İçeriğe geç

30. Cüz

Kur'an-ı Kerim otuz cüze ayrılmıştır.

Nebe Suresi

النبإ
1 30. cüz · 582. sayfa

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ عَمَّ يَتَسَآءَلُونَ

`amme yetesâelûn.

Birbirlerine neyi soruyorlar?

2 30. cüz · 582. sayfa

عَنِ ٱلنَّبَإِ ٱلْعَظِيمِ

`ani-nnebei-l`ażîm.

O büyük haberi mi?

3 30. cüz · 582. sayfa

ٱلَّذِى هُمْ فِيهِ مُخْتَلِفُونَ

elleẕî hüm fîhi muḫtelifûn.

Ki onlar, onda ihtilafa düşmüşlerdir.

4 30. cüz · 582. sayfa

كَلَّا سَيَعْلَمُونَ

kellâ seya`lemûn.

Hayır! Onlar yakında öğrenecekler.

5 30. cüz · 582. sayfa

ثُمَّ كَلَّا سَيَعْلَمُونَ

ŝümme kellâ seya`lemûn.

Sonra tekrar hayır! Yakında öğrenecekler.

6 30. cüz · 582. sayfa

أَلَمْ نَجْعَلِ ٱلْأَرْضَ مِهَٰدًا

elem nec`ali-l'arḍa mihâdâ.

Yeri bir döşek kılmadık mı?

7 30. cüz · 582. sayfa

وَٱلْجِبَالَ أَوْتَادًا

velcibâle evtâdâ.

Dağları da birer kazık kılmadık mı?

8 30. cüz · 582. sayfa

وَخَلَقْنَٰكُمْ أَزْوَٰجًا

veḫalaḳnâküm ezvâcâ.

Sizleri (erkekli dişili) eşler halinde yarattık.

9 30. cüz · 582. sayfa

وَجَعَلْنَا نَوْمَكُمْ سُبَاتًا

vece`alnâ nevmeküm sübâtâ.

Uykunuzu bir dinlenme (sebebi) kıldık.

10 30. cüz · 582. sayfa

وَجَعَلْنَا ٱلَّيْلَ لِبَاسًا

vece`alne-lleyle libâsâ.

Geceyi örtü bir kıldık.

11 30. cüz · 582. sayfa

وَجَعَلْنَا ٱلنَّهَارَ مَعَاشًا

vece`alne-nnehâra me`âşâ.

Gündüzü de geçim zamanı kıldık.

12 30. cüz · 582. sayfa

وَبَنَيْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعًا شِدَادًا

vebeneynâ fevḳaküm seb`an şidâdâ.

Üstünüze yedi sağlam gök bina ettik.

13 30. cüz · 582. sayfa

وَجَعَلْنَا سِرَاجًا وَهَّاجًا

vece`alnâ sirâcev vehhâcâ.

Alev alev yanan aydınlatıcı ve ısıtıcı bir kandil yarattık.

14 30. cüz · 582. sayfa

وَأَنزَلْنَا مِنَ ٱلْمُعْصِرَٰتِ مَآءً ثَجَّاجًا

veenzelnâ mine-lmü`ṣirâti mâen ŝeccâcâ.

Ve yağmur yüklü bulutlardan şarıl şarıl akan bir su indirdik.

15 30. cüz · 582. sayfa

لِّنُخْرِجَ بِهِۦ حَبًّا وَنَبَاتًا

linuḫrice bihî ḥabbev venebâtâ.

Onunla taneler ve bitkiler çıkaralım diye.

16 30. cüz · 582. sayfa

وَجَنَّٰتٍ أَلْفَافًا

vecennâtin elfâfâ.

Ve birbirine girmiş sarmaş dolaş bahçeler yetiştirelim diye.

17 30. cüz · 582. sayfa

إِنَّ يَوْمَ ٱلْفَصْلِ كَانَ مِيقَٰتًا

inne yevme-lfaṣli kâne mîḳâtâ.

Şüphe yok ki hüküm verip, ayırt etme günü belirlenmiş bir vakittir.

18 30. cüz · 582. sayfa

يَوْمَ يُنفَخُ فِى ٱلصُّورِ فَتَأْتُونَ أَفْوَاجًا

yevme yünfeḫu fi-ṣṣûri fete'tûne efvâcâ.

Sur’a üflendiği gün bölük bölük geleceksiniz.

19 30. cüz · 582. sayfa

وَفُتِحَتِ ٱلسَّمَآءُ فَكَانَتْ أَبْوَٰبًا

vefütiḥati-ssemâü fekânet ebvâbâ.

Ve gökyüzü açılarak orada pek çok kapılar oluşur.

20 30. cüz · 582. sayfa

وَسُيِّرَتِ ٱلْجِبَالُ فَكَانَتْ سَرَابًا

vesüyyirati-lcibâlü fekânet serâbâ.

Dağlar yürütülüp bir seraba dönüşür.

21 30. cüz · 582. sayfa

إِنَّ جَهَنَّمَ كَانَتْ مِرْصَادًا

inne cehenneme kânet mirṣâdâ.

Şüphesiz Cehennem de bir gözetleme yeridir.

22 30. cüz · 582. sayfa

لِّلطَّٰغِينَ مَـَٔابًا

liṭṭâgîne meâbâ.

Azgınların varacağı sığınaktır.

23 30. cüz · 582. sayfa

لَّٰبِثِينَ فِيهَآ أَحْقَابًا

lâbiŝîne fîhâ aḥḳâbâ.

Orada çağlar boyu kalacaklardır.

24 30. cüz · 582. sayfa

لَّا يَذُوقُونَ فِيهَا بَرْدًا وَلَا شَرَابًا

lâ yeẕûḳûne fîhâ berdev velâ şerâbâ.

Orada ne bir serinlik, ne de bir içecek tadacaklar.

25 30. cüz · 582. sayfa

إِلَّا حَمِيمًا وَغَسَّاقًا

illâ ḥamîmev vegassâḳâ.

Yalnızca kaynar su ve irinden içecekler.

26 30. cüz · 582. sayfa

جَزَآءً وِفَاقًا

cezâev vifâḳâ.

(Dünyada yaptıklarına karşılık) Uygun bir ceza olarak.

27 30. cüz · 582. sayfa

إِنَّهُمْ كَانُوا۟ لَا يَرْجُونَ حِسَابًا

innehüm kânû lâ yercûne ḥisâbâ.

Çünkü onlar hesaba çekilmeyi ummuyorlardı.

28 30. cüz · 582. sayfa

وَكَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا كِذَّابًا

vekeẕẕebû biâyâtinâ kiẕẕâbâ.

Ayetlerimizi de alabildiğine yalanlamışlardı.

29 30. cüz · 582. sayfa

وَكُلَّ شَىْءٍ أَحْصَيْنَٰهُ كِتَٰبًا

vekülle şey'in aḥṣaynâhü kitâbâ.

Biz ise, her şeyi bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da) tamamiyle sayıp tespit ettik.

30 30. cüz · 582. sayfa

فَذُوقُوا۟ فَلَن نَّزِيدَكُمْ إِلَّا عَذَابًا

feẕûḳû felen nezîdeküm illâ `aẕâbâ.

Kâfirlere şöyle denilir: “Şimdi tadın. Artık bundan sonra yalnızca azabınızı artıracağız.”

31 30. cüz · 583. sayfa

إِنَّ لِلْمُتَّقِينَ مَفَازًا

inne lilmütteḳîne mefâzâ.

Şüphesiz takva sahipleri için bir kurtuluş vardır.

32 30. cüz · 583. sayfa

حَدَآئِقَ وَأَعْنَٰبًا

ḥadâiḳa vea`nâbâ.

Bahçeler ve üzümler vardır.

33 30. cüz · 583. sayfa

وَكَوَاعِبَ أَتْرَابًا

vekevâ`ibe etrâbâ.

Göğüsleri olgun yaşıt kızlar vardır.

34 30. cüz · 583. sayfa

وَكَأْسًا دِهَاقًا

veke'sen dihâḳâ.

Dolu dolu kadehler vardır.

35 30. cüz · 583. sayfa

لَّا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا وَلَا كِذَّٰبًا

lâ yesme`ûne fîhâ lagvev velâ kiẕẕâbâ.

Orada ne bir boş söz işitirler, ne de bir yalan.

36 30. cüz · 583. sayfa

جَزَآءً مِّن رَّبِّكَ عَطَآءً حِسَابًا

cezâem mir rabbike `aṭâen ḥisâbâ.

Rabbinden bir karşılık olmak üzere yeterli bir bağıştır bu.

37 30. cüz · 583. sayfa

رَّبِّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا ٱلرَّحْمَٰنِ لَا يَمْلِكُونَ مِنْهُ خِطَابًا

rabbi-ssemâvâti vel'arḍi vemâ beynehüme-rraḥmâni lâ yemlikûne minhü ḫiṭâbâ.

Bunlar; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rahman olan Rabbindendir. Ona hitap etmeye güç yetiremezler.

38 30. cüz · 583. sayfa

يَوْمَ يَقُومُ ٱلرُّوحُ وَٱلْمَلَٰٓئِكَةُ صَفًّا لَّا يَتَكَلَّمُونَ إِلَّا مَنْ أَذِنَ لَهُ ٱلرَّحْمَٰنُ وَقَالَ صَوَابًا

yevme yeḳûmü-rrûḥu velmelâiketü ṣaffâ. lâ yetekellemûne illâ men eẕine lehü-rraḥmânü veḳâle ṣavâbâ.

Ruh'un ve meleklerin sıra sıra duracakları gün; Rahman'ın kendilerine izin verdikleri dışındakiler konuşamazlar. Onlar da doğruyu söylerler.

39 30. cüz · 583. sayfa

ذَٰلِكَ ٱلْيَوْمُ ٱلْحَقُّ فَمَن شَآءَ ٱتَّخَذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ مَـَٔابًا

ẕâlike-lyevmü-lḥaḳḳ. femen şâe-tteḫaẕe ilâ rabbihî meâbâ.

İşte bu o hak gündür. O halde dileyen Rabbine bir dönüş yolu edinsin.

40 30. cüz · 583. sayfa

إِنَّآ أَنذَرْنَٰكُمْ عَذَابًا قَرِيبًا يَوْمَ يَنظُرُ ٱلْمَرْءُ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُ وَيَقُولُ ٱلْكَافِرُ يَٰلَيْتَنِى كُنتُ تُرَٰبًۢا

innâ enẕernâküm `aẕâben ḳarîbâ. yevme yenżuru-lmerü mâ ḳaddemet yedâhü veyeḳûlü-lkâfiru yâ leytenî küntü türâbâ.

Biz, sizi çok yakın bir azapla uyardık. Herkes o gün, kendi elleriyle ne yaptığına bir bakar ve kâfir olanlar da: "Keşke toprak olsaydım!" der.

Nâziât Suresi

النازعات
1 30. cüz · 583. sayfa

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَٱلنَّٰزِعَٰتِ غَرْقًا

vennâzi`âti garḳâ.

Andolsun şiddetle çekip çıkaranlara,

2 30. cüz · 583. sayfa

وَٱلنَّٰشِطَٰتِ نَشْطًا

vennâşiṭâti neşṭâ.

Andolsun kolaylıkla alanlara,

3 30. cüz · 583. sayfa

وَٱلسَّٰبِحَٰتِ سَبْحًا

vessâbiḥâti sebḥâ.

Andolsun yüzüp yüzüp gidenlere,

4 30. cüz · 583. sayfa

فَٱلسَّٰبِقَٰتِ سَبْقًا

fessâbiḳâti sebḳâ.

Yarıştıkça yarışanlara,

5 30. cüz · 583. sayfa

فَٱلْمُدَبِّرَٰتِ أَمْرًا

felmüdebbirâti emrâ.

Her bir işi yürütmekle görevli olanlara,

6 30. cüz · 583. sayfa

يَوْمَ تَرْجُفُ ٱلرَّاجِفَةُ

yevme tercüfü-rrâcifeh.

O gün (birinci üflemeyle) sarsılacak olan sarsılır.

7 30. cüz · 583. sayfa

تَتْبَعُهَا ٱلرَّادِفَةُ

tetbe`uhe-rrâdifeh.

Bir diğeri de onu izler.

8 30. cüz · 583. sayfa

قُلُوبٌ يَوْمَئِذٍ وَاجِفَةٌ

ḳulûbüy yevmeiẕiv vâcifeh.

O gün birtakım kalpler (tedirginlik içinde) şiddetle çarpacaktır.

9 30. cüz · 583. sayfa

أَبْصَٰرُهَا خَٰشِعَةٌ

ebṣâruhâ ḫâşi`ah.

Gözleri zilletle bakacaktır.

10 30. cüz · 583. sayfa

يَقُولُونَ أَءِنَّا لَمَرْدُودُونَ فِى ٱلْحَافِرَةِ

yeḳûlûne einnâ lemerdûdûne fi-lḥâfirah.

Şöyle derler: “Biz gerçekten gerisin geriye eski haimize mi döndürüleceğiz?”

11 30. cüz · 583. sayfa

أَءِذَا كُنَّا عِظَٰمًا نَّخِرَةً

eiẕâ künnâ `iżâmen neḫirah.

“Bizler çürümüş kemiklere döndükten sonra mı?”

12 30. cüz · 583. sayfa

قَالُوا۟ تِلْكَ إِذًا كَرَّةٌ خَاسِرَةٌ

ḳâlû tilke iẕen kerratün ḫâsirah.

“Öyle ise bu hüsran dolu bir dönüştür.” dediler.

13 30. cüz · 583. sayfa

فَإِنَّمَا هِىَ زَجْرَةٌ وَٰحِدَةٌ

feinnemâ hiye zecratüv vâḥideh.

Hâlbuki o, bir haykırıştan (Sûr’un üfürülmesinden) ibarettir.

14 30. cüz · 583. sayfa

فَإِذَا هُم بِٱلسَّاهِرَةِ

feiẕâ hüm bissâhirah.

Birden onlar (dirilmiş halde) bir düzlük üzeredirler.

15 30. cüz · 583. sayfa

هَلْ أَتَىٰكَ حَدِيثُ مُوسَىٰٓ

hel etâke ḥadîŝü mûsâ.

Mûsâ’nın haberi sana geldi mi?

16 30. cüz · 584. sayfa

إِذْ نَادَىٰهُ رَبُّهُۥ بِٱلْوَادِ ٱلْمُقَدَّسِ طُوًى

iẕ nâdâhü rabbühû bilvâdi-lmüḳaddesi ṭuvâ.

Hani Rabbi ona, mukaddes Tuvâ Vadisi'nde seslenmişti.

17 30. cüz · 584. sayfa

ٱذْهَبْ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ إِنَّهُۥ طَغَىٰ

iẕheb ilâ fir`avne innehû ṭagâ.

"Firavun’a git! Çünkü o gerçekten azdı.''

18 30. cüz · 584. sayfa

فَقُلْ هَل لَّكَ إِلَىٰٓ أَن تَزَكَّىٰ

feḳul hel leke ilâ en tezekkâ.

Deki: “Sen temizlenmek istiyor musun?”

19 30. cüz · 584. sayfa

وَأَهْدِيَكَ إِلَىٰ رَبِّكَ فَتَخْشَىٰ

veehdiyeke ilâ rabbike fetaḫşâ.

"Seni, Rabbine ileteyim de O’na karşı derinden saygı duyup korkasın!”

20 30. cüz · 584. sayfa

فَأَرَىٰهُ ٱلْـَٔايَةَ ٱلْكُبْرَىٰ

feerâhü-l'âyete-lkübrâ.

Derken Mûsâ, ona en büyük mucizeyi gösterdi.

21 30. cüz · 584. sayfa

فَكَذَّبَ وَعَصَىٰ

fekeẕẕebe ve`aṣâ.

Fakat o, Mûsâ’yı yalanladı ve isyan etti.

22 30. cüz · 584. sayfa

ثُمَّ أَدْبَرَ يَسْعَىٰ

ŝümme edbera yes`â.

Sonra sırt dönüp koşarak gitti.

23 30. cüz · 584. sayfa

فَحَشَرَ فَنَادَىٰ

feḥaşera fenâdâ.

Hemen (adamlarını) topladı ve onlara seslendi:

24 30. cüz · 584. sayfa

فَقَالَ أَنَا۠ رَبُّكُمُ ٱلْأَعْلَىٰ

feḳâle ene rabbükümü-l'a`lâ.

“Ben, sizin en yüce rabbinizim!” dedi.

25 30. cüz · 584. sayfa

فَأَخَذَهُ ٱللَّهُ نَكَالَ ٱلْـَٔاخِرَةِ وَٱلْأُولَىٰٓ

feeḫaẕehü-llâhü nekâle-l'âḫirati vel'ûlâ.

Allah da onu dünya ve ahiret azabıyla yakaladı.

26 30. cüz · 584. sayfa

إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَعِبْرَةً لِّمَن يَخْشَىٰٓ

inne fî ẕâlike le`ibratel limey yaḫşâ.

Şüphesiz bunda, Allah’tan sakınıp korkan kimseler için bir ibret vardır.

27 30. cüz · 584. sayfa

ءَأَنتُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَمِ ٱلسَّمَآءُ بَنَىٰهَا

eentüm eşeddü ḫalḳan emi-ssemâü. benâhâ.

Sizi yaratmak mı daha güçtür yoksa göğü mü? Onu (Allah) bina etti.

28 30. cüz · 584. sayfa

رَفَعَ سَمْكَهَا فَسَوَّىٰهَا

rafe`a semkehâ fesevvâhâ.

Onun tavanını yükseltti ve düzenledi.

29 30. cüz · 584. sayfa

وَأَغْطَشَ لَيْلَهَا وَأَخْرَجَ ضُحَىٰهَا

veagṭaşe leylehâ veaḫrace ḍuḥâhâ.

Gecesini karanlık yaptı, gündüzünü aydınlığa çıkardı.

30 30. cüz · 584. sayfa

وَٱلْأَرْضَ بَعْدَ ذَٰلِكَ دَحَىٰهَآ

vel'arḍa ba`de ẕâlike deḥâhâ.

Ve daha sonra da yeri döşeyip yaydı.

31 30. cüz · 584. sayfa

أَخْرَجَ مِنْهَا مَآءَهَا وَمَرْعَىٰهَا

aḫrace minhâ mâehâ vemer`âhâ.

Oradan suyunu ve otlağını çıkardı.

32 30. cüz · 584. sayfa

وَٱلْجِبَالَ أَرْسَىٰهَا

velcibâle ersâhâ.

Dağları da sapasağlam yerleştirdi.

33 30. cüz · 584. sayfa

مَتَٰعًا لَّكُمْ وَلِأَنْعَٰمِكُمْ

metâ`al leküm velien`âmiküm.

Bunları sizin için ve hayvanlarınız için bir yarar kaynağı yaptı.

34 30. cüz · 584. sayfa

فَإِذَا جَآءَتِ ٱلطَّآمَّةُ ٱلْكُبْرَىٰ

feiẕâ câeti-ṭṭâmmetü-lkübrâ.

Her şeyi alt üst eden o büyük felaket (kıyamet) geldiği vakit.

35 30. cüz · 584. sayfa

يَوْمَ يَتَذَكَّرُ ٱلْإِنسَٰنُ مَا سَعَىٰ

yevme yeteẕekkeru-l'insânü mâ se`â.

O gün insan, yaptıklarını hatırlayacak.

36 30. cüz · 584. sayfa

وَبُرِّزَتِ ٱلْجَحِيمُ لِمَن يَرَىٰ

vebürrizeti-lceḥîmü limey yerâ.

Cehennem, görenler için apaçık bir şekilde gösterilir.

37 30. cüz · 584. sayfa

فَأَمَّا مَن طَغَىٰ

feemmâ men ṭagâ.

Artık kim taşkınlık etmiş ise.

38 30. cüz · 584. sayfa

وَءَاثَرَ ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَا

veâŝera-lḥayâte-ddünyâ.

Dünya hayatını tercih ettiyse.

39 30. cüz · 584. sayfa

فَإِنَّ ٱلْجَحِيمَ هِىَ ٱلْمَأْوَىٰ

feinne-lceḥîme hiye-lme'vâ.

Cehennem onun varacağı barınaktır.

40 30. cüz · 584. sayfa

وَأَمَّا مَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِۦ وَنَهَى ٱلنَّفْسَ عَنِ ٱلْهَوَىٰ

veemmâ men ḫâfe meḳâme rabbihî venehe-nnefse `ani-lhevâ.

Kim de Rabbinin makamından korkar ve nefsini kötü arzularından alıkoyarsa,

41 30. cüz · 584. sayfa

فَإِنَّ ٱلْجَنَّةَ هِىَ ٱلْمَأْوَىٰ

feinne-lcennete hiye-lme'vâ.

(O kimse için) Hiç şüphesiz Cennet yegâne barınaktır.

42 30. cüz · 584. sayfa

يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلسَّاعَةِ أَيَّانَ مُرْسَىٰهَا

yes'elûneke `ani-ssâ`ati eyyâne mürsâhâ.

Sana kıyametten soruyorlar: "Gelip çatması ne zaman?" diye.

43 30. cüz · 584. sayfa

فِيمَ أَنتَ مِن ذِكْرَىٰهَآ

fîme ente min ẕikrâhâ.

Sen onu nereden bileceksin?

44 30. cüz · 584. sayfa

إِلَىٰ رَبِّكَ مُنتَهَىٰهَآ

ilâ rabbike müntehâhâ.

Rabbine aittir onunla ilgili son bilgi.

45 30. cüz · 584. sayfa

إِنَّمَآ أَنتَ مُنذِرُ مَن يَخْشَىٰهَا

innemâ ente münẕiru mey yaḫşâhâ.

Sen ancak, ondan korkan kimseler için bir uyarıcısın.

46 30. cüz · 584. sayfa

كَأَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَهَا لَمْ يَلْبَثُوٓا۟ إِلَّا عَشِيَّةً أَوْ ضُحَىٰهَا

keennehüm yevme yeravnehâ lem yelbeŝû illâ `aşiyyeten ev ḍuḥâhâ.

Onlar onu gördükleri gün sanki (dünyada) bir akşam veya kuşluk vakti kadar kaldıklarını sanırlar.

1 30. cüz · 585. sayfa

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ عَبَسَ وَتَوَلَّىٰٓ

`abese vetevellâ.

Yüzünü ekşitti ve arkasını döndü.

2 30. cüz · 585. sayfa

أَن جَآءَهُ ٱلْأَعْمَىٰ

en câehü-l'a`mâ.

Kendisine o âmâ geldi diye.

3 30. cüz · 585. sayfa

وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّهُۥ يَزَّكَّىٰٓ

vemâ yüdrîke le`allehû yezzekkâ.

Ne bilirsin belki o temizlenecekti.

4 30. cüz · 585. sayfa

أَوْ يَذَّكَّرُ فَتَنفَعَهُ ٱلذِّكْرَىٰٓ

ev yeẕẕekkeru fetenfe`ahü-ẕẕikrâ.

Yahut öğüt alacaktı da bu öğüt ona fayda verecekti.

5 30. cüz · 585. sayfa

أَمَّا مَنِ ٱسْتَغْنَىٰ

emmâ meni-stagnâ.

Kendini muhtaç hissetmeyene gelince;

6 30. cüz · 585. sayfa

فَأَنتَ لَهُۥ تَصَدَّىٰ

feente lehû teṣaddâ.

Sen, ona yöneliyorsun.

7 30. cüz · 585. sayfa

وَمَا عَلَيْكَ أَلَّا يَزَّكَّىٰ

vemâ `aleyke ellâ yezzekkâ.

(İstemiyorsa) arınmamasından sen sorumlu değilsin!

8 30. cüz · 585. sayfa

وَأَمَّا مَن جَآءَكَ يَسْعَىٰ

veemmâ men câeke yes`â.

Fakat koşup sana gelen kimse;

9 30. cüz · 585. sayfa

وَهُوَ يَخْشَىٰ

vehüve yaḫşâ.

(Allah'tan) korkuğu halde;

10 30. cüz · 585. sayfa

فَأَنتَ عَنْهُ تَلَهَّىٰ

feente `anhü telehhâ.

Sen onu bırakıp oyalanıyorsun.

11 30. cüz · 585. sayfa

كَلَّآ إِنَّهَا تَذْكِرَةٌ

kellâ innehâ teẕkirah.

Hayır. Bu ancak bir öğüttür.

12 30. cüz · 585. sayfa

فَمَن شَآءَ ذَكَرَهُۥ

femen şâe ẕekerah.

Artık dileyen kimse ondan öğüt alır.

13 30. cüz · 585. sayfa

فِى صُحُفٍ مُّكَرَّمَةٍ

fî ṣuḥufim mükerrameh.

(O) şerefli sahifelerdedir.

14 30. cüz · 585. sayfa

مَّرْفُوعَةٍ مُّطَهَّرَةٍۭ

merfû`atim müṭahherah.

Yüce ve tertemiz olan.

15 30. cüz · 585. sayfa

بِأَيْدِى سَفَرَةٍ

bieydî seferah.

Kâtiplerin ellerinde.

16 30. cüz · 585. sayfa

كِرَامٍۭ بَرَرَةٍ

kirâmim berarah.

Değerli ve itaatkâr olan (Meleklerin).

17 30. cüz · 585. sayfa

قُتِلَ ٱلْإِنسَٰنُ مَآ أَكْفَرَهُۥ

ḳutile-l'insânü mâ ekferah.

Kahrolası (inkârcı) insan! Ne nankördür o!

18 30. cüz · 585. sayfa

مِنْ أَىِّ شَىْءٍ خَلَقَهُۥ

min eyyi şey'in ḫaleḳah.

Allah, onu hangi şeyden yarattı?

19 30. cüz · 585. sayfa

مِن نُّطْفَةٍ خَلَقَهُۥ فَقَدَّرَهُۥ

min nuṭfeh. ḫaleḳahû feḳadderah.

Bir nutfeden yarattı ve belli bir şekle soktu.

20 30. cüz · 585. sayfa

ثُمَّ ٱلسَّبِيلَ يَسَّرَهُۥ

ŝümme-ssebîle yesserah.

Sonra da ona yolu kolaylaştırdı.

21 30. cüz · 585. sayfa

ثُمَّ أَمَاتَهُۥ فَأَقْبَرَهُۥ

ŝümme emâtehû feaḳberah.

Sonra da onu öldürüp kabre koydu.

22 30. cüz · 585. sayfa

ثُمَّ إِذَا شَآءَ أَنشَرَهُۥ

ŝümme iẕâ şâe enşerah.

Sonra dilediği zaman onu yeniden diriltir.

23 30. cüz · 585. sayfa

كَلَّا لَمَّا يَقْضِ مَآ أَمَرَهُۥ

kellâ lemmâ yaḳḍi mâ emerah.

Hayır. O (Rabbinin) kendisine emrettiğini yerine getirmedi.

24 30. cüz · 585. sayfa

فَلْيَنظُرِ ٱلْإِنسَٰنُ إِلَىٰ طَعَامِهِۦٓ

felyenżuri-l'insânü ilâ ṭa`âmih.

İnsan yiyeceğine bir baksın.

25 30. cüz · 585. sayfa

أَنَّا صَبَبْنَا ٱلْمَآءَ صَبًّا

ennâ ṣabebne-lmâe ṣabbâ.

Şüphesiz biz suyu/yağmuru döktükçe döktük.

26 30. cüz · 585. sayfa

ثُمَّ شَقَقْنَا ٱلْأَرْضَ شَقًّا

ŝümme şaḳaḳne-l'arḍa şeḳḳâ.

Sonra toprağı iyiden iyiye yardık!

27 30. cüz · 585. sayfa

فَأَنۢبَتْنَا فِيهَا حَبًّا

feembetnâ fîhâ ḥabbâ.

Ve orada taneler bitirdik.

28 30. cüz · 585. sayfa

وَعِنَبًا وَقَضْبًا

ve`inebev veḳaḍbâ.

Üzümler ve yoncalar,

29 30. cüz · 585. sayfa

وَزَيْتُونًا وَنَخْلًا

vezeytûnev venaḫlâ.

Zeytinler ve hurmalar,

30 30. cüz · 585. sayfa

وَحَدَآئِقَ غُلْبًا

veḥadâiḳa gulbâ.

Sık ağaçlı bahçeler,

31 30. cüz · 585. sayfa

وَفَٰكِهَةً وَأَبًّا

vefâkihetev veebbâ.

Meyveler ve otlaklar,

32 30. cüz · 585. sayfa

مَّتَٰعًا لَّكُمْ وَلِأَنْعَٰمِكُمْ

metâ`al leküm velien`âmiküm.

Sizin ve hayvanlarınızın yararlanması için,

33 30. cüz · 585. sayfa

فَإِذَا جَآءَتِ ٱلصَّآخَّةُ

feiẕâ câeti-ṣṣâḫḫah.

Kulakları sağır eden o ses geldiğinde,

34 30. cüz · 585. sayfa

يَوْمَ يَفِرُّ ٱلْمَرْءُ مِنْ أَخِيهِ

yevme yefirru-lmerü min eḫîh.

O gün kişi kardeşinden kaçar.

35 30. cüz · 585. sayfa

وَأُمِّهِۦ وَأَبِيهِ

veümmihî veebîh.

Anasından ve babasından,

36 30. cüz · 585. sayfa

وَصَٰحِبَتِهِۦ وَبَنِيهِ

veṣâḥibetihî vebenîh.

Eşinden ve evladından,

37 30. cüz · 585. sayfa

لِكُلِّ ٱمْرِئٍ مِّنْهُمْ يَوْمَئِذٍ شَأْنٌ يُغْنِيهِ

likülli-mriim minhüm yevmeiẕin şe'nüy yugnîh.

O gün herkes için kendine yetecek bir işi vardır.

38 30. cüz · 585. sayfa

وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ مُّسْفِرَةٌ

vucûhüy yevmeiẕim müsfirah.

O gün birtakım yüzler vardır ki pırıl pırıl parlarlar.

39 30. cüz · 585. sayfa

ضَاحِكَةٌ مُّسْتَبْشِرَةٌ

ḍâḥiketüm müstebşirah.

Güleç ve neşelidir.

40 30. cüz · 585. sayfa

وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ عَلَيْهَا غَبَرَةٌ

vevucûhüy yevmeiẕin `aleyhâ gaberah.

Öyle yüzler de var ki o gün üzerini toz kaplamıştır.

41 30. cüz · 585. sayfa

تَرْهَقُهَا قَتَرَةٌ

terheḳuhâ ḳaterah.

Onları bir siyahlık bürür.

42 30. cüz · 585. sayfa

أُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْكَفَرَةُ ٱلْفَجَرَةُ

ülâike hümü-lkeferatü-lfecerah.

İşte onlar kâfirler, facirlerdir.

Tekvîr Suresi

التكوير
1 30. cüz · 586. sayfa

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ إِذَا ٱلشَّمْسُ كُوِّرَتْ

iẕe-şşemsü küvvirat.

Güneş dürüldüğü zaman.

2 30. cüz · 586. sayfa

وَإِذَا ٱلنُّجُومُ ٱنكَدَرَتْ

veiẕe-nnücûmü-nkederat.

Yıldızlar, saçılıp dağıldığı zaman.

3 30. cüz · 586. sayfa

وَإِذَا ٱلْجِبَالُ سُيِّرَتْ

veiẕe-lcibâlü süyyirat.

Dağlar yürütüldüğü zaman.

4 30. cüz · 586. sayfa

وَإِذَا ٱلْعِشَارُ عُطِّلَتْ

veiẕe-l`işâru `uṭṭilet.

Gebe develer başıboş bırakıldığı zaman.

5 30. cüz · 586. sayfa

وَإِذَا ٱلْوُحُوشُ حُشِرَتْ

veiẕe-lvuḥûşü ḥuşirat.

Vahşi hayvanlar bir araya toplandığı zaman.

6 30. cüz · 586. sayfa

وَإِذَا ٱلْبِحَارُ سُجِّرَتْ

veiẕe-lbiḥâru süccirat.

Denizler tutuşturulduğu zaman.

7 30. cüz · 586. sayfa

وَإِذَا ٱلنُّفُوسُ زُوِّجَتْ

veiẕe-nnüfûsü züvvicet.

Nefisler/kişiler (benzerleriyle) birleştirildiği zaman.

8 30. cüz · 586. sayfa

وَإِذَا ٱلْمَوْءُۥدَةُ سُئِلَتْ

veiẕe-lmev'ûdetü süilet.

Diri diri (toprağa) gömülen kız çocuğuna sorulduğu zaman.

9 30. cüz · 586. sayfa

بِأَىِّ ذَنۢبٍ قُتِلَتْ

bieyyi ẕembin ḳutilet.

"Hangi günâhtan dolayı öldürüldü?" (diye).

10 30. cüz · 586. sayfa

وَإِذَا ٱلصُّحُفُ نُشِرَتْ

veiẕe-ṣṣuḥufü nüşirat.

Sahifeler (amel defterleri) açıldığı zaman.

11 30. cüz · 586. sayfa

وَإِذَا ٱلسَّمَآءُ كُشِطَتْ

veiẕe-ssemâü küşiṭat.

Gök, sıyrılıp ayrıldığı zaman.

12 30. cüz · 586. sayfa

وَإِذَا ٱلْجَحِيمُ سُعِّرَتْ

veiẕe-lceḥîmü sü``irat.

Cehennem alevlendirildiği zaman.

13 30. cüz · 586. sayfa

وَإِذَا ٱلْجَنَّةُ أُزْلِفَتْ

veiẕe-lcennetü üzlifet.

Ve Cennet yaklaştırıldığı zaman.

14 30. cüz · 586. sayfa

عَلِمَتْ نَفْسٌ مَّآ أَحْضَرَتْ

`alimet nefsüm mâ aḥḍarat.

Her nefis önceden ne hazırladığını bilecektir.

15 30. cüz · 586. sayfa

فَلَآ أُقْسِمُ بِٱلْخُنَّسِ

felâ uḳsimü bilḫunnes.

Hayır! Yemin ederim gizlenen (yıldızlara).

16 30. cüz · 586. sayfa

ٱلْجَوَارِ ٱلْكُنَّسِ

elcevâri-lkünnes.

O akıp akıp yörüngesinde giden ve gizlenenlere.

17 30. cüz · 586. sayfa

وَٱلَّيْلِ إِذَا عَسْعَسَ

velleyli iẕâ `as`as.

Karardığında geceye.

18 30. cüz · 586. sayfa

وَٱلصُّبْحِ إِذَا تَنَفَّسَ

veṣṣubḥi iẕâ teneffes.

Aydınlanmaya başladığında sabaha.

19 30. cüz · 586. sayfa

إِنَّهُۥ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ

innehû leḳavlü rasûlin kerîm.

Şüphesiz o, çok değerli bir elçinin sözüdür.

20 30. cüz · 586. sayfa

ذِى قُوَّةٍ عِندَ ذِى ٱلْعَرْشِ مَكِينٍ

ẕî ḳuvvetin `inde ẕi-l`arşi mekîn.

Kuvvet sahibi; Arşın sahibinin katında itibarlı (bir elçinin).

21 30. cüz · 586. sayfa

مُّطَاعٍ ثَمَّ أَمِينٍ

müṭâ`in ŝemme emîn.

Kendine itaat edilen, üstelik güvenilir.

22 30. cüz · 586. sayfa

وَمَا صَاحِبُكُم بِمَجْنُونٍ

vemâ ṣâḥibüküm bimecnûn.

Arkadaşınız bir mecnun değildir.

23 30. cüz · 586. sayfa

وَلَقَدْ رَءَاهُ بِٱلْأُفُقِ ٱلْمُبِينِ

veleḳad raâhü bil'üfüḳi-lmübîn.

Onu (Cebrail'i) ufukta apaçık görmüştür.

24 30. cüz · 586. sayfa

وَمَا هُوَ عَلَى ٱلْغَيْبِ بِضَنِينٍ

vemâ hüve `ale-lgaybi biḍanîn.

O, gayp hakkında cimri değildir.

25 30. cüz · 586. sayfa

وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَيْطَٰنٍ رَّجِيمٍ

vemâ hüve biḳavli şeyṭânir racîm.

O, kovulmuş Şeytan'ın sözü de değildir.

26 30. cüz · 586. sayfa

فَأَيْنَ تَذْهَبُونَ

feeyne teẕhebûn.

Öyleyse nereye gidiyorsunuz?

27 30. cüz · 586. sayfa

إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِّلْعَٰلَمِينَ

in hüve illâ ẕikrul lil`âlemîn.

O, yalnızca bütün âlemler için bir öğüttür.

28 30. cüz · 586. sayfa

لِمَن شَآءَ مِنكُمْ أَن يَسْتَقِيمَ

limen şâe minküm ey yesteḳîm.

Sizden dosdoğru olmak isteyenler için.

29 30. cüz · 586. sayfa

وَمَا تَشَآءُونَ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُ رَبُّ ٱلْعَٰلَمِينَ

vemâ teşâûne illâ ey yeşâe-llâhü rabbü-l`âlemîn.

Âlemlerin Rabbi Allah dilemedikçe siz de dileyemezsiniz.

İnfitâr Suresi

الإنفطار
1 30. cüz · 587. sayfa

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ إِذَا ٱلسَّمَآءُ ٱنفَطَرَتْ

iẕe-ssemâü-nfeṭarat.

Gök yarıldığında.

2 30. cüz · 587. sayfa

وَإِذَا ٱلْكَوَاكِبُ ٱنتَثَرَتْ

veiẕe-lkevâkibü-nteŝerat.

Yıldızlar döküldüğünde.

3 30. cüz · 587. sayfa

وَإِذَا ٱلْبِحَارُ فُجِّرَتْ

veiẕe-lbiḥâru füccirat.

Denizler birbirine karıştırıldığı zaman.

4 30. cüz · 587. sayfa

وَإِذَا ٱلْقُبُورُ بُعْثِرَتْ

veiẕe-lḳubûru bü`ŝirat.

Kabirler alt üst edildiği zaman.

5 30. cüz · 587. sayfa

عَلِمَتْ نَفْسٌ مَّا قَدَّمَتْ وَأَخَّرَتْ

`alimet nefsüm mâ ḳaddemet veeḫḫarat.

(Artık her) Nefis, önceden takdim ettiklerini ve ertelediklerini bilip öğrenmiş olur.

6 30. cüz · 587. sayfa

يَٰٓأَيُّهَا ٱلْإِنسَٰنُ مَا غَرَّكَ بِرَبِّكَ ٱلْكَرِيمِ

yâ eyyühe-l'insânü mâ garrake birabbike-lkerîm.

Ey insan! O kerim Rabbine karşı seni aldatan nedir?

7 30. cüz · 587. sayfa

ٱلَّذِى خَلَقَكَ فَسَوَّىٰكَ فَعَدَلَكَ

elleẕî ḫaleḳake fesevvâke fe`adelek.

O seni yarattı, sana düzenli şekil verdi ve dengeli kıldı.

8 30. cüz · 587. sayfa

فِىٓ أَىِّ صُورَةٍ مَّا شَآءَ رَكَّبَكَ

fî eyyi ṣûratim mâ şâe rakkebek.

Seni dilediği surette terkib etti (şekillendirdi).

9 30. cüz · 587. sayfa

كَلَّا بَلْ تُكَذِّبُونَ بِٱلدِّينِ

kellâ bel tükeẕẕibûne biddîn.

Hayır, hayır! Siz hesap ve cezayı yalanlıyorsunuz.

10 30. cüz · 587. sayfa

وَإِنَّ عَلَيْكُمْ لَحَٰفِظِينَ

veinne `aleyküm leḥâfiżîn.

Ve şüphe yok ki, sizin üzerinizde koruyucular/gözetleyiciler vardır.

11 30. cüz · 587. sayfa

كِرَامًا كَٰتِبِينَ

kirâmen kâtibîn.

Şerefli yazıcılar/Kiramen, Katibin vardır.

12 30. cüz · 587. sayfa

يَعْلَمُونَ مَا تَفْعَلُونَ

ya`lemûne mâ tef`alûn.

Onlar ne yaptığınızı biliyorlar.

13 30. cüz · 587. sayfa

إِنَّ ٱلْأَبْرَارَ لَفِى نَعِيمٍ

inne-l'ebrâra lefî ne`îm.

İyiler, elbette nimetler içinde olacaktır.

14 30. cüz · 587. sayfa

وَإِنَّ ٱلْفُجَّارَ لَفِى جَحِيمٍ

veinne-lfüccâra lefî ceḥîm.

Kötüler/günahkârlar ise kesinlikle Cehennem'dedir.

15 30. cüz · 587. sayfa

يَصْلَوْنَهَا يَوْمَ ٱلدِّينِ

yaṣlevnehâ yevme-ddîn.

Hesap günü oraya atılacaklardır.

16 30. cüz · 587. sayfa

وَمَا هُمْ عَنْهَا بِغَآئِبِينَ

vemâ hüm `anhâ bigâibîn.

Onlar oradan (bir yere) kaybolacak değildirler.

17 30. cüz · 587. sayfa

وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا يَوْمُ ٱلدِّينِ

vemâ edrâke mâ yevmü-ddîn.

Hesap ve ceza gününün ne olduğunu sen ne bileceksin?

18 30. cüz · 587. sayfa

ثُمَّ مَآ أَدْرَىٰكَ مَا يَوْمُ ٱلدِّينِ

ŝümme mâ edrâke mâ yevmü-ddîn.

Ve yine hesap ve ceza gününün ne olduğunu sen ne bileceksin?

19 30. cüz · 587. sayfa

يَوْمَ لَا تَمْلِكُ نَفْسٌ لِّنَفْسٍ شَيْـًٔا وَٱلْأَمْرُ يَوْمَئِذٍ لِّلَّهِ

yevme lâ temlikü nefsül linefsin şey'â. vel'emru yevmeiẕil lillâh.

O gün, hiç kimsenin başkası için hiçbir şeye malik olmadığı gündür. O gün buyruk, yalnız Allah’ındır.

Mutaffifîn Suresi

المطففين
1 30. cüz · 587. sayfa

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَيْلٌ لِّلْمُطَفِّفِينَ

veylül lilmüṭaffifîn.

Ölçüde hile yapanların vay haline!

2 30. cüz · 587. sayfa

ٱلَّذِينَ إِذَا ٱكْتَالُوا۟ عَلَى ٱلنَّاسِ يَسْتَوْفُونَ

elleẕîne iẕe-ktâlû `ale-nnâsi yestevfûn.

Onlar insanlardan (bir şey) ölçüp aldıkları zaman tam ölçerler.

3 30. cüz · 587. sayfa

وَإِذَا كَالُوهُمْ أَو وَّزَنُوهُمْ يُخْسِرُونَ

veiẕâ kâlûhüm ev vezenûhüm yuḫsirûn.

Ama kendileri onlara bir şey ölçtükleri veya tarttıkları zaman eksiltirler.

4 30. cüz · 587. sayfa

أَلَا يَظُنُّ أُو۟لَٰٓئِكَ أَنَّهُم مَّبْعُوثُونَ

elâ yeżunnü ülâike ennehüm meb`ûŝûn.

Onlar düşünmezler mi ki, büyük bir günde (hesap vermek için) diriltilecekler?

5 30. cüz · 587. sayfa

لِيَوْمٍ عَظِيمٍ

liyevmin `ażîm.

Çok büyük bir gün için.

6 30. cüz · 587. sayfa

يَوْمَ يَقُومُ ٱلنَّاسُ لِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

yevme yeḳûmü-nnâsü lirabbi-l`âlemîn.

İnsanlar o günde âlemlerin Rabbinin huzuruna kalkıp, duracaklardır.

7 30. cüz · 588. sayfa

كَلَّآ إِنَّ كِتَٰبَ ٱلْفُجَّارِ لَفِى سِجِّينٍ

kellâ inne kitâbe-lfüccâri lefî siccîn.

Hayır! Günahkârların kitabı muhakkak “Siccîn”dedir.

8 30. cüz · 588. sayfa

وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا سِجِّينٌ

vemâ edrâke mâ siccîn.

“Siccîn”in ne olduğunu sen ne bileceksin?

9 30. cüz · 588. sayfa

كِتَٰبٌ مَّرْقُومٌ

kitâbüm merḳûm.

(O günahkârların yazısı) Amellerinin sayılıp yazıldığı bir kitaptır.

10 30. cüz · 588. sayfa

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.

O gün yalanlayanların vay haline!

11 30. cüz · 588. sayfa

ٱلَّذِينَ يُكَذِّبُونَ بِيَوْمِ ٱلدِّينِ

elleẕîne yükeẕẕibûne biyevmi-ddîn.

Ki onlar, ceza gününü yalan sayarlar.

12 30. cüz · 588. sayfa

وَمَا يُكَذِّبُ بِهِۦٓ إِلَّا كُلُّ مُعْتَدٍ أَثِيمٍ

vemâ yükeẕẕibü bihî illâ küllü mü`tedin eŝîm.

Onu; ancak her azgın, günahkâr kimse yalanlar.

13 30. cüz · 588. sayfa

إِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِ ءَايَٰتُنَا قَالَ أَسَٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ

iẕâ tütlâ `aleyhi âyâtünâ ḳâle esâṭîru-l'evvelîn.

Ona ayetlerimiz okunsa; "Eskilerin masalları." der.

14 30. cüz · 588. sayfa

كَلَّا بَلْ رَانَ عَلَىٰ قُلُوبِهِم مَّا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ

kellâ bel râne `alâ ḳulûbihim mâ kânû yeksibûn.

Hayır, aksine onların kazandıkları kalplerini örtmüştür.

15 30. cüz · 588. sayfa

كَلَّآ إِنَّهُمْ عَن رَّبِّهِمْ يَوْمَئِذٍ لَّمَحْجُوبُونَ

kellâ innehüm `ar rabbihim yevmeiẕil lemaḥcûbûn.

Hayır! Şüphesiz onlar, kıyamet günü Rablerini görmekten mahrum bırakılacaklardır.

16 30. cüz · 588. sayfa

ثُمَّ إِنَّهُمْ لَصَالُوا۟ ٱلْجَحِيمِ

ŝümme innehüm leṣâlü-lceḥîm.

Sonra da Cehennem'e atılacaklardır.

17 30. cüz · 588. sayfa

ثُمَّ يُقَالُ هَٰذَا ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ

ŝümme yüḳâlü hâẕe-lleẕî küntüm bihî tükeẕẕibûn.

Sonra da onlara; “Yalanlamış olduğunuz işte budur!” denilecek.

18 30. cüz · 588. sayfa

كَلَّآ إِنَّ كِتَٰبَ ٱلْأَبْرَارِ لَفِى عِلِّيِّينَ

kellâ inne kitâbe-l'ebrâri lefî `illiyyîn.

Hayır, şüphe yok ki iyilerin kitabı “illiyyin”dedir.

19 30. cüz · 588. sayfa

وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا عِلِّيُّونَ

vemâ edrâke mâ `illiyyûn.

İlliyyun'un ne olduğunu sen ne bileceksin?

20 30. cüz · 588. sayfa

كِتَٰبٌ مَّرْقُومٌ

kitâbüm merḳûm.

O yazılmış bir kitaptır.

21 30. cüz · 588. sayfa

يَشْهَدُهُ ٱلْمُقَرَّبُونَ

yeşhedühü-lmüḳarrabûn.

Ona, Allah’a yakın olanlar şâhit olur.

22 30. cüz · 588. sayfa

إِنَّ ٱلْأَبْرَارَ لَفِى نَعِيمٍ

inne-l'ebrâra lefî ne`îm.

Şüphesiz iyi kimseler Naîm Cenneti'ndedirler.

23 30. cüz · 588. sayfa

عَلَى ٱلْأَرَآئِكِ يَنظُرُونَ

`ale-l'erâiki yenżurûn.

Koltuklar üzerinde (etrafı) seyrederler.

24 30. cüz · 588. sayfa

تَعْرِفُ فِى وُجُوهِهِمْ نَضْرَةَ ٱلنَّعِيمِ

ta`rifü fî vucûhihim naḍrate-nne`îm.

Onların yüzlerinde nimetlerin sevincini görürsün.

25 30. cüz · 588. sayfa

يُسْقَوْنَ مِن رَّحِيقٍ مَّخْتُومٍ

yüsḳavne mir raḥîḳim maḫtûm.

Onlara mühürlü halis bir şaraptan içirilir.

26 30. cüz · 588. sayfa

خِتَٰمُهُۥ مِسْكٌ وَفِى ذَٰلِكَ فَلْيَتَنَافَسِ ٱلْمُتَنَٰفِسُونَ

ḫitâmühû misk. vefî ẕâlike felyetenâfesi-lmütenâfisûn.

Onun (içiminin) sonu bir misktir. İşte yarışanlar bunun için yarışsınlar.

27 30. cüz · 588. sayfa

وَمِزَاجُهُۥ مِن تَسْنِيمٍ

vemizâcühû min tesnîm.

Onun karışımı Tesnim’dendir.

28 30. cüz · 588. sayfa

عَيْنًا يَشْرَبُ بِهَا ٱلْمُقَرَّبُونَ

`ayney yeşrabü bihe-lmüḳarrabûn.

Bir pınar ki, Allah’a yakın olanlar ondan içerler.

29 30. cüz · 588. sayfa

إِنَّ ٱلَّذِينَ أَجْرَمُوا۟ كَانُوا۟ مِنَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ يَضْحَكُونَ

inne-lleẕîne ecramû kânû mine-lleẕîne âmenû yaḍḥakûn.

Şüphesiz günahkârlar, (dünyada) iman edenlere gülüyorlardı.

30 30. cüz · 588. sayfa

وَإِذَا مَرُّوا۟ بِهِمْ يَتَغَامَزُونَ

veiẕâ merrû bihim yetegâmezûn.

Yanlarından geçtiklerinde birbirlerine kaş göz işaretleri yaparlardı.

31 30. cüz · 588. sayfa

وَإِذَا ٱنقَلَبُوٓا۟ إِلَىٰٓ أَهْلِهِمُ ٱنقَلَبُوا۟ فَكِهِينَ

veiẕe-nḳalebû ilâ ehlihimü-nḳalebû fekihîn.

Ailelerine döndükleri zaman zevk duyarak dönerlerdi.

32 30. cüz · 588. sayfa

وَإِذَا رَأَوْهُمْ قَالُوٓا۟ إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ لَضَآلُّونَ

veiẕâ raevhüm ḳâlû inne hâülâi leḍâllûn.

Onları gördüklerinde: "Bunlar hiç şüphesiz sapıklardır" derlerdi.

33 30. cüz · 588. sayfa

وَمَآ أُرْسِلُوا۟ عَلَيْهِمْ حَٰفِظِينَ

vemâ ürsilû `aleyhim ḥâfiżîn.

Hâlbuki onlar, Müminlerin başına bekçi olarak gönderilmemişlerdi.

34 30. cüz · 588. sayfa

فَٱلْيَوْمَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ مِنَ ٱلْكُفَّارِ يَضْحَكُونَ

felyevme-lleẕîne âmenû mine-lküffâri yaḍḥakûn.

İşte bugün Müminler kâfirlere gülerler.

35 30. cüz · 589. sayfa

عَلَى ٱلْأَرَآئِكِ يَنظُرُونَ

`ale-l'erâiki yenżurûn.

Koltuklar üzerinde (etrafı) seyrederler.

36 30. cüz · 589. sayfa

هَلْ ثُوِّبَ ٱلْكُفَّارُ مَا كَانُوا۟ يَفْعَلُونَ

hel ŝüvvibe-lküffâru mâ kânû yef`alûn.

Kâfirler yapmakta olduklarının karşılığını gördüler mi?

İnşikâk Suresi

الإنشقاق
1 30. cüz · 589. sayfa

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ إِذَا ٱلسَّمَآءُ ٱنشَقَّتْ

iẕe-ssemâü-nşeḳḳat.

Gök yarıldığı zaman.

2 30. cüz · 589. sayfa

وَأَذِنَتْ لِرَبِّهَا وَحُقَّتْ

veeẕinet lirabbihâ veḥuḳḳat.

Ve Rabbini dinleyip kendisine yaraşır şekilde boyun eğdiği zaman.

3 30. cüz · 589. sayfa

وَإِذَا ٱلْأَرْضُ مُدَّتْ

veiẕe-l'arḍu müddet.

Yer uzatılıp düzlendiği zaman.

4 30. cüz · 589. sayfa

وَأَلْقَتْ مَا فِيهَا وَتَخَلَّتْ

veelḳat mâ fîhâ veteḫallet.

İçinde ne varsa dışarıya bırakıp bütünüyle boşaldığı zaman.

5 30. cüz · 589. sayfa

وَأَذِنَتْ لِرَبِّهَا وَحُقَّتْ

veeẕinet lirabbihâ veḥuḳḳat.

Ve Rabbini dinleyip kendisine yaraşır şekilde boyun eğdiği zaman.

6 30. cüz · 589. sayfa

يَٰٓأَيُّهَا ٱلْإِنسَٰنُ إِنَّكَ كَادِحٌ إِلَىٰ رَبِّكَ كَدْحًا فَمُلَٰقِيهِ

yâ eyyühe-l'insânü inneke kâdiḥun ilâ rabbike kedḥan femülâḳîh.

Ey insan gerçekten sen Rabbine doğru durmadan çalışıp çabalayacaksın, sonunda ona kavuşacaksın.

7 30. cüz · 589. sayfa

فَأَمَّا مَنْ أُوتِىَ كِتَٰبَهُۥ بِيَمِينِهِۦ

feemmâ men ûtiye kitâbehû biyemînih.

Kitabı sağ eline verilecek kimseye gelince.

8 30. cüz · 589. sayfa

فَسَوْفَ يُحَاسَبُ حِسَابًا يَسِيرًا

fesevfe yüḥâsebü ḥisâbey yesîrâ.

O kolay bir hesap ile hesaba çekilecek.

9 30. cüz · 589. sayfa

وَيَنقَلِبُ إِلَىٰٓ أَهْلِهِۦ مَسْرُورًا

veyenḳalibü ilâ ehlihî mesrûrâ.

Ve o ailesine sevinçli dönecektir.

10 30. cüz · 589. sayfa

وَأَمَّا مَنْ أُوتِىَ كِتَٰبَهُۥ وَرَآءَ ظَهْرِهِۦ

veemmâ men ûtiye kitâbehû verâe żahrih.

Kitabı arkasından verilecek kimseye gelince.

11 30. cüz · 589. sayfa

فَسَوْفَ يَدْعُوا۟ ثُبُورًا

fesevfe yed`û ŝübûrâ.

Artık o da yok olmayı dileyecektir.

12 30. cüz · 589. sayfa

وَيَصْلَىٰ سَعِيرًا

veyaṣlâ se`îrâ.

Ve alevli ateşi boylayacaktır.

13 30. cüz · 589. sayfa

إِنَّهُۥ كَانَ فِىٓ أَهْلِهِۦ مَسْرُورًا

innehû kâne fî ehlihî mesrûrâ.

Çünkü o, (dünyada iken) ailesi içinde sevinçli idi.

14 30. cüz · 589. sayfa

إِنَّهُۥ ظَنَّ أَن لَّن يَحُورَ

innehû żanne el ley yeḥûr.

Çünkü o, hiçbir zaman (Rabbine) dönmeyeceğini sanırdı.

15 30. cüz · 589. sayfa

بَلَىٰٓ إِنَّ رَبَّهُۥ كَانَ بِهِۦ بَصِيرًا

belâ. inne rabbehû kâne bihî beṣîrâ.

Hayır. Muhakkak ki, Rabbi onu görüyordu.

16 30. cüz · 589. sayfa

فَلَآ أُقْسِمُ بِٱلشَّفَقِ

felâ uḳsimü bişşefeḳ.

Yemin olsun şafak vaktine.

17 30. cüz · 589. sayfa

وَٱلَّيْلِ وَمَا وَسَقَ

velleyli vemâ veseḳa.

Geceye ve içinde topladıklarına.

18 30. cüz · 589. sayfa

وَٱلْقَمَرِ إِذَا ٱتَّسَقَ

velḳameri iẕe-tteseḳa.

Dolunay haline geldiği zaman aya.

19 30. cüz · 589. sayfa

لَتَرْكَبُنَّ طَبَقًا عَن طَبَقٍ

leterkebünne ṭabeḳan `an ṭabaḳ.

Muhakkak ki siz bir halden başka bir hale geçeceksiniz.

20 30. cüz · 589. sayfa

فَمَا لَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ

femâ lehüm lâ yü'minûn.

O halde onlara ne oluyor da iman etmiyorlar?

21 Secde ayeti 30. cüz · 589. sayfa

وَإِذَا قُرِئَ عَلَيْهِمُ ٱلْقُرْءَانُ لَا يَسْجُدُونَ

veiẕâ ḳurie `aleyhimü-lḳur'ânü lâ yescüdûn.

Onlara Kur’an okunduğu zaman secde etmiyorlar.

22 30. cüz · 589. sayfa

بَلِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ يُكَذِّبُونَ

beli-lleẕîne keferû yükeẕẕibûn.

Aksine, kâfirler(Kur’an’ı) yalanlıyorlar.

23 30. cüz · 589. sayfa

وَٱللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا يُوعُونَ

vellâhü a`lemü bimâ yû`ûn.

Hâlbuki Allah, içlerinde ne sakladıklarını çok iyi bilir.

24 30. cüz · 589. sayfa

فَبَشِّرْهُم بِعَذَابٍ أَلِيمٍ

febeşşirhüm bi`aẕâbin elîm.

Öyleyse sen onlara elem dolu bir azabı müjdele!

25 30. cüz · 589. sayfa

إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ لَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍۭ

ille-lleẕîne âmenû ve`amilu-ṣṣâliḥâti lehüm ecrun gayru memnûn.

Ancak iman edip de salih ameller işleyenler başka. Onlar için bitmez tükenmez bir mükâfat vardır.

Bürûc Suresi

البروج
1 30. cüz · 590. sayfa

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَٱلسَّمَآءِ ذَاتِ ٱلْبُرُوجِ

vessemâi ẕâti-lbürûc.

Burûc sahibi/yıldızların (yörüngelerine) sahip göğe yemin olsun.

2 30. cüz · 590. sayfa

وَٱلْيَوْمِ ٱلْمَوْعُودِ

velyevmi-lmev`ûd.

Vadedilmiş güne (kıyamete) yemin olsun.

3 30. cüz · 590. sayfa

وَشَاهِدٍ وَمَشْهُودٍ

veşâhidiv vemeşhûd.

Şahit olana ve şahit olunana.

4 30. cüz · 590. sayfa

قُتِلَ أَصْحَٰبُ ٱلْأُخْدُودِ

ḳutile aṣḥâbü-l'uḫdûd.

Kahrolsun o hendek sahipleri!

5 30. cüz · 590. sayfa

ٱلنَّارِ ذَاتِ ٱلْوَقُودِ

ennâri ẕâti-lveḳûd.

Tutuşturulmuş ateşin.

6 30. cüz · 590. sayfa

إِذْ هُمْ عَلَيْهَا قُعُودٌ

iẕ hüm `aleyhâ ḳu`ûd.

O vakit onlar, onun (ateşin) etrafında oturmuşlardı.

7 30. cüz · 590. sayfa

وَهُمْ عَلَىٰ مَا يَفْعَلُونَ بِٱلْمُؤْمِنِينَ شُهُودٌ

vehüm `alâ mâ yef`alûne bilmü'minîne şühûd.

Müminlere yaptıklarını seyrediyorlardı.

8 30. cüz · 590. sayfa

وَمَا نَقَمُوا۟ مِنْهُمْ إِلَّآ أَن يُؤْمِنُوا۟ بِٱللَّهِ ٱلْعَزِيزِ ٱلْحَمِيدِ

vemâ neḳamû minhüm illâ ey yü'minû billâhi-l`azîzi-lḥamîd.

Onlardan; sırf göklerin ve yerin mülkü kendisine ait olan, Aziz ve Hamîd olan Allah’a iman ettikleri için intikam aldılar.

9 30. cüz · 590. sayfa

ٱلَّذِى لَهُۥ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ شَهِيدٌ

elleẕî lehû mülkü-ssemâvâti vel'arḍ. vellâhü `alâ külli şey'in şehîd.

Allah ki; göklerin ve yerin mülkü ona aittir ve Allah her şeyin üzerine şahittir.

10 30. cüz · 590. sayfa

إِنَّ ٱلَّذِينَ فَتَنُوا۟ ٱلْمُؤْمِنِينَ وَٱلْمُؤْمِنَٰتِ ثُمَّ لَمْ يَتُوبُوا۟ فَلَهُمْ عَذَابُ جَهَنَّمَ وَلَهُمْ عَذَابُ ٱلْحَرِيقِ

inne-lleẕîne fetenü-lmü'minîne velmü'minâti ŝümme lem yetûbû felehüm `aẕâbü cehenneme velehüm `aẕâbü-lḥarîḳ.

Şüphesiz Mümin erkeklerle Mümin kadınlara işkence edip, sonra da tevbe etmeyenlere Cehennem azabı ve yakıcı azap vardır.

11 30. cüz · 590. sayfa

إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ لَهُمْ جَنَّٰتٌ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ ذَٰلِكَ ٱلْفَوْزُ ٱلْكَبِيرُ

inne-lleẕîne âmenû ve`amilu-ṣṣâliḥâti lehüm cennâtün tecrî min taḥtihe-l'enhâr. ẕâlike-lfevzü-lkebîr.

İman edip salih ameller işleyenlere gelince; onlara içinden ırmaklar akan Cennetler vardır. İşte bu büyük başarıdır.

12 30. cüz · 590. sayfa

إِنَّ بَطْشَ رَبِّكَ لَشَدِيدٌ

inne baṭşe rabbike leşedîd.

Şüphesiz, Rabbinin tutup, yakalaması çok çetindir.

13 30. cüz · 590. sayfa

إِنَّهُۥ هُوَ يُبْدِئُ وَيُعِيدُ

innehû hüve yübdiü veyü`îd.

İlkin var eden, sonra yeniden dirilten O'dur.

14 30. cüz · 590. sayfa

وَهُوَ ٱلْغَفُورُ ٱلْوَدُودُ

vehüve-lgafûru-lvedûd.

O; çok bağışlayandır, çok seven ve sevilendir.

15 30. cüz · 590. sayfa

ذُو ٱلْعَرْشِ ٱلْمَجِيدُ

ẕü-l`arşi-lmecîd.

Yüce Arş'ın sahibidir.

16 30. cüz · 590. sayfa

فَعَّالٌ لِّمَا يُرِيدُ

fa``âlül limâ yürîd.

Dilediğini muhakkak yapandır.

17 30. cüz · 590. sayfa

هَلْ أَتَىٰكَ حَدِيثُ ٱلْجُنُودِ

hel etâke ḥadîŝü-lcünûd.

Sana o orduların haberi geldi mi?

18 30. cüz · 590. sayfa

فِرْعَوْنَ وَثَمُودَ

fir`avne veŝemûd.

Firavun ve Semûd’un askerlerinin haberi.

19 30. cüz · 590. sayfa

بَلِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ فِى تَكْذِيبٍ

beli-lleẕîne keferû fî tekẕîb.

Hayır, bu kâfir olanlar hâlâ yalanlamaktadırlar.

20 30. cüz · 590. sayfa

وَٱللَّهُ مِن وَرَآئِهِم مُّحِيطٌۢ

vellâhü miv verâihim müḥîṭ.

Oysa Allah, onları arkalarından kuşatmıştır.

21 30. cüz · 590. sayfa

بَلْ هُوَ قُرْءَانٌ مَّجِيدٌ

bel hüve ḳur'ânüm mecîd.

Hayır! O (yalanlamakta oldukları kitap) şanı yüce bir Kur’an’dır.

22 30. cüz · 590. sayfa

فِى لَوْحٍ مَّحْفُوظٍۭ

fî levḥim maḥfûż.

O, korunmuş bir levhada (Levh-i Mahfuz’da) dır.

Târık Suresi

الطارق
1 30. cüz · 591. sayfa

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَٱلسَّمَآءِ وَٱلطَّارِقِ

vessemâi veṭṭâriḳ.

Göğe ve târıka andolsun.

2 30. cüz · 591. sayfa

وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا ٱلطَّارِقُ

vemâ edrâke me-ṭṭâriḳ.

Târıkın ne olduğunu sen ne bileceksin?

3 30. cüz · 591. sayfa

ٱلنَّجْمُ ٱلثَّاقِبُ

ennecmü-ŝŝâḳib.

O, (karanlığı) delip, geçen yıldızdır.

4 30. cüz · 591. sayfa

إِن كُلُّ نَفْسٍ لَّمَّا عَلَيْهَا حَافِظٌ

in küllü nefsil lemmâ `aleyhâ ḥâfiż.

Üzerinde gözetleyici/koruyucu bulunmayan hiç bir nefis (kimse) yoktur.

5 30. cüz · 591. sayfa

فَلْيَنظُرِ ٱلْإِنسَٰنُ مِمَّ خُلِقَ

felyenżuri-l'insânü mimme ḫuliḳ.

Öyleyse, insan neyden yaratıldığına bir baksın.

6 30. cüz · 591. sayfa

خُلِقَ مِن مَّآءٍ دَافِقٍ

ḫuliḳa mim mâin dâfiḳ.

Fışkırıp çıkan bir sudan yaratıldı.

7 30. cüz · 591. sayfa

يَخْرُجُ مِنۢ بَيْنِ ٱلصُّلْبِ وَٱلتَّرَآئِبِ

yaḫrucü mim beyni-ṣṣulbi vetterâib.

Bu su, bel ile kaburga kemikleri arasından çıkar.

8 30. cüz · 591. sayfa

إِنَّهُۥ عَلَىٰ رَجْعِهِۦ لَقَادِرٌ

innehû `alâ rac`ihî leḳâdir.

Şüphesiz Allah’ın onu, öldükten sonra tekrar diriltmeye de gücü yeter.

9 30. cüz · 591. sayfa

يَوْمَ تُبْلَى ٱلسَّرَآئِرُ

yevme tüble-sserâir.

Sırların açığa çıktığı gün.

10 30. cüz · 591. sayfa

فَمَا لَهُۥ مِن قُوَّةٍ وَلَا نَاصِرٍ

femâ lehû min ḳuvvetiv velâ nâṣir.

(O gün) artık insan için ne bir kuvvet vardır, ne de bir yardımcı.

11 30. cüz · 591. sayfa

وَٱلسَّمَآءِ ذَاتِ ٱلرَّجْعِ

vessemâi ẕâti-rrac`.

Yağmurlu göğe andolsun.

12 30. cüz · 591. sayfa

وَٱلْأَرْضِ ذَاتِ ٱلصَّدْعِ

vel'arḍi ẕâti-ṣṣad`.

Yarık yarık çatlamış yere andolsun.

13 30. cüz · 591. sayfa

إِنَّهُۥ لَقَوْلٌ فَصْلٌ

innehû leḳavlün faṣl.

Şüphesiz o Kur’an, hak ile batılı ayırt eden bir sözdür.

14 30. cüz · 591. sayfa

وَمَا هُوَ بِٱلْهَزْلِ

vemâ hüve bilhezl.

O, boş bir söz değildir.

15 30. cüz · 591. sayfa

إِنَّهُمْ يَكِيدُونَ كَيْدًا

innehüm yekîdûne keydâ.

Şüphesiz onlar bir tuzak kurarlar.

16 30. cüz · 591. sayfa

وَأَكِيدُ كَيْدًا

veekîdü keydâ.

Ben de bir tuzak kurarım.

17 30. cüz · 591. sayfa

فَمَهِّلِ ٱلْكَٰفِرِينَ أَمْهِلْهُمْ رُوَيْدًۢا

femehhili-lkâfirîne emhilhüm ruveydâ.

Öyleyse kâfirlere mühlet ver, onlara biraz zaman tanı!

A'lâ Suresi

الأعلى
1 30. cüz · 591. sayfa

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ سَبِّحِ ٱسْمَ رَبِّكَ ٱلْأَعْلَى

sebbiḥi-sme rabbike-l'a`lâ.

Yüce Rabbinin adını tesbih et.

2 30. cüz · 591. sayfa

ٱلَّذِى خَلَقَ فَسَوَّىٰ

elleẕî ḫaleḳa fesevvâ.

O; yaratıp şekillendiren, düzene koyandır.

3 30. cüz · 591. sayfa

وَٱلَّذِى قَدَّرَ فَهَدَىٰ

velleẕî ḳaddera fehedâ.

O, (her şeyi) ölçüyle yapıp, yol gösterendir.

4 30. cüz · 591. sayfa

وَٱلَّذِىٓ أَخْرَجَ ٱلْمَرْعَىٰ

velleẕî aḫrace-lmer`â.

Otlağı çıkarandır.

5 30. cüz · 591. sayfa

فَجَعَلَهُۥ غُثَآءً أَحْوَىٰ

fece`alehû guŝâen aḥvâ.

Sonra da onu kuru siyah bir ota çevirmiştir.

6 30. cüz · 591. sayfa

سَنُقْرِئُكَ فَلَا تَنسَىٰٓ

senuḳriüke felâ tensâ.

Sana (Kur’an’ı) okutacağız ve sen onu unutmayacaksın.

7 30. cüz · 591. sayfa

إِلَّا مَا شَآءَ ٱللَّهُ إِنَّهُۥ يَعْلَمُ ٱلْجَهْرَ وَمَا يَخْفَىٰ

illâ mâ şâe-llâh. innehû ya`lemü-lcehra vemâ yaḫfâ.

Ancak Allah’ın dilediği hariç. Şüphesiz O; açık olanı da bilir, gizliyi de.

8 30. cüz · 591. sayfa

وَنُيَسِّرُكَ لِلْيُسْرَىٰ

venüyessiruke lilyüsrâ.

Ve sana en kolay olanı kolaylaştırırız.

9 30. cüz · 591. sayfa

فَذَكِّرْ إِن نَّفَعَتِ ٱلذِّكْرَىٰ

feẕekkir in nefe`ati-ẕẕikrâ.

O halde –eğer öğüt fayda verirse- sen de öğüt ver.

10 30. cüz · 591. sayfa

سَيَذَّكَّرُ مَن يَخْشَىٰ

seyeẕẕekkeru mey yaḫşâ.

(Allah'tan) İçi titreyerek korkan hatırlayıp kendine gelir.

11 30. cüz · 591. sayfa

وَيَتَجَنَّبُهَا ٱلْأَشْقَى

veyetecennebühe-l'eşḳâ.

Kötü kimse ise öğütten kaçınır.

12 30. cüz · 591. sayfa

ٱلَّذِى يَصْلَى ٱلنَّارَ ٱلْكُبْرَىٰ

elleẕî yaṣle-nnâra-lkübrâ.

O kimsedir ki, en büyük ateşe girecektir.

13 30. cüz · 591. sayfa

ثُمَّ لَا يَمُوتُ فِيهَا وَلَا يَحْيَىٰ

ŝümme lâ yemûtü fîhâ velâ yaḥyâ.

Sonra onun içinde ne ölür, ne de yaşar.

14 30. cüz · 591. sayfa

قَدْ أَفْلَحَ مَن تَزَكَّىٰ

ḳad efleḥa men tezekkâ.

Arınan kimse mutlaka kurtuluşa erer.

15 30. cüz · 591. sayfa

وَذَكَرَ ٱسْمَ رَبِّهِۦ فَصَلَّىٰ

veẕekera-sme rabbihî feṣallâ.

Ve Rabbinin adını anıp namaz kılan.

16 30. cüz · 592. sayfa

بَلْ تُؤْثِرُونَ ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَا

bel tü'ŝirûne-lḥayâte-ddünyâ.

Fakat sizler, dünya hayatını tercih ediyorsunuz.

17 30. cüz · 592. sayfa

وَٱلْـَٔاخِرَةُ خَيْرٌ وَأَبْقَىٰٓ

vel'âḫiratü ḫayruv veebḳâ.

Oysa ahiret daha iyi ve kalıcıdır.

18 30. cüz · 592. sayfa

إِنَّ هَٰذَا لَفِى ٱلصُّحُفِ ٱلْأُولَىٰ

inne hâẕâ lefi-ṣṣuḥufi-l'ûlâ.

Şüphesiz bu, önceki sahifelerde vardır.

19 30. cüz · 592. sayfa

صُحُفِ إِبْرَٰهِيمَ وَمُوسَىٰ

ṣuḥufi ibrâhîme vemûsâ.

İbrahim’in ve Mûsâ’nın sahifelerinde.

Gâşiye Suresi

الغاشية
1 30. cüz · 592. sayfa

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ هَلْ أَتَىٰكَ حَدِيثُ ٱلْغَٰشِيَةِ

hel etâke ḥadîŝü-lgâşiyeh.

(Dehşeti) Her şeyi kaplayacak olan (kıyamet)in haberi sana geldi mi?

2 30. cüz · 592. sayfa

وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ خَٰشِعَةٌ

vucûhüy yevmeiẕin ḫâşi`ah.

O gün birtakım yüzler vardır ki, zillete bürünmüşlerdir.

3 30. cüz · 592. sayfa

عَامِلَةٌ نَّاصِبَةٌ

`âmiletün nâṣibeh.

Çalışmış, (boşa) yorulmuşlardır.

4 30. cüz · 592. sayfa

تَصْلَىٰ نَارًا حَامِيَةً

taṣlâ nâran ḥâmiyeh.

Kızgın ateşe girerler.

5 30. cüz · 592. sayfa

تُسْقَىٰ مِنْ عَيْنٍ ءَانِيَةٍ

tüsḳâ min `aynin âniyeh.

Son derece kızgın bir kaynaktan içirilirler.

6 30. cüz · 592. sayfa

لَّيْسَ لَهُمْ طَعَامٌ إِلَّا مِن ضَرِيعٍ

leyse lehüm ṭa`âmün illâ min ḍarî`.

Onlar için kuru bir dikenden başka yiyecek yoktur.

7 30. cüz · 592. sayfa

لَّا يُسْمِنُ وَلَا يُغْنِى مِن جُوعٍ

lâ yüsminü velâ yugnî min cû`.

Ne doyurup semirtir, ne de açlıktan korur.

8 30. cüz · 592. sayfa

وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَّاعِمَةٌ

vucûhüy yevmeiẕin nâ`imeh.

O gün birtakım yüzler vardır ki, nimet içinde mutludurlar.

9 30. cüz · 592. sayfa

لِّسَعْيِهَا رَاضِيَةٌ

lisa`yihâ râḍiyeh.

Yaptıklarından dolayı hoşnutturlar.

10 30. cüz · 592. sayfa

فِى جَنَّةٍ عَالِيَةٍ

fî cennetin `âliyeh.

Yüksek bir Cennet'tedirler.

11 30. cüz · 592. sayfa

لَّا تَسْمَعُ فِيهَا لَٰغِيَةً

lâ tesme`u fîhâ lâgiyeh.

Orada hiçbir boş söz işitmezler.

12 30. cüz · 592. sayfa

فِيهَا عَيْنٌ جَارِيَةٌ

fîhâ `aynün câriyeh.

Orada akan bir pınar vardır.

13 30. cüz · 592. sayfa

فِيهَا سُرُرٌ مَّرْفُوعَةٌ

fîhâ sürurum merfû`ah.

Orada yüksek tahtlar vardır.

14 30. cüz · 592. sayfa

وَأَكْوَابٌ مَّوْضُوعَةٌ

veekvâbüm mevḍû`ah.

Yerleştirilmiş sürahiler.

15 30. cüz · 592. sayfa

وَنَمَارِقُ مَصْفُوفَةٌ

venemâriḳu maṣfûfeh.

Sıra sıra dizilmiş yastıklar,

16 30. cüz · 592. sayfa

وَزَرَابِىُّ مَبْثُوثَةٌ

vezerâbiyyü mebŝûŝeh.

Ve döşenmiş nefis halılar vardır.

17 30. cüz · 592. sayfa

أَفَلَا يَنظُرُونَ إِلَى ٱلْإِبِلِ كَيْفَ خُلِقَتْ

efelâ yenżurûne ile-l'ibili keyfe ḫuliḳat.

Deveye bakmıyorlar mı, nasıl yaratılmıştır?

18 30. cüz · 592. sayfa

وَإِلَى ٱلسَّمَآءِ كَيْفَ رُفِعَتْ

veile-ssemâi keyfe rufi`at.

Göğe bakmıyorlar mı, nasıl yükseltilmiştir?

19 30. cüz · 592. sayfa

وَإِلَى ٱلْجِبَالِ كَيْفَ نُصِبَتْ

veile-lcibâli keyfe nüṣibet.

Dağlara bakmıyorlar mı, nasıl dikilmişlerdir?

20 30. cüz · 592. sayfa

وَإِلَى ٱلْأَرْضِ كَيْفَ سُطِحَتْ

veile-l'arḍi keyfe süṭiḥat.

Yeryüzüne bakmıyorlar mı, nasıl yayılmıştır?

21 30. cüz · 592. sayfa

فَذَكِّرْ إِنَّمَآ أَنتَ مُذَكِّرٌ

feẕekkir innemâ ente müẕekkir.

Artık sen öğüt ver! Sen ancak bir öğüt vericisin.

22 30. cüz · 592. sayfa

لَّسْتَ عَلَيْهِم بِمُصَيْطِرٍ

leste `aleyhim bimüṣayṭir.

Sen onların üzerinde bir zorba değilsin.

23 30. cüz · 592. sayfa

إِلَّا مَن تَوَلَّىٰ وَكَفَرَ

illâ men tevellâ vekefera.

Ancak kim yüz çevirir ve küfre saparsa.

24 30. cüz · 592. sayfa

فَيُعَذِّبُهُ ٱللَّهُ ٱلْعَذَابَ ٱلْأَكْبَرَ

feyü`aẕẕibühü-llâhü-l`aẕâbe-l'ekber.

İşte öylesini Allah en büyük azap ile cezalandırır.

25 30. cüz · 592. sayfa

إِنَّ إِلَيْنَآ إِيَابَهُمْ

inne ileynâ iyâbehüm.

Şüphesiz onların dönüşü ancak bizedir.

26 30. cüz · 592. sayfa

ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا حِسَابَهُم

ŝümme inne `aleynâ ḥisâbehüm.

Sonra onların sorguya çekilmesi de sadece bize aittir.

Fecr Suresi

الفجر
1 30. cüz · 593. sayfa

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَٱلْفَجْرِ

velfecr.

Fecre/tan yerinin ağarmasına andolsun.

2 30. cüz · 593. sayfa

وَلَيَالٍ عَشْرٍ

veleyâlin `aşr.

Ve on geceye andolsun.

3 30. cüz · 593. sayfa

وَٱلشَّفْعِ وَٱلْوَتْرِ

veşşef`i velvetr.

Çifte ve teke andolsun.

4 30. cüz · 593. sayfa

وَٱلَّيْلِ إِذَا يَسْرِ

velleyli iẕâ yesr.

Yürüyüp gittiği zaman geceye andolsun.

5 30. cüz · 593. sayfa

هَلْ فِى ذَٰلِكَ قَسَمٌ لِّذِى حِجْرٍ

hel fî ẕâlike ḳasemül liẕî ḥicr.

Bunda akıl sahibi için bir yemin var (değil) mi?

6 30. cüz · 593. sayfa

أَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِعَادٍ

elem tera keyfe fe`ale rabbüke bi`âd.

Rabbinin Ad (kavmin)'e ne yaptığını görmedin mi?

7 30. cüz · 593. sayfa

إِرَمَ ذَاتِ ٱلْعِمَادِ

irame ẕâti-l`imâd.

Yüksek sütun sahibi İrem şehrine.

8 30. cüz · 593. sayfa

ٱلَّتِى لَمْ يُخْلَقْ مِثْلُهَا فِى ٱلْبِلَٰدِ

elletî lem yuḫlaḳ miŝlühâ fi-lbilâd.

O (İrem Şehri) ki, beldeler (ülkeler) içinde onun bir eşi yaratılmadı.

9 30. cüz · 593. sayfa

وَثَمُودَ ٱلَّذِينَ جَابُوا۟ ٱلصَّخْرَ بِٱلْوَادِ

veŝemûde-lleẕîne câbu-ṣṣaḫra bilvâd.

Ve vadideki kayaları oyan Semûd kavmine.

10 30. cüz · 593. sayfa

وَفِرْعَوْنَ ذِى ٱلْأَوْتَادِ

vefir`avne ẕi-l'evtâd.

Ve kazıklar sahibi Firavun’.

11 30. cüz · 593. sayfa

ٱلَّذِينَ طَغَوْا۟ فِى ٱلْبِلَٰدِ

elleẕîne ṭagav fi-lbilâd.

Onlar ki memleketlerde azgınlık etmişlerdi.

12 30. cüz · 593. sayfa

فَأَكْثَرُوا۟ فِيهَا ٱلْفَسَادَ

feekŝerû fîhe-lfesâd.

Oralarda kötülüğü çoğalttılar.

13 30. cüz · 593. sayfa

فَصَبَّ عَلَيْهِمْ رَبُّكَ سَوْطَ عَذَابٍ

feṣabbe `aleyhim rabbüke sevṭa `aẕâb.

Bu yüzden Rabbin onların üzerine azap kamçısı yağdırdı.

14 30. cüz · 593. sayfa

إِنَّ رَبَّكَ لَبِٱلْمِرْصَادِ

inne rabbeke lebilmirṣâd.

Muhakkak Rabbin gözetlemededir.

15 30. cüz · 593. sayfa

فَأَمَّا ٱلْإِنسَٰنُ إِذَا مَا ٱبْتَلَىٰهُ رَبُّهُۥ فَأَكْرَمَهُۥ وَنَعَّمَهُۥ فَيَقُولُ رَبِّىٓ أَكْرَمَنِ

feemme-l'insânü iẕâ me-btelâhü rabbühû feekramehû vene``amehû feyeḳûlü rabbî ekramen.

Ancak insana; Rabbi ne zaman onu imtihan edip kendisine ikramda bulunsa ve nimet verse: "Rabbim bana ikramda bulundu" der.

16 30. cüz · 593. sayfa

وَأَمَّآ إِذَا مَا ٱبْتَلَىٰهُ فَقَدَرَ عَلَيْهِ رِزْقَهُۥ فَيَقُولُ رَبِّىٓ أَهَٰنَنِ

veemmâ iẕâ me-btelâhü feḳadera `aleyhi rizḳahû feyeḳûlü rabbî ehânen.

Ama ne zaman onu imtihan ederek rızkını daraltsa: "Rabbim beni hor kıldı" der.

17 30. cüz · 593. sayfa

كَلَّا بَل لَّا تُكْرِمُونَ ٱلْيَتِيمَ

kellâ bel lâ tükrimûne-lyetîm.

Hayır, hayır! Yetime ikram etmiyorsunuz.

18 30. cüz · 593. sayfa

وَلَا تَحَٰٓضُّونَ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلْمِسْكِينِ

velâ teḥâḍḍûne `alâ ṭa`âmi-lmiskîn.

Yoksula yemek vermeye teşvik etmiyorsunuz.

19 30. cüz · 593. sayfa

وَتَأْكُلُونَ ٱلتُّرَاثَ أَكْلًا لَّمًّا

vete'külûne-ttürâŝe eklel lemmâ.

Haram helâl demeden mirası alabildiğine yiyorsunuz.

20 30. cüz · 593. sayfa

وَتُحِبُّونَ ٱلْمَالَ حُبًّا جَمًّا

vetüḥibbûne-lmâle ḥubben cemmâ.

Malı da pek çok seviyorsunuz.

21 30. cüz · 593. sayfa

كَلَّآ إِذَا دُكَّتِ ٱلْأَرْضُ دَكًّا دَكًّا

kellâ iẕâ dükketi-l'arḍu dekken dekkâ.

Hayır! Yeryüzü (kıyamet sarsıntısıyla) parça parça olup dağıldığı zaman.

22 30. cüz · 593. sayfa

وَجَآءَ رَبُّكَ وَٱلْمَلَكُ صَفًّا صَفًّا

vecâe rabbüke velmelekü ṣaffen ṣaffâ.

Rabbin ve saf saf melekler geldiği zaman.

23 30. cüz · 593. sayfa

وَجِا۟ىٓءَ يَوْمَئِذٍۭ بِجَهَنَّمَ يَوْمَئِذٍ يَتَذَكَّرُ ٱلْإِنسَٰنُ وَأَنَّىٰ لَهُ ٱلذِّكْرَىٰ

vecîe yevmeiẕim bicehenneme yevmeiẕiy yeteẕekkeru-l'insânü veennâ lehü-ẕẕikrâ.

O gün cehennem de getirilmiştir. İşte o gün insan düşünüp hatırlar. Ama hatırlamaktan ona ne (fayda) var!

24 30. cüz · 594. sayfa

يَقُولُ يَٰلَيْتَنِى قَدَّمْتُ لِحَيَاتِى

yeḳûlü yâ leytenî ḳaddemtü liḥayâtî.

Der ki: "Ah keşke! (Bu) hayatım için önceden bir şeyler göndermiş olsaydım!"

25 30. cüz · 594. sayfa

فَيَوْمَئِذٍ لَّا يُعَذِّبُ عَذَابَهُۥٓ أَحَدٌ

feyevmeiẕil lâ yü`aẕẕibü `aẕâbehû eḥad.

Artık o gün de O'nun azabı gibi hiçbir kimse azap yapamaz.

26 30. cüz · 594. sayfa

وَلَا يُوثِقُ وَثَاقَهُۥٓ أَحَدٌ

velâ yûŝiḳu veŝâḳahû eḥad.

Ve O'nun vuracağı bağı hiç kimse vuramaz.

27 30. cüz · 594. sayfa

يَٰٓأَيَّتُهَا ٱلنَّفْسُ ٱلْمُطْمَئِنَّةُ

yâ eyyetühe-nnefsü-lmuṭmeinneh.

Ey huzura ermiş nefis!

28 30. cüz · 594. sayfa

ٱرْجِعِىٓ إِلَىٰ رَبِّكِ رَاضِيَةً مَّرْضِيَّةً

irci`î ilâ rabbiki râḍiyetem merḍiyyeh.

“Sen O’ndan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön!”

29 30. cüz · 594. sayfa

فَٱدْخُلِى فِى عِبَٰدِى

fedḫulî fî `ibâdî.

Kullarımın arasına katıl!

30 30. cüz · 594. sayfa

وَٱدْخُلِى جَنَّتِى

vedḫulî cennetî.

Ve gir Cennet'ime!

Beled Suresi

البلد
1 30. cüz · 594. sayfa

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ لَآ أُقْسِمُ بِهَٰذَا ٱلْبَلَدِ

lâ uḳsimü bihâẕe-lbeled.

Yemin olsun bu şehre!

2 30. cüz · 594. sayfa

وَأَنتَ حِلٌّۢ بِهَٰذَا ٱلْبَلَدِ

veente ḥillüm bihâẕe-lbeled.

Sen de bu beldede bulunuyorsun.

3 30. cüz · 594. sayfa

وَوَالِدٍ وَمَا وَلَدَ

vevâlidiv vemâ veled.

Babaya ve doğan çocuğa yemin olsun.

4 30. cüz · 594. sayfa

لَقَدْ خَلَقْنَا ٱلْإِنسَٰنَ فِى كَبَدٍ

leḳad ḫalaḳne-l'insâne fî kebed.

Ki şüphesiz, biz insanı (dünyada) bir zorluk içinde yarattık.

5 30. cüz · 594. sayfa

أَيَحْسَبُ أَن لَّن يَقْدِرَ عَلَيْهِ أَحَدٌ

eyaḥsebü el ley yaḳdira `aleyhi eḥad.

O hiç kimsenin kendisine asla güç yetiremeyeceğini mi sanır?

6 30. cüz · 594. sayfa

يَقُولُ أَهْلَكْتُ مَالًا لُّبَدًا

yeḳûlü ehlektü mâlel lübedâ.

O der ki: "Ben yığın yığın mal tükettim."

7 30. cüz · 594. sayfa

أَيَحْسَبُ أَن لَّمْ يَرَهُۥٓ أَحَدٌ

eyaḥsebü el lem yerahû eḥad.

O kimsenin kendisini asla görmediğini mi zanneder?

8 30. cüz · 594. sayfa

أَلَمْ نَجْعَل لَّهُۥ عَيْنَيْنِ

elem nec`al lehû `ayneyn.

Biz, ona iki göz vermedik mi?

9 30. cüz · 594. sayfa

وَلِسَانًا وَشَفَتَيْنِ

velisânev veşefeteyn.

Bir de bir dil ve iki dudak.

10 30. cüz · 594. sayfa

وَهَدَيْنَٰهُ ٱلنَّجْدَيْنِ

vehedeynâhü-nnecdeyn.

Ona iki de yol gösterdik.

11 30. cüz · 594. sayfa

فَلَا ٱقْتَحَمَ ٱلْعَقَبَةَ

fele-ḳteḥame-l`aḳabeh.

Fakat o, sarp yokuşu aşamadı.

12 30. cüz · 594. sayfa

وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا ٱلْعَقَبَةُ

vemâ edrâke me-l`aḳabeh.

Sarp yokuşun ne olduğunu sen ne bileceksin?

13 30. cüz · 594. sayfa

فَكُّ رَقَبَةٍ

fekkü raḳabeh.

(O) Köle azat etmektir.

14 30. cüz · 594. sayfa

أَوْ إِطْعَٰمٌ فِى يَوْمٍ ذِى مَسْغَبَةٍ

ev iṭ`âmün fî yevmin ẕî mesgabeh.

Veya açlık gününde doyurmaktır.

15 30. cüz · 594. sayfa

يَتِيمًا ذَا مَقْرَبَةٍ

yetîmen ẕâ maḳrabeh.

Yakınlığı olan bir yetimi.

16 30. cüz · 594. sayfa

أَوْ مِسْكِينًا ذَا مَتْرَبَةٍ

ev miskînen ẕâ metrabeh.

Yahut yerde sürünen bir yoksulu doyurmaktır.

17 30. cüz · 594. sayfa

ثُمَّ كَانَ مِنَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَتَوَاصَوْا۟ بِٱلصَّبْرِ وَتَوَاصَوْا۟ بِٱلْمَرْحَمَةِ

ŝümme kâne mine-lleẕîne âmenû vetevâṣav biṣṣabri vetevâṣav bilmerḥameh.

Sonra iman edip, birbirlerine sabır tavsiye edenlerden ve birbirlerine merhamet tavsiye edenlerden olmaktır.

18 30. cüz · 594. sayfa

أُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ

ülâike aṣḥâbü-lmeymeneh.

İşte bunlar sağdakilerdir.

19 30. cüz · 594. sayfa

وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا هُمْ أَصْحَٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ

velleẕîne keferû biâyâtinâ hüm aṣḥâbü-lmeş'emeh.

Ayetlerimize küfredenler ise işte onlar soldakilerdir.

20 30. cüz · 594. sayfa

عَلَيْهِمْ نَارٌ مُّؤْصَدَةٌۢ

`aleyhim nârum mü'ṣadeh.

Onlara, üzerlerine kapıları kapatılmış bir ateş vardır.

Şems Suresi

الشمس
1 30. cüz · 595. sayfa

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَٱلشَّمْسِ وَضُحَىٰهَا

veşşemsi veḍuḥâhâ.

Güneş'e ve onun aydınlığına andolsun.

2 30. cüz · 595. sayfa

وَٱلْقَمَرِ إِذَا تَلَىٰهَا

velḳameri iẕâ telâhâ.

Onu izlediğinde Ay’a andolsun.

3 30. cüz · 595. sayfa

وَٱلنَّهَارِ إِذَا جَلَّىٰهَا

vennehâri iẕâ cellâhâ.

Onu ortaya çıkardığında gündüze andolsun.

4 30. cüz · 595. sayfa

وَٱلَّيْلِ إِذَا يَغْشَىٰهَا

velleyli iẕâ yagşâhâ.

Onu bürüdüğünde geceye andolsun.

5 30. cüz · 595. sayfa

وَٱلسَّمَآءِ وَمَا بَنَىٰهَا

vessemâi vemâ benâhâ.

Göğe ve onu bina edene andolsun.

6 30. cüz · 595. sayfa

وَٱلْأَرْضِ وَمَا طَحَىٰهَا

vel'arḍi vemâ ṭaḥâhâ.

Yeryüzüne ve onu yayıp döşeyene andolsun.

7 30. cüz · 595. sayfa

وَنَفْسٍ وَمَا سَوَّىٰهَا

venefsiv vemâ sevvâhâ.

Nefse ve ona bir düzen içinde biçim verene.

8 30. cüz · 595. sayfa

فَأَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوَىٰهَا

feelhemehâ fücûrahâ vetaḳvâhâ.

Sonra da ona günahını ve takvasını ilham etmiş olana (andolsun ki).

9 30. cüz · 595. sayfa

قَدْ أَفْلَحَ مَن زَكَّىٰهَا

ḳad efleḥa men zekkâhâ.

Şüphe yok ki, nefsini temizlemiş olan felaha ermiştir.

10 30. cüz · 595. sayfa

وَقَدْ خَابَ مَن دَسَّىٰهَا

veḳad ḫâbe men dessâhâ.

Onu kötülüklere gömüp kirleten kimse de ziyana uğramıştır.

11 30. cüz · 595. sayfa

كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِطَغْوَىٰهَآ

keẕẕebet ŝemûdü biṭagvâhâ.

Semûd kavmi de nefislerinin azgınlığıyla (peygamberini) yalanladı.

12 30. cüz · 595. sayfa

إِذِ ٱنۢبَعَثَ أَشْقَىٰهَا

iẕi-mbe`aŝe eşḳâhâ.

Hani onların en bedbaht olanı (fesat çıkarmak için) ileri atılınca.

13 30. cüz · 595. sayfa

فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ ٱللَّهِ نَاقَةَ ٱللَّهِ وَسُقْيَٰهَا

feḳâle lehüm rasûlü-llâhi nâḳate-llâhi vesuḳyâhâ.

Allah’ın Rasûlü de onlara şöyle dedi ki: "Allah’ın devesin(i kesmek)ten ve su içmesin(i engellemek)ten sakının."

14 30. cüz · 595. sayfa

فَكَذَّبُوهُ فَعَقَرُوهَا فَدَمْدَمَ عَلَيْهِمْ رَبُّهُم بِذَنۢبِهِمْ فَسَوَّىٰهَا

fekeẕẕebûhü fe`aḳarûhâ. fedemdeme `aleyhim rabbühüm biẕembihim fesevvâhâ.

Fakat onlar, onu yalanladılar ve deveyi boğazladılar. Bunun üzerine Rableri, günâhlarından dolayı onları helâk etti ve kendilerini yerle bir etti.

15 30. cüz · 595. sayfa

وَلَا يَخَافُ عُقْبَٰهَا

velâ yeḫâfü `uḳbâhâ.

Allah, bunun sonucundan korkmaz!

Leyl Suresi

الليل
1 30. cüz · 595. sayfa

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَٱلَّيْلِ إِذَا يَغْشَىٰ

velleyli iẕâ yagşâ.

(Ortalığı) bürüdüğü zaman geceye andolsun.

2 30. cüz · 595. sayfa

وَٱلنَّهَارِ إِذَا تَجَلَّىٰ

vennehâri iẕâ tecellâ.

Açılıp aydınlandığı zaman gündüze andolsun.

3 30. cüz · 595. sayfa

وَمَا خَلَقَ ٱلذَّكَرَ وَٱلْأُنثَىٰٓ

vemâ ḫaleḳa-ẕẕekera vel'ünŝâ.

Erkeği ve dişiyi yaratana andolsun ki.

4 30. cüz · 595. sayfa

إِنَّ سَعْيَكُمْ لَشَتَّىٰ

inne sa`yeküm leşettâ.

Şüphesiz sizin çabalarınız elbette çeşit çeşittir.

5 30. cüz · 595. sayfa

فَأَمَّا مَنْ أَعْطَىٰ وَٱتَّقَىٰ

feemmâ men a`ṭâ vetteḳâ.

Kim (malından) verir ve sakınırsa.

6 30. cüz · 595. sayfa

وَصَدَّقَ بِٱلْحُسْنَىٰ

veṣaddeḳa bilḥusnâ.

En güzel sözü (kelime-i tevhidi) tasdik ederse.

7 30. cüz · 595. sayfa

فَسَنُيَسِّرُهُۥ لِلْيُسْرَىٰ

fesenüyessiruhû lilyüsrâ.

Biz, onu en kolay olana kolayca iletiriz.

8 30. cüz · 595. sayfa

وَأَمَّا مَنۢ بَخِلَ وَٱسْتَغْنَىٰ

veemmâ mem beḫile vestagnâ.

Kim cimrilik eder kendini müstağni sayarsa.

9 30. cüz · 595. sayfa

وَكَذَّبَ بِٱلْحُسْنَىٰ

vekeẕẕebe bilḥusnâ.

Ve en güzeli yalanlarsa.

10 30. cüz · 595. sayfa

فَسَنُيَسِّرُهُۥ لِلْعُسْرَىٰ

fesenüyessiruhû lil`usrâ.

Biz de ona zor olanı kolaylaştırırız.

11 30. cüz · 595. sayfa

وَمَا يُغْنِى عَنْهُ مَالُهُۥٓ إِذَا تَرَدَّىٰٓ

vemâ yugnî `anhü mâlühû iẕâ teraddâ.

Cehennem'e yuvarlandığı zaman malı ona fayda vermez.

12 30. cüz · 595. sayfa

إِنَّ عَلَيْنَا لَلْهُدَىٰ

inne `aleynâ lelhüdâ.

Şüphesiz bize düşen sadece doğru yolu göstermektir.

13 30. cüz · 595. sayfa

وَإِنَّ لَنَا لَلْـَٔاخِرَةَ وَٱلْأُولَىٰ

veinne lenâ lel'âḫirate vel'ûlâ.

Şüphesiz ahiret de dünya da bizimdir.

14 30. cüz · 595. sayfa

فَأَنذَرْتُكُمْ نَارًا تَلَظَّىٰ

feenẕertüküm nâran teleżżâ.

Sizi alevler saçan ateşe karşı uyardım.

15 30. cüz · 596. sayfa

لَا يَصْلَىٰهَآ إِلَّا ٱلْأَشْقَى

lâ yaṣlâhâ ille-l'eşḳâ.

Ona ancak en azgın olan girecektir.

16 30. cüz · 596. sayfa

ٱلَّذِى كَذَّبَ وَتَوَلَّىٰ

elleẕî keẕẕebe vetevellâ.

Öyle yalancıdır ki, yalanlamıştır ve yüz çevirmiştir.

17 30. cüz · 596. sayfa

وَسَيُجَنَّبُهَا ٱلْأَتْقَى

veseyücennebühe-l'etḳâ.

Takva sahibi ise oradan uzak tutulacaktır.

18 30. cüz · 596. sayfa

ٱلَّذِى يُؤْتِى مَالَهُۥ يَتَزَكَّىٰ

elleẕî yü'tî mâlehû yetezekkâ.

(Ki o) Malını vererek arınır.

19 30. cüz · 596. sayfa

وَمَا لِأَحَدٍ عِندَهُۥ مِن نِّعْمَةٍ تُجْزَىٰٓ

vemâ lieḥadin `indehû min ni`metin tüczâ.

O, verdiğini kendisine yapılan bir iyiliğin karşılığı olarak vermez.

20 30. cüz · 596. sayfa

إِلَّا ٱبْتِغَآءَ وَجْهِ رَبِّهِ ٱلْأَعْلَىٰ

ille-btigâe vechi rabbihi-l'a`lâ.

(Yaptığı iyiliği) ancak yüce Rabbinin rızasını istediği için (yapar).

21 30. cüz · 596. sayfa

وَلَسَوْفَ يَرْضَىٰ

velesevfe yerḍâ.

Muhakkak kendisi de ileride razı olacaktır.

Duhâ Suresi

الضحى
1 30. cüz · 596. sayfa

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَٱلضُّحَىٰ

veḍḍuḥâ.

Kuşluk vaktine andolsun.

2 30. cüz · 596. sayfa

وَٱلَّيْلِ إِذَا سَجَىٰ

velleyli iẕâ secâ.

Karanlığı çöktüğü vakit geceye andolsun ki.

3 30. cüz · 596. sayfa

مَا وَدَّعَكَ رَبُّكَ وَمَا قَلَىٰ

mâ vedde`ake rabbüke vemâ ḳalâ.

Rabbin ne seni terk etti, ne de sana darıldı.

4 30. cüz · 596. sayfa

وَلَلْـَٔاخِرَةُ خَيْرٌ لَّكَ مِنَ ٱلْأُولَىٰ

velel'âḫiratü ḫayrul leke mine-l'ûlâ.

Muhakkak ki âhiret senin için dünyadan daha hayırlıdır.

5 30. cüz · 596. sayfa

وَلَسَوْفَ يُعْطِيكَ رَبُّكَ فَتَرْضَىٰٓ

velesevfe yü`ṭîke rabbüke feterḍâ.

Elbette Rabbin sana verecek, sen de hoşnut olacaksın.

6 30. cüz · 596. sayfa

أَلَمْ يَجِدْكَ يَتِيمًا فَـَٔاوَىٰ

elem yecidke yetîmen feâvâ.

Seni bir yetim olarak bulup barındırmadı mı?

7 30. cüz · 596. sayfa

وَوَجَدَكَ ضَآلًّا فَهَدَىٰ

vevecedeke ḍâllen fehedâ.

Ve seni (kitap ve iman nedir) bilmezken bulup hidayete eriştirmedi mi?

8 30. cüz · 596. sayfa

وَوَجَدَكَ عَآئِلًا فَأَغْنَىٰ

vevecedeke `âilen feagnâ.

Seni fakirken, zengin kılmadı mı?

9 30. cüz · 596. sayfa

فَأَمَّا ٱلْيَتِيمَ فَلَا تَقْهَرْ

feemme-lyetîme felâ taḳher.

Öyleyse sakın yetimi ezme!

10 30. cüz · 596. sayfa

وَأَمَّا ٱلسَّآئِلَ فَلَا تَنْهَرْ

veemme-ssâile felâ tenher.

İsteyeni de azarlama!

11 30. cüz · 596. sayfa

وَأَمَّا بِنِعْمَةِ رَبِّكَ فَحَدِّثْ

veemmâ bini`meti rabbike feḥaddiŝ.

Rabbinin nimetine gelince; işte onu anlat.

1 30. cüz · 596. sayfa

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ أَلَمْ نَشْرَحْ لَكَ صَدْرَكَ

elem neşraḥ leke ṣadrak.

(Ey Muhammed!) Senin göğsünü açıp genişletmedik mi?

2 30. cüz · 596. sayfa

وَوَضَعْنَا عَنكَ وِزْرَكَ

veveḍa`nâ `anke vizrak.

Yükünü üzerinden kaldırıp indirmedik mi?

3 30. cüz · 596. sayfa

ٱلَّذِىٓ أَنقَضَ ظَهْرَكَ

elleẕî enḳaḍa żahrak.

O (yük) senin belini bükmüştü.

4 30. cüz · 596. sayfa

وَرَفَعْنَا لَكَ ذِكْرَكَ

verafa`nâ leke ẕikrak.

Ve senin şanını yükseltmedik mi?

5 30. cüz · 596. sayfa

فَإِنَّ مَعَ ٱلْعُسْرِ يُسْرًا

feinne me`a-l`usri yüsrâ.

Şüphesiz her zorlukla beraber bir kolaylık vardır.

6 30. cüz · 596. sayfa

إِنَّ مَعَ ٱلْعُسْرِ يُسْرًا

inne me`a-l`usri yüsrâ.

Gerçekten güçlükle beraber bir kolaylık vardır.

7 30. cüz · 596. sayfa

فَإِذَا فَرَغْتَ فَٱنصَبْ

feiẕâ feragte fenṣab.

O halde boş kaldığın zaman (ibadet ve dua ile) yorul.

8 30. cüz · 596. sayfa

وَإِلَىٰ رَبِّكَ فَٱرْغَب

veilâ rabbike fergab.

Ve yalnızca Rabbine yönel.

Tîn Suresi

التين
1 30. cüz · 597. sayfa

بِّسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَٱلتِّينِ وَٱلزَّيْتُونِ

vettîni vezzeytûn.

İncire ve zeytine yemin olsun!

2 30. cüz · 597. sayfa

وَطُورِ سِينِينَ

veṭûri sînîn.

Ve Sîna Dağı'na andolsun.

3 30. cüz · 597. sayfa

وَهَٰذَا ٱلْبَلَدِ ٱلْأَمِينِ

vehâẕe-lbeledi-l'emîn.

Bu güvenli şehre (Mekke’ye) andolsun ki.

4 30. cüz · 597. sayfa

لَقَدْ خَلَقْنَا ٱلْإِنسَٰنَ فِىٓ أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ

leḳad ḫalaḳne-l'insâne fî aḥseni taḳvîm.

Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık.

5 30. cüz · 597. sayfa

ثُمَّ رَدَدْنَٰهُ أَسْفَلَ سَٰفِلِينَ

ŝümme radednâhü esfele sâfilîn.

Daha sonra, onu aşağıların en aşağısına döndürdük.

6 30. cüz · 597. sayfa

إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ فَلَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ

ille-lleẕîne âmenû ve`amilu-ṣṣâliḥâti felehüm ecrun gayru memnûn.

Ancak iman edip salih ameller işleyenler ayrı. Onlar için kesintisiz bir ecir vardır.

7 30. cüz · 597. sayfa

فَمَا يُكَذِّبُكَ بَعْدُ بِٱلدِّينِ

femâ yükeẕẕibüke ba`dü biddîn.

(Ey insan!) Böyle iken, hangi şey sana hesap ve cezayı yalanlatıyor?

8 30. cüz · 597. sayfa

أَلَيْسَ ٱللَّهُ بِأَحْكَمِ ٱلْحَٰكِمِينَ

eleyse-llâhü biaḥkemi-lḥâkimîn.

Allah, hükmedenlerin en iyi hükmedeni değil midir?

Alak Suresi

العلق
1 30. cüz · 597. sayfa

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ ٱقْرَأْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلَّذِى خَلَقَ

iḳra' bismi rabbike-lleẕî ḫaleḳ.

Yaratan Rabbinin adıyla oku!

2 30. cüz · 597. sayfa

خَلَقَ ٱلْإِنسَٰنَ مِنْ عَلَقٍ

ḫaleḳa-l'insâne min `alaḳ.

O, insanı bir kan pıhtısından yarattı.

3 30. cüz · 597. sayfa

ٱقْرَأْ وَرَبُّكَ ٱلْأَكْرَمُ

iḳra' verabbüke-l'ekram.

Oku! Senin Rabbin, en cömert olandır.

4 30. cüz · 597. sayfa

ٱلَّذِى عَلَّمَ بِٱلْقَلَمِ

elleẕî `alleme bilḳalem.

Ki O, kalem ile öğretmiştir.

5 30. cüz · 597. sayfa

عَلَّمَ ٱلْإِنسَٰنَ مَا لَمْ يَعْلَمْ

`alleme-l'insâne mâ lem ya`lem.

İnsana bilmediği şeyleri öğretti.

6 30. cüz · 597. sayfa

كَلَّآ إِنَّ ٱلْإِنسَٰنَ لَيَطْغَىٰٓ

kellâ inne-l'insâne leyaṭgâ.

Hayır! İnsan gerçekten azgınlık eder.

7 30. cüz · 597. sayfa

أَن رَّءَاهُ ٱسْتَغْنَىٰٓ

er raâhü-stagnâ.

Kendini müstağni/ihtiyacı yok gördü diye.

8 30. cüz · 597. sayfa

إِنَّ إِلَىٰ رَبِّكَ ٱلرُّجْعَىٰٓ

inne ilâ rabbike-rruc`â.

Şüphesiz dönüş yalnızca Rabbine olacaktır.

9 30. cüz · 597. sayfa

أَرَءَيْتَ ٱلَّذِى يَنْهَىٰ

era'eyte-lleẕî yenhâ.

Sen, o engel olanı gördün mü?

10 30. cüz · 597. sayfa

عَبْدًا إِذَا صَلَّىٰٓ

`abden iẕâ ṣallâ.

Bir kulu namaz kıldığı vakit.

11 30. cüz · 597. sayfa

أَرَءَيْتَ إِن كَانَ عَلَى ٱلْهُدَىٰٓ

era'eyte in kâne `ale-lhüdâ.

Ne dersin o (Peygamber) doğru yolda ise.

12 30. cüz · 597. sayfa

أَوْ أَمَرَ بِٱلتَّقْوَىٰٓ

ev emera bittaḳvâ.

Yahut takvayı emrettiyse.

13 30. cüz · 597. sayfa

أَرَءَيْتَ إِن كَذَّبَ وَتَوَلَّىٰٓ

era'eyte in keẕẕebe vetevellâ.

Gördün mü? Ya o (engel olan) yalanladı ve yüz çevirdiyse!

14 30. cüz · 597. sayfa

أَلَمْ يَعْلَم بِأَنَّ ٱللَّهَ يَرَىٰ

elem ya`lem bienne-llâhe yerâ.

O Allah’ın, her şeyi gördüğünü bilmiyor mu?

15 30. cüz · 597. sayfa

كَلَّا لَئِن لَّمْ يَنتَهِ لَنَسْفَعًۢا بِٱلنَّاصِيَةِ

kellâ leil lem yentehi lenesfe`am binnâṣiyeh.

Hayır! Eğer son vermezse, elbette perçeminden yakalayıp sürükleriz.

16 30. cüz · 597. sayfa

نَاصِيَةٍ كَٰذِبَةٍ خَاطِئَةٍ

nâṣiyetin kâẕibetin ḫâṭieh.

Yalancı, günahkâr perçeminden.

17 30. cüz · 597. sayfa

فَلْيَدْعُ نَادِيَهُۥ

felyed`u nâdiyeh.

Haydi! O meclisini /Taraftarlarını çağırsın.

18 30. cüz · 597. sayfa

سَنَدْعُ ٱلزَّبَانِيَةَ

sened`u-zzebâniyeh.

Biz de Zebanileri çağıracağız.

19 Secde ayeti 30. cüz · 597. sayfa

كَلَّا لَا تُطِعْهُ وَٱسْجُدْ وَٱقْتَرِب

kellâ. lâ tüṭi`hü vescüd vaḳterib.

Hayır ona itaat etme! Allah’a secde et ve (yalnızca) O’na yaklaş.

Kadir Suresi

القدر
1 30. cüz · 598. sayfa

بِّسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ إِنَّآ أَنزَلْنَٰهُ فِى لَيْلَةِ ٱلْقَدْرِ

innâ enzelnâhü fî leyleti-lḳadr.

Şüphesiz, biz onu (Kur’an’ı) Kadir Gecesi'nde indirdik.

2 30. cüz · 598. sayfa

وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا لَيْلَةُ ٱلْقَدْرِ

vemâ edrâke mâ leyletü-lḳadr.

Kadir Gecesi'nin ne olduğunu sen ne bileceksin?

3 30. cüz · 598. sayfa

لَيْلَةُ ٱلْقَدْرِ خَيْرٌ مِّنْ أَلْفِ شَهْرٍ

leyletü-lḳadri ḫayrum min elfi şehr.

Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır.

4 30. cüz · 598. sayfa

تَنَزَّلُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ وَٱلرُّوحُ فِيهَا بِإِذْنِ رَبِّهِم مِّن كُلِّ أَمْرٍ

tenezzelü-lmelâiketü verrûḥu fîhâ biiẕni rabbihim. min külli emr.

Melekler ve Ruh (Cebrail) o gecede, Rablerinin izniyle her türlü iş için iner dururlar.

5 30. cüz · 598. sayfa

سَلَٰمٌ هِىَ حَتَّىٰ مَطْلَعِ ٱلْفَجْرِ

selâmün. hiye ḥattâ maṭle`i-lfecr.

O fecrin doğuşuna kadar bir esenliktir.

Beyyine Suresi

البينة
1 30. cüz · 598. sayfa

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ لَمْ يَكُنِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِنْ أَهْلِ ٱلْكِتَٰبِ وَٱلْمُشْرِكِينَ مُنفَكِّينَ حَتَّىٰ تَأْتِيَهُمُ ٱلْبَيِّنَةُ

lem yeküni-lleẕîne keferû min ehli-lkitâbi velmüşrikîne münfekkîne ḥattâ te'tiyehümü-lbeyyineh.

Kitap ehlinden ve müşriklerden kâfir olanlar kendilerine apaçık delil gelinceye kadar ayrılacak değillerdi.

2 30. cüz · 598. sayfa

رَسُولٌ مِّنَ ٱللَّهِ يَتْلُوا۟ صُحُفًا مُّطَهَّرَةً

rasûlüm mine-llâhi yetlû ṣuḥufem müṭahherah.

(Bu delil) Allah tarafından (gönderilen) tertemiz sahifeler okuyan bir rasûldür.

3 30. cüz · 598. sayfa

فِيهَا كُتُبٌ قَيِّمَةٌ

fîhâ kütübün ḳayyimeh.

Onların içinde dosdoğru yazılı şeyler vardır.

4 30. cüz · 598. sayfa

وَمَا تَفَرَّقَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ إِلَّا مِنۢ بَعْدِ مَا جَآءَتْهُمُ ٱلْبَيِّنَةُ

vemâ teferraḳa-lleẕîne ûtü-lkitâbe illâ mim ba`di mâ câethümü-lbeyyineh.

Kendilerine kitap verilenler ancak kendilerine apaçık delil geldikten sonra ayrılığa düştüler.

5 30. cüz · 598. sayfa

وَمَآ أُمِرُوٓا۟ إِلَّا لِيَعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ ٱلدِّينَ حُنَفَآءَ وَيُقِيمُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَيُؤْتُوا۟ ٱلزَّكَوٰةَ وَذَٰلِكَ دِينُ ٱلْقَيِّمَةِ

vemâ ümirû illâ liya`büdü-llâhe muḫliṣîne lehü-ddîne ḥunefâe veyüḳîmu-ṣṣalâte veyü'tü-zzekâte veẕâlike dînü-lḳayyimeh.

Hâlbuki onlara, ancak dini Allah’a has kılarak, hakka yönelen kimseler olarak O’na ibadet etmeleri, namazı dosdoğru kılmaları ve zekâtı vermeleri emredilmişti. İşte bu dosdoğru dindir.

6 30. cüz · 598. sayfa

إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِنْ أَهْلِ ٱلْكِتَٰبِ وَٱلْمُشْرِكِينَ فِى نَارِ جَهَنَّمَ خَٰلِدِينَ فِيهَآ أُو۟لَٰٓئِكَ هُمْ شَرُّ ٱلْبَرِيَّةِ

inne-lleẕîne keferû min ehli-lkitâbi velmüşrikîne fî nâri cehenneme ḫâlidîne fîhâ. ülâike hüm şerru-lberiyyeh.

Hiç şüphesiz kitap ehlinden ve müşriklerden küfre sapanlar, içinde sürekli kalıcılar olarak cehennem ateşindedirler. İşte onlar, yaratılmışların en kötüleridir.

7 30. cüz · 598. sayfa

إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ أُو۟لَٰٓئِكَ هُمْ خَيْرُ ٱلْبَرِيَّةِ

inne-lleẕîne âmenû ve`amilu-ṣṣâliḥâti ülâike hüm ḫayru-lberiyyeh.

Şüphesiz, iman edip salih ameller işleyenler var ya; işte onlar yaratıkların en hayırlısıdırlar.

8 30. cüz · 599. sayfa

جَزَآؤُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ جَنَّٰتُ عَدْنٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدًا رَّضِىَ ٱللَّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا۟ عَنْهُ ذَٰلِكَ لِمَنْ خَشِىَ رَبَّهُۥ

cezâühüm `inde rabbihim cennâtü `adnin tecrî min taḥtihe-l'enhâru ḫâlidîne fîhâ ebedâ. raḍiye-llâhü `anhüm veraḍû `anh. ẕâlike limen ḫaşiye rabbeh.

Onların Rablerinin yanındaki mükâfatları altından ırmaklar akan Adn cennetleridir. Onlar orada ebedi kalıcıdırlar. Allah onlardan razı olmuştur, onlar da ondan hoşnut olmuşlardır. İşte bu Rabbinden korkan kimseler içindir.

Zilzâl Suresi

الزلزلة
1 30. cüz · 599. sayfa

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ إِذَا زُلْزِلَتِ ٱلْأَرْضُ زِلْزَالَهَا

iẕâ zülzileti-l'arḍu zilzâlehâ.

Yer, şiddetle sarsıldığı zaman.

2 30. cüz · 599. sayfa

وَأَخْرَجَتِ ٱلْأَرْضُ أَثْقَالَهَا

veaḫraceti-l'arḍu eŝḳâlehâ.

Ve yeryüzü, ağırlıklarını çıkardığı zaman.

3 30. cüz · 599. sayfa

وَقَالَ ٱلْإِنسَٰنُ مَا لَهَا

veḳâle-l'insânü mâ lehâ.

Ve insan ne oluyor buna dediği vakit.

4 30. cüz · 599. sayfa

يَوْمَئِذٍ تُحَدِّثُ أَخْبَارَهَا

yevmeiẕin tüḥaddiŝü aḫbârahâ.

İşte o gün, yer kendi haberlerini anlatır.

5 30. cüz · 599. sayfa

بِأَنَّ رَبَّكَ أَوْحَىٰ لَهَا

bienne rabbeke evḥâ lehâ.

Çünkü Rabbin ona (öyle) vahyetmiştir.

6 30. cüz · 599. sayfa

يَوْمَئِذٍ يَصْدُرُ ٱلنَّاسُ أَشْتَاتًا لِّيُرَوْا۟ أَعْمَٰلَهُمْ

yevmeiẕiy yaṣdüru-nnâsü eştâtel liyürav a`mâlehüm.

O gün insanlar amellerinin kendilerine gösterilmesi için bölük bölük kabirlerinden çıkacaklardır.

7 30. cüz · 599. sayfa

فَمَن يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُۥ

femey ya`mel miŝḳâle ẕerratin ḫayray yerah.

Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse, onun mükâfatını görecektir.

8 30. cüz · 599. sayfa

وَمَن يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُۥ

vemey ya`mel miŝḳâle ẕerratin şerray yerah.

Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse, onun cezasını görecektir.

Âdiyât Suresi

العاديات
1 30. cüz · 599. sayfa

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَٱلْعَٰدِيَٰتِ ضَبْحًا

vel`âdiyâti ḍabḥâ.

Soluk soluğa koşanlara yemin olsun!

2 30. cüz · 599. sayfa

فَٱلْمُورِيَٰتِ قَدْحًا

felmûriyâti ḳadḥâ.

(Koşarken) kıvılcım saçanlara.

3 30. cüz · 599. sayfa

فَٱلْمُغِيرَٰتِ صُبْحًا

felmügîrâti ṣubḥâ.

Sabah vakti baskın yapanlara.

4 30. cüz · 599. sayfa

فَأَثَرْنَ بِهِۦ نَقْعًا

feeŝerne bihî naḳ`â.

Tozu dumana katanlara.

5 30. cüz · 599. sayfa

فَوَسَطْنَ بِهِۦ جَمْعًا

fevesaṭne bihî cem`â.

Topluluğun tam ortasına dalanlara.

6 30. cüz · 599. sayfa

إِنَّ ٱلْإِنسَٰنَ لِرَبِّهِۦ لَكَنُودٌ

inne-l'insâne lirabbihî lekenûd.

İnsan, Rabbine karşı gerçekten çok nankördür.

7 30. cüz · 599. sayfa

وَإِنَّهُۥ عَلَىٰ ذَٰلِكَ لَشَهِيدٌ

veinnehû `alâ ẕâlike leşehîd.

Ve şüphesiz kendisi de buna şahittir.

8 30. cüz · 599. sayfa

وَإِنَّهُۥ لِحُبِّ ٱلْخَيْرِ لَشَدِيدٌ

veinnehû liḥubbi-lḫayri leşedîd.

Şüphesiz onun mal sevgisi de çok şiddetlidir.

9 30. cüz · 599. sayfa

أَفَلَا يَعْلَمُ إِذَا بُعْثِرَ مَا فِى ٱلْقُبُورِ

efelâ ya`lemü iẕâ bü`ŝira mâ fi-lḳubûr.

Bilmez mi ki kabirlerde olanlar alt üst edildiğinde.

10 30. cüz · 600. sayfa

وَحُصِّلَ مَا فِى ٱلصُّدُورِ

veḥuṣṣile mâ fi-ṣṣudûr.

Kalplerde bulunan ortaya konduğunda.

11 30. cüz · 600. sayfa

إِنَّ رَبَّهُم بِهِمْ يَوْمَئِذٍ لَّخَبِيرٌۢ

inne rabbehüm bihim yevmeiẕil leḫabîr.

Şüphesiz o gün Rableri kendilerinden elbette haberdardır.

Kâria Suresi

القارعة
1 30. cüz · 600. sayfa

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ ٱلْقَارِعَةُ

elḳâri`ah.

Şiddetle gelip çatan.

2 30. cüz · 600. sayfa

مَا ٱلْقَارِعَةُ

me-lḳâri`ah.

Nedir o yürekleri hoplatan büyük felaket?

3 30. cüz · 600. sayfa

وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا ٱلْقَارِعَةُ

vemâ edrâke me-lḳâri`ah.

Yürekleri hoplatan büyük felaketin ne olduğunu sen ne bileceksin?

4 30. cüz · 600. sayfa

يَوْمَ يَكُونُ ٱلنَّاسُ كَٱلْفَرَاشِ ٱلْمَبْثُوثِ

yevme yekûnü-nnâsü kelferâşi-lmebŝûŝ.

O gün insanlar, her biri bir tarafa uçuşan kelebekler gibi olacaktır.

5 30. cüz · 600. sayfa

وَتَكُونُ ٱلْجِبَالُ كَٱلْعِهْنِ ٱلْمَنفُوشِ

vetekûnü-lcibâlü kel`ihni-lmenfûş.

Dağlar da atılmış renkli yünler gibi olacaktır.

6 30. cüz · 600. sayfa

فَأَمَّا مَن ثَقُلَتْ مَوَٰزِينُهُۥ

feemmâ men ŝeḳulet mevâzînüh.

İşte o vakit, kimin tartıları ağır gelmişse.

7 30. cüz · 600. sayfa

فَهُوَ فِى عِيشَةٍ رَّاضِيَةٍ

fehüve fî `îşetir râḍiyeh.

Artık o, hoşnut olacağı bir hayatın içinde olacaktır.

8 30. cüz · 600. sayfa

وَأَمَّا مَنْ خَفَّتْ مَوَٰزِينُهُۥ

veemmâ men ḫaffet mevâzînüh.

Ama kimin de tartıları hafif gelirse.

9 30. cüz · 600. sayfa

فَأُمُّهُۥ هَاوِيَةٌ

feümmühû hâviyeh.

İşte onun varacağı yer Hâviye’dir.

10 30. cüz · 600. sayfa

وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا هِيَهْ

vemâ edrâke mâ hiyeh.

Sen Hâviye’nin ne olduğunu ne bileceksin?

11 30. cüz · 600. sayfa

نَارٌ حَامِيَةٌۢ

nârun ḥâmiyeh.

O, kızgın bir ateştir.

Tekâsür Suresi

التكاثر
1 30. cüz · 600. sayfa

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ أَلْهَىٰكُمُ ٱلتَّكَاثُرُ

elhâkümü-ttekâŝür.

Çoklukla övünmek sizi oyaladı.

2 30. cüz · 600. sayfa

حَتَّىٰ زُرْتُمُ ٱلْمَقَابِرَ

ḥattâ zürtümü-lmeḳâbir.

Ta ki, kabirleri ziyaret edinceye/ölünceye dek devam ettiniz.

3 30. cüz · 600. sayfa

كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ

kellâ sevfe ta`lemûn.

Hayır! İlerde bileceksiniz.

4 30. cüz · 600. sayfa

ثُمَّ كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ

ŝümme kellâ sevfe ta`lemûn.

Yine hayır! İleride bileceksiniz.

5 30. cüz · 600. sayfa

كَلَّا لَوْ تَعْلَمُونَ عِلْمَ ٱلْيَقِينِ

kellâ lev ta`lemûne `ilme-lyeḳîn.

Hayır! Kesin bir bilgiyle bilseydiniz (kaçınırdınız).

6 30. cüz · 600. sayfa

لَتَرَوُنَّ ٱلْجَحِيمَ

leteravunne-lceḥîm.

Elbette Cehennem'i göreceksiniz.

7 30. cüz · 600. sayfa

ثُمَّ لَتَرَوُنَّهَا عَيْنَ ٱلْيَقِينِ

ŝümme leteravunnehâ `ayne-lyeḳîn.

Yine andolsun, onu gözünüzle kesin olarak göreceksiniz.

8 30. cüz · 600. sayfa

ثُمَّ لَتُسْـَٔلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ ٱلنَّعِيمِ

ŝümme letüs'elünne yevmeiẕin `ani-nne`îm.

Sonra o gün, nimetlerden hesaba çekileceksiniz.

Asr Suresi

العصر
1 30. cüz · 601. sayfa

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَٱلْعَصْرِ

vel`aṣr.

Asra yemin olsun.

2 30. cüz · 601. sayfa

إِنَّ ٱلْإِنسَٰنَ لَفِى خُسْرٍ

inne-l'insâne lefî ḫusr.

Şüphesiz insanlık hüsran içindedir.

3 30. cüz · 601. sayfa

إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَتَوَاصَوْا۟ بِٱلْحَقِّ وَتَوَاصَوْا۟ بِٱلصَّبْرِ

ille-lleẕîne âmenû ve`amilu-ṣṣâliḥâti vetevâṣav bilḥaḳḳi vetevâṣav biṣṣabr.

Ancak iman edenler ve salih amel yapanlar, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna.

Hümeze Suresi

الهمزة
1 30. cüz · 601. sayfa

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَيْلٌ لِّكُلِّ هُمَزَةٍ لُّمَزَةٍ

veylül likülli hümezetil lümezeh.

Arkadan çekiştirip duran, kaş göz hareketleriyle alay eden her kişinin vay haline!

2 30. cüz · 601. sayfa

ٱلَّذِى جَمَعَ مَالًا وَعَدَّدَهُۥ

elleẕî ceme`a mâlev ve`addedeh.

Mal toplayıp, onu tekrar tekrar sayan.

3 30. cüz · 601. sayfa

يَحْسَبُ أَنَّ مَالَهُۥٓ أَخْلَدَهُۥ

yaḥsebü enne mâlehû aḫledeh.

Malının kendisini ebedi kılacağını zanneder.

4 30. cüz · 601. sayfa

كَلَّا لَيُنۢبَذَنَّ فِى ٱلْحُطَمَةِ

kellâ leyümbeẕenne fi-lḥuṭameh.

Hayır! Andolsun ki o, Hutâme’ye atılacaktır.

5 30. cüz · 601. sayfa

وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا ٱلْحُطَمَةُ

vemâ edrâke me-lḥuṭameh.

Hutâme’nin ne olduğunu sen ne bileceksin?

6 30. cüz · 601. sayfa

نَارُ ٱللَّهِ ٱلْمُوقَدَةُ

nâru-llâhi-lmûḳadeh.

O, Allah'ın tutuşturulmuş ateşidir.

7 30. cüz · 601. sayfa

ٱلَّتِى تَطَّلِعُ عَلَى ٱلْأَفْـِٔدَةِ

elletî teṭṭali`u `ale-l'ef'ideh.

Öyle ki, o kalplere kadar işler.

8 30. cüz · 601. sayfa

إِنَّهَا عَلَيْهِم مُّؤْصَدَةٌ

innehâ `aleyhim mü'ṣadeh.

Şüphe yok ki, bu onların üzerilerine kapatılmıştır.

9 30. cüz · 601. sayfa

فِى عَمَدٍ مُّمَدَّدَةٍۭ

fî `amedim mümeddedeh.

Uzatılmış sütunlarla (kapatılmıştır).

Fîl Suresi

الفيل
1 30. cüz · 601. sayfa

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ أَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِأَصْحَٰبِ ٱلْفِيلِ

elem tera keyfe fe`ale rabbüke biaṣḥâbi-lfîl.

Rabbinin, fil sahiplerine ne yaptığını görmedin mi?

2 30. cüz · 601. sayfa

أَلَمْ يَجْعَلْ كَيْدَهُمْ فِى تَضْلِيلٍ

elem yec`al keydehüm fî taḍlîl.

Onların tuzaklarını boşa çıkarmadı mı?

3 30. cüz · 601. sayfa

وَأَرْسَلَ عَلَيْهِمْ طَيْرًا أَبَابِيلَ

veersele `aleyhim ṭayran ebâbîl.

Onların üzerine bölük bölük kuş sürüleri gönderdi.

4 30. cüz · 601. sayfa

تَرْمِيهِم بِحِجَارَةٍ مِّن سِجِّيلٍ

termîhim biḥicâratim min siccîl.

O kuşlar, onların üzerilerine pişkin tuğladan yapılmış taşlar atıyordu.

5 30. cüz · 601. sayfa

فَجَعَلَهُمْ كَعَصْفٍ مَّأْكُولٍۭ

fece`alehüm ke`aṣfim me'kûl.

Nihayetinde onları yenmiş ekin yaprakları gibi yapıverdi.

1 30. cüz · 602. sayfa

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ لِإِيلَٰفِ قُرَيْشٍ

liîlâfi ḳurayş.

Kureyş’in güvenliği ve esenliği için.

2 30. cüz · 602. sayfa

إِۦلَٰفِهِمْ رِحْلَةَ ٱلشِّتَآءِ وَٱلصَّيْفِ

îlâfihim riḥlete-şşitâi veṣṣayf.

Onların kış ve yaz yolculuklarının güvenliği için.

3 30. cüz · 602. sayfa

فَلْيَعْبُدُوا۟ رَبَّ هَٰذَا ٱلْبَيْتِ

felya`büdû rabbe hâẕe-lbeyt.

Bu evin (Kâbe) Rabbine ibadet etsinler.

4 30. cüz · 602. sayfa

ٱلَّذِىٓ أَطْعَمَهُم مِّن جُوعٍ وَءَامَنَهُم مِّنْ خَوْفٍۭ

elleẕî aṭ`amehüm min cû`iv veâmenehüm min ḫavf.

Onları açlıktan doyuran ve korkularından emin kılana.

Mâûn Suresi

الماعون
1 30. cüz · 602. sayfa

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ أَرَءَيْتَ ٱلَّذِى يُكَذِّبُ بِٱلدِّينِ

era'eyte-lleẕî yükeẕẕibü biddîn.

Hesap gününü yalanlayanı gördün mü?

2 30. cüz · 602. sayfa

فَذَٰلِكَ ٱلَّذِى يَدُعُّ ٱلْيَتِيمَ

feẕâlike-lleẕî yedü``u-lyetîm.

Yetimi itip kakan da işte odur.

3 30. cüz · 602. sayfa

وَلَا يَحُضُّ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلْمِسْكِينِ

velâ yeḥuḍḍu `alâ ṭa`âmi-lmiskîn.

Ve yoksulu doyurmaya teşvik etmez.

4 30. cüz · 602. sayfa

فَوَيْلٌ لِّلْمُصَلِّينَ

feveylül lilmüṣallîn.

Vay o namaz kılanların haline ki:

5 30. cüz · 602. sayfa

ٱلَّذِينَ هُمْ عَن صَلَاتِهِمْ سَاهُونَ

elleẕîne hüm `an ṣalâtihim sâhûn.

Onlar kıldıkları namazdan gafildirler.

6 30. cüz · 602. sayfa

ٱلَّذِينَ هُمْ يُرَآءُونَ

elleẕîne hüm yürâûn.

Onlar gösteriş yaparlar.

7 30. cüz · 602. sayfa

وَيَمْنَعُونَ ٱلْمَاعُونَ

veyemne`ûne-lmâ`ûn.

Hem de mâûnu da vermeyip, engellerler.

Kevser Suresi

الكوثر
1 30. cüz · 602. sayfa

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ إِنَّآ أَعْطَيْنَٰكَ ٱلْكَوْثَرَ

innâ a`ṭaynâke-lkevŝer.

Şüphesiz biz sana Kevser'i verdik.

2 30. cüz · 602. sayfa

فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَٱنْحَرْ

feṣalli lirabbike venḥar.

Öyleyse sen de Rabbin için namaz kıl ve kurban kes!

3 30. cüz · 602. sayfa

إِنَّ شَانِئَكَ هُوَ ٱلْأَبْتَرُ

inne şânieke hüve-l'ebter.

Şüphesiz asıl sana kin besleyenin soyu kesiktir.

Kâfirûn Suresi

الكافرون
1 30. cüz · 603. sayfa

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ قُلْ يَٰٓأَيُّهَا ٱلْكَٰفِرُونَ

ḳul yâ eyyühe-lkâfirûn.

De ki: Ey kâfirler!

2 30. cüz · 603. sayfa

لَآ أَعْبُدُ مَا تَعْبُدُونَ

lâ a`büdü mâ ta`büdûn.

Ben sizin ibadet ettiklerinize ibadet etmem.

3 30. cüz · 603. sayfa

وَلَآ أَنتُمْ عَٰبِدُونَ مَآ أَعْبُدُ

velâ entüm `âbidûne mâ a`büd.

Siz de benim ibadet ettiğime ibadet etmezsiniz.

4 30. cüz · 603. sayfa

وَلَآ أَنَا۠ عَابِدٌ مَّا عَبَدتُّمْ

velâ ene `âbidüm mâ `abettüm.

Ben, sizin ibadet ettiklerinize ibadet edecek de değilim.

5 30. cüz · 603. sayfa

وَلَآ أَنتُمْ عَٰبِدُونَ مَآ أَعْبُدُ

velâ entüm `âbidûne mâ a`büd.

Siz de benim ibadet ettiğime ibadet edecek değilsiniz.

6 30. cüz · 603. sayfa

لَكُمْ دِينُكُمْ وَلِىَ دِينِ

leküm dînüküm veliye dîn.

Sizin dininiz size, benim dinim ise banadır.

Nasr Suresi

النصر
1 30. cüz · 603. sayfa

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ إِذَا جَآءَ نَصْرُ ٱللَّهِ وَٱلْفَتْحُ

iẕâ câe naṣru-llâhi velfetḥ.

Allah’ın yardımı geldiği ve fetih gerçekleştiği zaman.

2 30. cüz · 603. sayfa

وَرَأَيْتَ ٱلنَّاسَ يَدْخُلُونَ فِى دِينِ ٱللَّهِ أَفْوَاجًا

veraeyte-nnâse yedḫulûne fî dîni-llâhi efvâcâ.

İnsanların akın akın Allah’ın dinine girdiğini gördüğün zaman.

3 30. cüz · 603. sayfa

فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَٱسْتَغْفِرْهُ إِنَّهُۥ كَانَ تَوَّابًۢا

fesebbiḥ biḥamdi rabbike vestagfirh. innehû kâne tevvâbâ.

Hemen, hamdederek Rabbini tesbih et ve O’ndan bağışlanma dile. Şüphesiz O, çok bağışlayıcıdır.

Tebbet Suresi

المسد
1 30. cüz · 603. sayfa

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ تَبَّتْ يَدَآ أَبِى لَهَبٍ وَتَبَّ

tebbet yedâ ebî lehebiv vetebb.

Elleri kurusun Ebu Leheb’in! Zaten kurudu da.

2 30. cüz · 603. sayfa

مَآ أَغْنَىٰ عَنْهُ مَالُهُۥ وَمَا كَسَبَ

mâ agnâ `anhü mâlühû vemâ keseb.

Malı ve kazandıkları ona bir fayda vermedi.

3 30. cüz · 603. sayfa

سَيَصْلَىٰ نَارًا ذَاتَ لَهَبٍ

seyaṣlâ nâran ẕâte leheb.

O, alevli bir ateşe girecektir.

4 30. cüz · 603. sayfa

وَٱمْرَأَتُهُۥ حَمَّالَةَ ٱلْحَطَبِ

vemraetüh. ḥammâlete-lḥaṭab.

Karısı da odun taşıyacak.

5 30. cüz · 603. sayfa

فِى جِيدِهَا حَبْلٌ مِّن مَّسَدٍۭ

fî cîdihâ ḥablüm mim mesed.

Boynunda hurma lifinden bir halat olduğu halde.

İhlâs Suresi

الإخلاص
1 30. cüz · 604. sayfa

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ قُلْ هُوَ ٱللَّهُ أَحَدٌ

ḳul hüve-llâhü eḥad.

De ki: O Allah birdir.

2 30. cüz · 604. sayfa

ٱللَّهُ ٱلصَّمَدُ

allâhu-ṣṣamed.

Allah Samed'dir.

3 30. cüz · 604. sayfa

لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ

lem yelid velem yûled.

Doğurmamıştır, doğurulmamıştır.

4 30. cüz · 604. sayfa

وَلَمْ يَكُن لَّهُۥ كُفُوًا أَحَدٌۢ

velem yekül lehû küfüven eḥad.

O'nun hiçbir dengi yoktur.

Felak Suresi

الفلق
1 30. cüz · 604. sayfa

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ ٱلْفَلَقِ

ḳul e`ûẕü birabbi-lfeleḳ.

De ki: Ben, sabahın Rabbine sığınırım.

2 30. cüz · 604. sayfa

مِن شَرِّ مَا خَلَقَ

min şerri mâ ḫaleḳ.

Yarattığı varlıkların şerrinden.

3 30. cüz · 604. sayfa

وَمِن شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ

vemin şerri gâsiḳin iẕâ veḳab.

Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden.

4 30. cüz · 604. sayfa

وَمِن شَرِّ ٱلنَّفَّٰثَٰتِ فِى ٱلْعُقَدِ

vemin şerri-nneffâŝâti fi-l`uḳad.

Düğümlere üfleyenlerin şerrinden.

5 30. cüz · 604. sayfa

وَمِن شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ

vemin şerri ḥâsidin iẕâ ḥased.

Haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden.

Nâs Suresi

الناس
1 30. cüz · 604. sayfa

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ ٱلنَّاسِ

ḳul e`ûẕü birabbi-nnâs.

De ki: İnsanların Rabbine sığınırım.

2 30. cüz · 604. sayfa

مَلِكِ ٱلنَّاسِ

meliki-nnâs.

İnsanların hükümdarına.

3 30. cüz · 604. sayfa

إِلَٰهِ ٱلنَّاسِ

ilâhi-nnâs.

İnsanların ilahına.

4 30. cüz · 604. sayfa

مِن شَرِّ ٱلْوَسْوَاسِ ٱلْخَنَّاسِ

min şerri-lvesvâsi-lḫannâs.

Sinsi/(Allah anıldığında geri kaçan) vesvesecinin şerrinden.

5 30. cüz · 604. sayfa

ٱلَّذِى يُوَسْوِسُ فِى صُدُورِ ٱلنَّاسِ

elleẕî yüvesvisü fî ṣudûri-nnâs.

Ki o, insanların göğüslerine vesvese verir.

6 30. cüz · 604. sayfa

مِنَ ٱلْجِنَّةِ وَٱلنَّاسِ

mine-lcinneti vennâs.

Gerek cinlerden, gerek insanlardan (olur).

Kaynaklar ve lisanslar

  • Açıklamalı Türkçe Kur’an-ı Kerîm Meali — Rowad 1.0.4 — Rowad Tercüme Merkezi Ekibi
    Meal: Rowad Tercüme Merkezi, Türkçe Tercüme v1.0.4. Kaynak: QuranEnc.com. Lisans ve kaynak koşulları
  • Arapça metin — Tanzil Quran Text — Uthmani 1.1 · Tanzil Project
    CC BY 3.0 — verbatim copies only; text changes prohibited kaynak · lisans
  • Türkçe okunuş — Tanzil Türkçe Çeviriyazı — Muhammet Abay · Tanzil Project
    Tanzil Translation Terms — yalnız ticari olmayan kullanım kaynak · lisans