İçeriğe geç

56. Sure

Vâkıa Suresi

Gerçekleşen Olay

الواقعة

Ayet sayısı
96
İniş yeri
Mekke
İniş sırası
46
Başlangıç
27. cüz, 534. sayfa

Sureyi dinle

Mahmoud Khalil Al-Hussary · Hafs an Asim

Vâkıa Suresi

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

1 27. cüz · 534. sayfa

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ إِذَا وَقَعَتِ ٱلْوَاقِعَةُ

iẕâ veḳa`ati-lvâḳi`ah.

Kıyamet koptuğu zaman.

2 27. cüz · 534. sayfa

لَيْسَ لِوَقْعَتِهَا كَاذِبَةٌ

leyse livaḳ`atihâ kâẕibeh.

Onun gerçekleşmesine artık yalan diyecek yoktur.

3 27. cüz · 534. sayfa

خَافِضَةٌ رَّافِعَةٌ

ḫâfiḍatür râfi`ah.

O; alçaltıcı, yükselticidir.

4 27. cüz · 534. sayfa

إِذَا رُجَّتِ ٱلْأَرْضُ رَجًّا

iẕâ rucceti-l'arḍu raccâ.

Yer şiddetle sarsılınca.

5 27. cüz · 534. sayfa

وَبُسَّتِ ٱلْجِبَالُ بَسًّا

vebüsseti-lcibâlü bessâ.

Dağlar paramparça olduğunda.

6 27. cüz · 534. sayfa

فَكَانَتْ هَبَآءً مُّنۢبَثًّا

fekânet hebâem mümbeŝŝâ.

Derken toz toprak halinde dağılıp savrulduğu zaman.

7 27. cüz · 534. sayfa

وَكُنتُمْ أَزْوَٰجًا ثَلَٰثَةً

veküntüm ezvâcen ŝelâŝeh.

Ve sizler de üç sınıf olduğunuz zaman.

8 27. cüz · 534. sayfa

فَأَصْحَٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ

feaṣḥâbü-lmeymeneti mâ aṣḥâbü-lmeymeneh.

Sağdakiler, (ne mutlu) o sağdakilere!

9 27. cüz · 534. sayfa

وَأَصْحَٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ

veaṣḥâbü-lmeş'emeti mâ aṣḥâbü-lmeş'emeh.

Soldakiler, ne bahtsızdır onlar!

10 27. cüz · 534. sayfa

وَٱلسَّٰبِقُونَ ٱلسَّٰبِقُونَ

vessâbiḳûne-ssâbiḳûn.

(Hayırda) önde olanlar, öncülerdir.

11 27. cüz · 534. sayfa

أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلْمُقَرَّبُونَ

ülâike-lmüḳarrabûn.

İşte onlar, yakınlaştırılmış olanlardır.

12 27. cüz · 534. sayfa

فِى جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ

fî cennâti-nne`îm.

Onlar Naim Cennetleri'ndedirler.

13 27. cüz · 534. sayfa

ثُلَّةٌ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ

ŝülletüm mine-l'evvelîn.

Bir çoğu öncekilerdendir.

14 27. cüz · 534. sayfa

وَقَلِيلٌ مِّنَ ٱلْـَٔاخِرِينَ

veḳalîlüm mine-l'âḫirîn.

Birazı da sonrakilerdendir.

15 27. cüz · 534. sayfa

عَلَىٰ سُرُرٍ مَّوْضُونَةٍ

`alâ sürurim mevḍûneh.

(Altın ile) işlenmiş tahtlar üzerindedirler.

16 27. cüz · 534. sayfa

مُّتَّكِـِٔينَ عَلَيْهَا مُتَقَٰبِلِينَ

müttekiîne `aleyhâ müteḳâbilîn.

Karşılıklı olarak oturup yaslanırlar.

17 27. cüz · 535. sayfa

يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَٰنٌ مُّخَلَّدُونَ

yeṭûfü `aleyhim vildânüm müḫalledûn.

Onların etrafında ölümsüz genç hizmetçiler dolaşır.

18 27. cüz · 535. sayfa

بِأَكْوَابٍ وَأَبَارِيقَ وَكَأْسٍ مِّن مَّعِينٍ

biekvâbiv veebârîḳa veke'sim mim me`în.

Kaynağından (doldurulmuş) testiler, ibrikler ve kadehler.

19 27. cüz · 535. sayfa

لَّا يُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلَا يُنزِفُونَ

lâ yüṣadde`ûne `anhâ velâ yünzifûn.

Ondan başları da ağrımaz ve akılları da giderilmez.

20 27. cüz · 535. sayfa

وَفَٰكِهَةٍ مِّمَّا يَتَخَيَّرُونَ

vefâkihetim mimmâ yeteḫayyerûn.

Beğendikleri meyveler.

21 27. cüz · 535. sayfa

وَلَحْمِ طَيْرٍ مِّمَّا يَشْتَهُونَ

velaḥmi ṭayrim mimmâ yeştehûn.

Canlarının çektiği kuş etleri.

22 27. cüz · 535. sayfa

وَحُورٌ عِينٌ

veḥûrun `în.

Ve iri gözlü huriler.

23 27. cüz · 535. sayfa

كَأَمْثَٰلِ ٱللُّؤْلُؤِ ٱلْمَكْنُونِ

keemŝâli-llü'lüi-lmeknûn.

Saklı inciler gibi.

24 27. cüz · 535. sayfa

جَزَآءًۢ بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ

cezâem bimâ kânû ya`melûn.

İşledikleri amellere karşılık olarak (verilir.)

25 27. cüz · 535. sayfa

لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا وَلَا تَأْثِيمًا

lâ yesme`ûne fîhâ lagvev velâ te'ŝîmâ.

Orada boş bir söz ve günaha sokan bir laf işitmezler.

26 27. cüz · 535. sayfa

إِلَّا قِيلًا سَلَٰمًا سَلَٰمًا

illâ ḳîlen selâmen selâmâ.

Söylenen; yalnızca "Selâm, selâm!" dır.

27 27. cüz · 535. sayfa

وَأَصْحَٰبُ ٱلْيَمِينِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلْيَمِينِ

veaṣḥâbü-lyemîni mâ aṣḥâbü-lyemîn.

Sağdakiler, (ne mutlu) o sağdakilere!

28 27. cüz · 535. sayfa

فِى سِدْرٍ مَّخْضُودٍ

fî sidrim maḫḍûd.

Dikensiz sedir ağaçlarında.

29 27. cüz · 535. sayfa

وَطَلْحٍ مَّنضُودٍ

veṭalḥim menḍûd.

Salkım salkım muz ağaçlarında.

30 27. cüz · 535. sayfa

وَظِلٍّ مَّمْدُودٍ

veżillim memdûd.

Uzamış gölgeler.

31 27. cüz · 535. sayfa

وَمَآءٍ مَّسْكُوبٍ

vemâim meskûb.

Çağlayarak akan sular.

32 27. cüz · 535. sayfa

وَفَٰكِهَةٍ كَثِيرَةٍ

vefâkihetin keŝîrah.

Bir çok meyveler.

33 27. cüz · 535. sayfa

لَّا مَقْطُوعَةٍ وَلَا مَمْنُوعَةٍ

lâ maḳṭû`ativ velâ memnû`ah.

Bitip tükenmeyen ve yasaklanmayan.

34 27. cüz · 535. sayfa

وَفُرُشٍ مَّرْفُوعَةٍ

vefüruşim merfû`ah.

Ve yüksek döşekler içindedirler.

35 27. cüz · 535. sayfa

إِنَّآ أَنشَأْنَٰهُنَّ إِنشَآءً

innâ enşe'nâhünne inşââ.

Biz, o hurileri yeni bir yaratılışla yarattık.

36 27. cüz · 535. sayfa

فَجَعَلْنَٰهُنَّ أَبْكَارًا

fece`alnâhünne ebkârâ.

Onları bakireler kıldık.

37 27. cüz · 535. sayfa

عُرُبًا أَتْرَابًا

`uruben etrâbâ.

Eşlerine düşkün ve yaşıt.

38 27. cüz · 535. sayfa

لِّأَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ

liaṣḥâbi-lyemîn.

Sağ taraftakiler için.

39 27. cüz · 535. sayfa

ثُلَّةٌ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ

ŝülletüm mine-l'evvelîn.

Bir çoğu öncekilerden.

40 27. cüz · 535. sayfa

وَثُلَّةٌ مِّنَ ٱلْـَٔاخِرِينَ

veŝülletüm mine-l'âḫirîn.

Bir çoğu da sonrakilerdendir.

41 27. cüz · 535. sayfa

وَأَصْحَٰبُ ٱلشِّمَالِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلشِّمَالِ

veaṣḥâbü-şşimâli mâ aṣḥâbü-şşimâl.

Soldakiler, ne bahtsızdır onlar!

42 27. cüz · 535. sayfa

فِى سَمُومٍ وَحَمِيمٍ

fî semûmiv veḥamîm.

İçlerine işleyen bir ateş ve kaynar su içinde.

43 27. cüz · 535. sayfa

وَظِلٍّ مِّن يَحْمُومٍ

veżillim miy yaḥmûm.

Simsiyah bir duman gölgesinde.

44 27. cüz · 535. sayfa

لَّا بَارِدٍ وَلَا كَرِيمٍ

lâ bâridiv velâ kerîm.

Ne bir serinlik, ne de bir güzellik!

45 27. cüz · 535. sayfa

إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَبْلَ ذَٰلِكَ مُتْرَفِينَ

innehüm kânû ḳable ẕâlike mütrafîn.

Çünkü onlar, bundan önce (arzularının hoşuna giden şeyler içinde) şımarmış kimselerdi.

46 27. cüz · 535. sayfa

وَكَانُوا۟ يُصِرُّونَ عَلَى ٱلْحِنثِ ٱلْعَظِيمِ

vekânû yüṣirrûne `ale-lḥinŝi-l`ażîm.

Büyük günah üzerinde ısrar ediyorlardı.

47 27. cüz · 535. sayfa

وَكَانُوا۟ يَقُولُونَ أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ

vekânû yeḳûlûne eiẕâ mitnâ vekünnâ türâbev ve`iżâmen einnâ lemeb`ûŝûn.

"Biz ölüp, toprak ve kemik olduktan sonra tekrar mı dirileceğiz?" diyorlardı.

48 27. cüz · 535. sayfa

أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ

eveâbâüne-l'evvelûn.

"Daha önceki atalarımız da mı?"

49 27. cüz · 535. sayfa

قُلْ إِنَّ ٱلْأَوَّلِينَ وَٱلْـَٔاخِرِينَ

ḳul inne-l'evvelîne vel'âḫirîn.

De ki: "Hem öncekiler, hem sonrakiler."

50 27. cüz · 535. sayfa

لَمَجْمُوعُونَ إِلَىٰ مِيقَٰتِ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ

lemecmû`ûne ilâ mîḳâti yevmim ma`lûm.

Belli bir günün, belli bir vaktinde bir araya getirileceksiniz.

51 27. cüz · 536. sayfa

ثُمَّ إِنَّكُمْ أَيُّهَا ٱلضَّآلُّونَ ٱلْمُكَذِّبُونَ

ŝümme inneküm eyyühe-ḍḍâllûne-lmükeẕẕibûn.

Sonra gerçekten sizler ey sapıklar, yalanlayıcılar!

52 27. cüz · 536. sayfa

لَـَٔاكِلُونَ مِن شَجَرٍ مِّن زَقُّومٍ

leâkilûne min şecerim min zeḳḳûm.

Elbette bir ağaçtan, zakkum ağacından yiyeceksiniz.

53 27. cüz · 536. sayfa

فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ

femâliûne minhe-lbüṭûn.

Karınlarınızı hep ondan dolduracaksınız.

54 27. cüz · 536. sayfa

فَشَٰرِبُونَ عَلَيْهِ مِنَ ٱلْحَمِيمِ

feşâribûne `aleyhi mine-lḥamîm.

Üstüne de kaynar sudan içeceksiniz.

55 27. cüz · 536. sayfa

فَشَٰرِبُونَ شُرْبَ ٱلْهِيمِ

feşâribûne şürbe-lhîm.

Susamış develerin içişi gibi içeceksiniz.

56 27. cüz · 536. sayfa

هَٰذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ ٱلدِّينِ

hâẕâ nüzülühüm yevme-ddîn.

İşte ceza gününde onlara sunulacak ziyafet budur.

57 27. cüz · 536. sayfa

نَحْنُ خَلَقْنَٰكُمْ فَلَوْلَا تُصَدِّقُونَ

naḥnü ḫalaḳnâküm felevlâ tüṣaddiḳûn.

Sizi biz yarattık. (Tekrardan yaratılışı) tasdik etmeniz gerekmez mi ?

58 27. cüz · 536. sayfa

أَفَرَءَيْتُم مَّا تُمْنُونَ

eferaeytüm mâ tümnûn.

Akıttığınız meniyi gördünüz mü?

59 27. cüz · 536. sayfa

ءَأَنتُمْ تَخْلُقُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلْخَٰلِقُونَ

eentüm taḫlüḳûnehû em naḥnü-lḫâliḳûn.

Onu siz mi yaratıyorsunuz? Yoksa yaratan biz miyiz?

60 27. cüz · 536. sayfa

نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ ٱلْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ

naḥnü ḳaddernâ beynekümü-lmevte vemâ naḥnü bimesbûḳîn.

Aranızda ölümü takdir eden biziz. Bizler aciz de değiliz.

61 27. cüz · 536. sayfa

عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ أَمْثَٰلَكُمْ وَنُنشِئَكُمْ فِى مَا لَا تَعْلَمُونَ

`alâ en nübeddile emŝâleküm venünşieküm fî mâ lâ ta`lemûn.

Yerinize benzerlerinizi getirip, değiştirmek ve sizi bilemediğiniz bir şekilde yeniden yaratmak hususunda.

62 27. cüz · 536. sayfa

وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ ٱلنَّشْأَةَ ٱلْأُولَىٰ فَلَوْلَا تَذَكَّرُونَ

veleḳad `alimtümü-nneş'ete-l'ûlâ felevlâ teẕekkerûn.

Andolsun ki ilk yaratmayı bildiniz. O halde düşünüp öğüt almanız gerekmez mi?

63 27. cüz · 536. sayfa

أَفَرَءَيْتُم مَّا تَحْرُثُونَ

eferaeytüm mâ taḥruŝûn.

Ektiğiniz şeyleri gördünüz mü?

64 27. cüz · 536. sayfa

ءَأَنتُمْ تَزْرَعُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلزَّٰرِعُونَ

eentüm tezra`ûnehû em naḥnü-zzâri`ûn.

Onu siz mi bitiriyorsunuz? Yoksa bitiren biz miyiz?

65 27. cüz · 536. sayfa

لَوْ نَشَآءُ لَجَعَلْنَٰهُ حُطَٰمًا فَظَلْتُمْ تَفَكَّهُونَ

lev neşâü lece`alnâhü ḥuṭâmen feżaltüm tefekkehûn.

Dileseydik onu kuru bir çöp yapardık; siz de şaşırıp kalırdınız.

66 27. cüz · 536. sayfa

إِنَّا لَمُغْرَمُونَ

innâ lemugramûn.

Doğrusu borç altına girdik.

67 27. cüz · 536. sayfa

بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ

bel naḥnü maḥrûmûn.

"Daha doğrusu biz yoksul bırakıldık (dersiniz)."

68 27. cüz · 536. sayfa

أَفَرَءَيْتُمُ ٱلْمَآءَ ٱلَّذِى تَشْرَبُونَ

eferaeytümü-lmâe-lleẕî teşrabûn.

İçtiğiniz suyu gördünüz mü?

69 27. cüz · 536. sayfa

ءَأَنتُمْ أَنزَلْتُمُوهُ مِنَ ٱلْمُزْنِ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنزِلُونَ

eentüm enzeltümûhü mine-lmüzni em naḥnü-lmünzilûn.

Onu buluttan siz mi indirdiniz? Yoksa indiren biz miyiz?

70 27. cüz · 536. sayfa

لَوْ نَشَآءُ جَعَلْنَٰهُ أُجَاجًا فَلَوْلَا تَشْكُرُونَ

lev neşâü ce`alnâhü ücâcen felevlâ teşkürûn.

Dileseydik onu tuzlu yapardık. Şükretmeniz gerekmez mi?

71 27. cüz · 536. sayfa

أَفَرَءَيْتُمُ ٱلنَّارَ ٱلَّتِى تُورُونَ

eferaeytümü-nnâra-lletî tûrûn.

Tutuşturup, yakmakta olduğunuz ateşi gördünüz mü?

72 27. cüz · 536. sayfa

ءَأَنتُمْ أَنشَأْتُمْ شَجَرَتَهَآ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنشِـُٔونَ

eentüm enşe'tüm şeceratehâ em naḥnü-lmünşiûn.

Onun ağacını siz mi yarattınız? Yoksa yaratan biz miyiz?

73 27. cüz · 536. sayfa

نَحْنُ جَعَلْنَٰهَا تَذْكِرَةً وَمَتَٰعًا لِّلْمُقْوِينَ

naḥnü ce`alnâhâ teẕkiratev vemetâ`al lilmuḳvîn.

Biz onu, bir ibret ve gelip geçen yolcuların istifadesi için yarattık.

74 27. cüz · 536. sayfa

فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ

fesebbiḥ bismi rabbike-l`ażîm.

O halde sen, Yüce Rabbinin adını tesbih et!

75 27. cüz · 536. sayfa

فَلَآ أُقْسِمُ بِمَوَٰقِعِ ٱلنُّجُومِ

felâ uḳsimü bimevâḳi`i-nnücûm.

Yıldızların yerlerine yemin ederim ki!

76 27. cüz · 536. sayfa

وَإِنَّهُۥ لَقَسَمٌ لَّوْ تَعْلَمُونَ عَظِيمٌ

veinnehû leḳasemül lev ta`lemûne `ażîm.

Eğer bilirseniz, gerçekten bu büyük bir yemindir.

77 27. cüz · 537. sayfa

إِنَّهُۥ لَقُرْءَانٌ كَرِيمٌ

innehû leḳur'ânün kerîm.

Şüphesiz bu, değerli bir Kur'an'dır.

78 27. cüz · 537. sayfa

فِى كِتَٰبٍ مَّكْنُونٍ

fî kitâbim meknûn.

Gizli/korunmuş bir kitaptadır.

79 27. cüz · 537. sayfa

لَّا يَمَسُّهُۥٓ إِلَّا ٱلْمُطَهَّرُونَ

lâ yemessühû ille-lmüṭahherûn.

Ona ancak temizlenmiş olanlar dokunabilir.

80 27. cüz · 537. sayfa

تَنزِيلٌ مِّن رَّبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

tenzîlüm mir rabbi-l`âlemîn.

Âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.

81 27. cüz · 537. sayfa

أَفَبِهَٰذَا ٱلْحَدِيثِ أَنتُم مُّدْهِنُونَ

efebihâẕe-lḥadîŝi entüm müdhinûn.

Şimdi siz, bu sözü mü yalanlıyorsunuz?

82 27. cüz · 537. sayfa

وَتَجْعَلُونَ رِزْقَكُمْ أَنَّكُمْ تُكَذِّبُونَ

vetec`alûne rizḳaküm enneküm tükeẕẕibûn.

Onu yalanlayarak mı size verilen nimete şükrediyorsunuz?

83 27. cüz · 537. sayfa

فَلَوْلَآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلْحُلْقُومَ

felevlâ iẕâ belegati-lḥulḳûm.

Hani can boğaza gelip dayandığında.

84 27. cüz · 537. sayfa

وَأَنتُمْ حِينَئِذٍ تَنظُرُونَ

veentüm ḥîneiẕin tenżurûn.

O vakit siz bakıp durursunuz.

85 27. cüz · 537. sayfa

وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنكُمْ وَلَٰكِن لَّا تُبْصِرُونَ

venaḥnü aḳrabü ileyhi minküm velâkil lâ tübṣirûn.

Biz; ona sizden daha yakınız, ama göremezsiniz.

86 27. cüz · 537. sayfa

فَلَوْلَآ إِن كُنتُمْ غَيْرَ مَدِينِينَ

felevlâ in küntüm gayra medînîn.

Madem ki (tekrardan dirilip) ceza görmeyecekmişsiniz.

87 27. cüz · 537. sayfa

تَرْجِعُونَهَآ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ

terci`ûnehâ in küntüm ṣâdiḳîn.

Eğer doğru söylüyor iseniz, onu (çıkmakta olan canı) geri çevirsenize!

88 27. cüz · 537. sayfa

فَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُقَرَّبِينَ

feemmâ in kâne mine-lmüḳarrabîn.

Eğer o (ölen kişi), yakın kılınanlardan ise.

89 27. cüz · 537. sayfa

فَرَوْحٌ وَرَيْحَانٌ وَجَنَّتُ نَعِيمٍ

feravḥuv verayḥânüv vecennâtü ne`îm.

Ona rahatlık, güzel rızık ve Naim Cenneti vardır.

90 27. cüz · 537. sayfa

وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنْ أَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ

veemmâ in kâne min aṣḥâbi-lyemîn.

Eğer o, sağdakilerden ise.

91 27. cüz · 537. sayfa

فَسَلَٰمٌ لَّكَ مِنْ أَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ

feselâmül leke min aṣḥâbi-lyemîn.

Ey sağdaki! Sana selam olsun!

92 27. cüz · 537. sayfa

وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُكَذِّبِينَ ٱلضَّآلِّينَ

veemmâ in kâne mine-lmükeẕẕibîne-ḍḍâllîn.

Eğer o, yalanlayan sapıklardan ise.

93 27. cüz · 537. sayfa

فَنُزُلٌ مِّنْ حَمِيمٍ

fenüzülüm min ḥamîm.

İşte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır.

94 27. cüz · 537. sayfa

وَتَصْلِيَةُ جَحِيمٍ

vetaṣliyetü ceḥîm.

Ve (onun sonu) Cehennem'e atılmaktır.

95 27. cüz · 537. sayfa

إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ حَقُّ ٱلْيَقِينِ

inne hâẕâ lehüve ḥaḳḳu-lyeḳîn.

Şüphe yok ki, kesin gerçek işte budur.

96 27. cüz · 537. sayfa

فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ

fesebbiḥ bismi rabbike-l`ażîm.

O halde sen, Yüce Rabbinin adını tesbih et!

Kaynaklar ve lisanslar

  • Açıklamalı Türkçe Kur’an-ı Kerîm Meali — Rowad 1.0.4 — Rowad Tercüme Merkezi Ekibi
    Meal: Rowad Tercüme Merkezi, Türkçe Tercüme v1.0.4. Kaynak: QuranEnc.com. Lisans ve kaynak koşulları
  • Arapça metin — Tanzil Quran Text — Uthmani 1.1 · Tanzil Project
    CC BY 3.0 — verbatim copies only; text changes prohibited kaynak · lisans
  • Türkçe okunuş — Tanzil Türkçe Çeviriyazı — Muhammet Abay · Tanzil Project
    Tanzil Translation Terms — yalnız ticari olmayan kullanım kaynak · lisans