرَىٰهُ مُصْفَرًّا ثُمَّ يَجْعَلُهُۥ حُطَٰمًا إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَذِكْرَىٰ لِأُو۟لِى ٱلْأَلْبَٰبِ

elem tera enne-llâhe enzele mine-ssemâi mâen feselekehû yenâbî`a fi-l'arḍi ŝümme yuḫricü bihî zer`am muḫtelifen elvânühû ŝümme yehîcü feterâhü muṣferran ŝümme yec`alühû ḥuṭâmâ. inne fî ẕâlike leẕikrâ liüli-l'elbâb.

Allah'ın gökten su indirdiğini, onu yerden kaynaklara geçirdiğini, sonra onunla değişik renklerde ekinler çıkardığını görmedin mi? Sonra kurur ve sen onu sararmış halde görürsün. Sonra onu bir çöp haline getirir. Şüphesiz bunda akıl sahipleri için bir öğüt vardır.

22 23. cüz · 461. sayfa

أَفَمَن شَرَحَ ٱللَّهُ صَدْرَهُۥ لِلْإِسْلَٰمِ فَهُوَ عَلَىٰ نُورٍ مِّن رَّبِّهِۦ فَوَيْلٌ لِّلْقَٰسِيَةِ قُلُوبُهُم مِّن ذِكْرِ ٱللَّهِ أُو۟لَٰٓئِكَ فِى ضَلَٰلٍ مُّبِينٍ

efemen şeraḥa-llâhü ṣadrahû lil'islâmi fehüve `alâ nûrum mir rabbih. feveylül lilḳâsiyeti ḳulûbühüm min ẕikri-llâh. ülâike fî ḍalâlim mübîn.

Allah'ın kalbini İslâm'a açtığı kimse Rabbinden bir nur üzere değil midir? Allah'ın zikrine karşı kalpleri kaskatı olanların vay hallerine! İşte onlar apaçık bir sapıklık içindedirler.

23 23. cüz · 461. sayfa

ٱللَّهُ نَزَّلَ أَحْسَنَ ٱلْحَدِيثِ كِتَٰبًا مُّتَشَٰبِهًا مَّثَانِىَ تَقْشَعِرُّ مِنْهُ جُلُودُ ٱلَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ ثُمَّ تَلِينُ جُلُودُهُمْ وَقُلُوبُهُمْ إِلَىٰ ذِكْرِ ٱللَّهِ ذَٰلِكَ هُدَى ٱللَّهِ يَهْدِى بِهِۦ مَن يَشَآءُ وَمَن يُضْلِلِ ٱللَّهُ فَمَا لَهُۥ مِنْ هَادٍ

allâhü nezzele aḥsene-lḥadîŝi kitâbem müteşâbihem meŝânî. taḳşe`irru minhü cülûdü-lleẕîne yaḫşevne rabbehüm. ŝümme telînü cülûdühüm veḳulûbühüm ilâ ẕikri-llâh. ẕâlike hüde-llâhi yehdî bihî mey yeşâ'. vemey yuḍlili-llâhü femâ lehû min hâd.

Allah, ayetleri birbirine benzeyen ve yer yer tekrar eden kitabı, sözlerin en güzeli olarak indirmiştir. Rablerinden korkanların bu kitaptan tüyleri ürperir, sonra hem derileri ve hem de kalpleri Allah'ın zikrine ısınıp yumuşar. İşte bu kitap Allah'ın hidayetidir. Onunla istediğini doğru yola hidayet eder. Allah kimi de saptırırsa artık ona yol gösteren bulunmaz.

24 23. cüz · 461. sayfa

أَفَمَن يَتَّقِى بِوَجْهِهِۦ سُوٓءَ ٱلْعَذَابِ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ وَقِيلَ لِلظَّٰلِمِينَ ذُوقُوا۟ مَا كُنتُمْ تَكْسِبُونَ

efemey yetteḳî bivechihî sûe-l`aẕâbi yevme-lḳiyâmeh. veḳîle liżżâlimîne ẕûḳû mâ küntüm teksibûn.

Kıyamet günü azabın en kötüsünden yüzünü korumaya çalışan kimse(nin durumu) ne olur? Zalimlere: "Kazanmakta olduklarınızı tadın!" denir.

25 23. cüz · 461. sayfa

كَذَّبَ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ فَأَتَىٰهُمُ ٱلْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَ

keẕẕebe-lleẕîne min ḳablihim feetâhümü-l`aẕâbü min ḥayŝü lâ yeş`urûn.

Onlardan öncekiler de yalanlamışlardı da hiç farkında olmadıkları bir yerden azap onlara geliverdi.

26 23. cüz · 461. sayfa

فَأَذَاقَهُمُ ٱللَّهُ ٱلْخِزْىَ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا وَلَعَذَابُ ٱلْـَٔاخِرَةِ أَكْبَرُ لَوْ كَانُوا۟ يَعْلَمُونَ

feeẕâḳahümü-llâhü-lḫizye fi-lḥayâti-ddünyâ. vele`aẕâbü-l'âḫirati ekber. lev kânû ya`lemûn.

Allah, onlara dünya hayatında da rezilliği tattırdı. Ahiret azabı ise çok daha büyüktür. Keşke bunu bilselerdi.

27 23. cüz · 461. sayfa

وَلَقَدْ ضَرَبْنَا لِلنَّاسِ فِى هَٰذَا ٱلْقُرْءَانِ مِن كُلِّ مَثَلٍ لَّعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ

veleḳad ḍarabnâ linnâsi fî hâẕe-lḳur'âni min külli meŝelil le`allehüm yeteẕekkerûn.

Andolsun biz, belki öğüt alırlar diye bu Kur'an'da insanlara her türlü misali verdik.

28 23. cüz · 461. sayfa

قُرْءَانًا عَرَبِيًّا غَيْرَ ذِى عِوَجٍ لَّعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ

ḳur'ânen `arabiyyen gayra ẕî `ivecil le`allehüm yetteḳûn.

Sakınıp takvalı olsunlar diye hiçbir eğriliği bulunmayan Arapça bir Kur'an. (indirdik)

29 23. cüz · 461. sayfa

ضَرَبَ ٱللَّهُ مَثَلًا رَّجُلًا فِيهِ شُرَكَآءُ مُتَشَٰكِسُونَ وَرَجُلًا سَلَمًا لِّرَجُلٍ هَلْ يَسْتَوِيَانِ مَثَلًا ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ

ḍarabe-llâhü meŝeler racülen fîhi şürakâü müteşâkisûne veracülen selemel liracül. hel yesteviyâni meŝelâ. elḥamdü lillâh. bel ekŝeruhüm lâ ya`lemûn.

Allah, birbiriyle çekişen bir çok ortağa bağlı olan bir adamla, yalnız bir kişiye bağlı bir adamı örnek olarak vermiştir. Bu ikisinin durumu eşit midir? Hamt, Allah’a mahsustur. Fakat onların çoğu bilmezler.

30 23. cüz · 461. sayfa

إِنَّكَ مَيِّتٌ وَإِنَّهُم مَّيِّتُونَ

inneke meyyitüv veinnehüm meyyitûn.

(Ey Muhammed!) Şüphesiz sen öleceksin ve şüphesiz onlar da ölecekler.

31 23. cüz · 461. sayfa

ثُمَّ إِنَّكُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ عِندَ رَبِّكُمْ تَخْتَصِمُونَ

ŝümme inneküm yevme-lḳiyâmeti `inde rabbiküm taḫteṣimûn.

Sonra siz kıyamet günü Rabbinizin huzurunda davalaşacaksınız.

Kaynaklar ve lisanslar

  • Açıklamalı Türkçe Kur’an-ı Kerîm Meali — Rowad 1.0.4 — Rowad Tercüme Merkezi Ekibi
    Meal: Rowad Tercüme Merkezi, Türkçe Tercüme v1.0.4. Kaynak: QuranEnc.com. Lisans ve kaynak koşulları
  • Arapça metin — Tanzil Quran Text — Uthmani 1.1 · Tanzil Project
    CC BY 3.0 — verbatim copies only; text changes prohibited kaynak · lisans
  • Türkçe okunuş — Tanzil Türkçe Çeviriyazı — Muhammet Abay · Tanzil Project
    Tanzil Translation Terms — yalnız ticari olmayan kullanım kaynak · lisans