İçeriğe geç

37. Sure

Sâffât Suresi

Saf Tutanlar

الصافات

Ayet sayısı
182
İniş yeri
Mekke
İniş sırası
56
Başlangıç
23. cüz, 446. sayfa

Sureyi dinle

Mahmoud Khalil Al-Hussary · Hafs an Asim

Sâffât Suresi

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

1 23. cüz · 446. sayfa

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَٱلصَّٰٓفَّٰتِ صَفًّا

veṣṣâffâti ṣaffâ.

Andolsun saf saf dizilenlere.

2 23. cüz · 446. sayfa

فَٱلزَّٰجِرَٰتِ زَجْرًا

fezzâcirâti zecrâ.

Sürüp sevk edenlere.

3 23. cüz · 446. sayfa

فَٱلتَّٰلِيَٰتِ ذِكْرًا

fettâliyâti ẕikrâ.

Zikri okuyanlara.

4 23. cüz · 446. sayfa

إِنَّ إِلَٰهَكُمْ لَوَٰحِدٌ

inne ilâheküm levâḥid.

Sizin ilahınız tek bir ilahtır.

5 23. cüz · 446. sayfa

رَّبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ ٱلْمَشَٰرِقِ

rabbü-ssemâvâti vel'arḍi vemâ beynehümâ verabbü-lmeşâriḳ.

O, göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların Rabbidir. O, doğuların da Rabbidir.

6 23. cüz · 446. sayfa

إِنَّا زَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنْيَا بِزِينَةٍ ٱلْكَوَاكِبِ

innâ zeyyenne-ssemâe-ddünyâ bizînetini-lkevâkib.

Biz, en yakın göğü yıldızlarla süsledik.

7 23. cüz · 446. sayfa

وَحِفْظًا مِّن كُلِّ شَيْطَٰنٍ مَّارِدٍ

veḥifżam min külli şeyṭânim mârid.

Ve onu (göğü) kovulmuş Şeytanlar'dan koruduk.

8 23. cüz · 446. sayfa

لَّا يَسَّمَّعُونَ إِلَى ٱلْمَلَإِ ٱلْأَعْلَىٰ وَيُقْذَفُونَ مِن كُلِّ جَانِبٍ

lâ yessemme`ûne ile-lmelei-l'a`lâ veyuḳẕefûne min külli cânib.

Onlar, artık mele-i a'la'ya (yüce topluluğa) kulak veremezler. Her taraftan taşlanırlar.

9 23. cüz · 446. sayfa

دُحُورًا وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌ

düḥûrav velehüm `aẕâbüv vâṣib.

Kovularak uzaklaştırılmış (olurlar) ve onlar için elem dolu bir azap vardır.

10 23. cüz · 446. sayfa

إِلَّا مَنْ خَطِفَ ٱلْخَطْفَةَ فَأَتْبَعَهُۥ شِهَابٌ ثَاقِبٌ

illâ men ḫaṭife-lḫaṭfete feetbe`ahû şihâbün ŝâḳib.

Ancak bir (söz) çalıp kapan olursa onu da parlak bir ateş izler.

11 23. cüz · 446. sayfa

فَٱسْتَفْتِهِمْ أَهُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَم مَّنْ خَلَقْنَآ إِنَّا خَلَقْنَٰهُم مِّن طِينٍ لَّازِبٍۭ

festeftihim ehüm eşeddü ḫalḳan em men ḫalaḳnâ. innâ ḫalaḳnâhüm min ṭînil lâzib.

Şimdi onlara sor: “Yaratılış bakımından onlar mı daha zorlu, yoksa bizim yarattıklarımız mı?” Doğrusu biz onları, yapışkan bir çamurdan yarattık.

12 23. cüz · 446. sayfa

بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَ

bel `acibte veyesḫarûn.

Hayır, sen şaşırdın kaldın; onlar ise alay edip duruyorlar.

13 23. cüz · 446. sayfa

وَإِذَا ذُكِّرُوا۟ لَا يَذْكُرُونَ

veiẕâ ẕükkirû lâ yeẕkürûn.

Kendilerine öğüt verildiğinde öğüt almazlar.

14 23. cüz · 446. sayfa

وَإِذَا رَأَوْا۟ ءَايَةً يَسْتَسْخِرُونَ

veiẕâ raev âyetey yestesḫirûn.

Bir ayet (mucize) gördüklerinde alaya alırlar.

15 23. cüz · 446. sayfa

وَقَالُوٓا۟ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا سِحْرٌ مُّبِينٌ

veḳâlû in hâẕâ illâ siḥrum mübîn.

"Bu, ancak apaçık bir büyüdür." derler.

16 23. cüz · 446. sayfa

أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ

eiẕâ mitnâ vekünnâ türâbev ve`iżâmen einnâ lemeb`ûŝûn.

"Öldüğümüz, toprak ve kemik haline geldiğimiz zaman mı gerçekten biz mi diriltileceğiz?

17 23. cüz · 446. sayfa

أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ

eveâbâüne-l'evvelûn.

“Önceden gelip geçmiş atalarımız da mı?”

18 23. cüz · 446. sayfa

قُلْ نَعَمْ وَأَنتُمْ دَٰخِرُونَ

ḳul ne`am veentüm dâḫirûn.

De ki: “Evet! Hem de siz aşağılanmış kimseler olarak (diriltileceksiniz).”

19 23. cüz · 446. sayfa

فَإِنَّمَا هِىَ زَجْرَةٌ وَٰحِدَةٌ فَإِذَا هُمْ يَنظُرُونَ

feinnemâ hiye zecratüv vâḥidetün feiẕâ hüm yenżurûn.

Çünkü o, korkunç bir sesten ibarettir. O zaman etrafa bakıp dururlar.

20 23. cüz · 446. sayfa

وَقَالُوا۟ يَٰوَيْلَنَا هَٰذَا يَوْمُ ٱلدِّينِ

veḳâlû yâ veylenâ hâẕâ yevmü-ddîn.

"Eyvah bize! İşte bu, hesap günüdür." derler.

21 23. cüz · 446. sayfa

هَٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ

hâẕâ yevmü-lfaṣli-lleẕî küntüm bihî tükeẕẕibûn.

“İşte bu, yalanlamakta olduğunuz hüküm ve ayırım günüdür.” denilir.

22 23. cüz · 446. sayfa

ٱحْشُرُوا۟ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ وَأَزْوَٰجَهُمْ وَمَا كَانُوا۟ يَعْبُدُونَ

uḥşürü-lleẕîne żalemû veezvâcehüm vemâ kânû ya`büdûn.

Zalimleri, onların eşlerini ve tapmakta olduklarını toplayın.

23 23. cüz · 446. sayfa

مِن دُونِ ٱللَّهِ فَٱهْدُوهُمْ إِلَىٰ صِرَٰطِ ٱلْجَحِيمِ

min dûni-llâhi fehdûhüm ilâ ṣirâṭi-lceḥîm.

Allah'tan başka (ibadet etmiş olduklarını) Cehennem yoluna iletin!

24 23. cüz · 446. sayfa

وَقِفُوهُمْ إِنَّهُم مَّسْـُٔولُونَ

veḳifûhüm innehüm mes'ûlûn.

Durdurun onları; çünkü onlar sorguya çekileceklerdir.

25 23. cüz · 447. sayfa

مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ

mâ leküm lâ tenâṣarûn.

Size ne oldu da birbirinize yardım etmiyorsunuz?

26 23. cüz · 447. sayfa

بَلْ هُمُ ٱلْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ

bel hümü-lyevme müsteslimûn.

Hayır! Onlar, bugün tamamen teslim olmuşlardır.

27 23. cüz · 447. sayfa

وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَآءَلُونَ

veaḳbele ba`ḍuhüm `alâ ba`ḍiy yetesâelûn.

(İşte bu duruma düştükleri vakit) onlardan bir kısmı, diğerlerine yönelir, birbirlerini sorumlu tutmaya çalışırlar.

28 23. cüz · 447. sayfa

قَالُوٓا۟ إِنَّكُمْ كُنتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ ٱلْيَمِينِ

ḳâlû inneküm küntüm te'tûnenâ `ani-lyemîn.

"Siz, bize sağdan geliyordunuz." derler.

29 23. cüz · 447. sayfa

قَالُوا۟ بَل لَّمْ تَكُونُوا۟ مُؤْمِنِينَ

ḳâlû bel lem tekûnû mü'minîn.

Diğerleri de derler ki: "Hayır! Siz iman eden kimseler değildiniz."

30 23. cüz · 447. sayfa

وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُم مِّن سُلْطَٰنٍۭ بَلْ كُنتُمْ قَوْمًا طَٰغِينَ

vemâ kâne lenâ `aleyküm min sülṭân. bel küntüm ḳavmen ṭâgîn.

Bizim sizin üzerinizde zorlayıcı bir gücümüz yoktu. Fakat siz, zaten azgın bir toplum idiniz.

31 23. cüz · 447. sayfa

فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَآ إِنَّا لَذَآئِقُونَ

feḥaḳḳa `aleynâ ḳavlü rabbinâ. innâ leẕâiḳûn.

Artık Rabbimizin hakkımızdaki sözü gerçekleşti. Kesinlikle biz onu (azabı) tadacağız.

32 23. cüz · 447. sayfa

فَأَغْوَيْنَٰكُمْ إِنَّا كُنَّا غَٰوِينَ

feagveynâküm innâ künnâ gâvîn.

Evet! Sizi saptırdık. Çünkü biz de sapkın kimseler idik.

33 23. cüz · 447. sayfa

فَإِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍ فِى ٱلْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ

feinnehüm yevmeiẕin fi-l`aẕâbi müşterikûn.

Hiç şüphe yok ki, o gün onlar azapta ortaktırlar.

34 23. cüz · 447. sayfa

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ

innâ keẕâlike nef`alü bilmücrimîn.

Biz, günahkârlara işte böyle yaparız.

35 23. cüz · 447. sayfa

إِنَّهُمْ كَانُوٓا۟ إِذَا قِيلَ لَهُمْ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا ٱللَّهُ يَسْتَكْبِرُونَ

innehüm kânû iẕâ ḳîle lehüm lâ ilâhe ille-llâhü yestekbirûn.

Çünkü onlar, kendilerine; "Allah’tan başka (hak) ilah yoktur." denildiği zaman büyüklenirlerdi.

36 23. cüz · 447. sayfa

وَيَقُولُونَ أَئِنَّا لَتَارِكُوٓا۟ ءَالِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَّجْنُونٍۭ

veyeḳûlûne einnâ letârikû âlihetinâ lişâ`irim mecnûn.

"Bir mecnun şair için ilahlarımızı terk mi edeceğiz?" derlerdi.

37 23. cüz · 447. sayfa

بَلْ جَآءَ بِٱلْحَقِّ وَصَدَّقَ ٱلْمُرْسَلِينَ

bel câe bilḥaḳḳi veṣaddeḳa-lmürselîn.

Hayır! O, hakkı getirdi ve peygamberleri doğruladı.

38 23. cüz · 447. sayfa

إِنَّكُمْ لَذَآئِقُوا۟ ٱلْعَذَابِ ٱلْأَلِيمِ

inneküm leẕâiḳu-l`aẕâbi-l'elîm.

Kuşkusuz siz acı azabı tadacaksınız.

39 23. cüz · 447. sayfa

وَمَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

vemâ tüczevne illâ mâ küntüm ta`melûn.

Siz ancak işlediklerinizin karşılığı ile cezalandırılırsınız.

40 23. cüz · 447. sayfa

إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

illâ `ibâde-llâhi-lmuḫleṣîn.

Ancak, Allah’ın ihlaslı kulları müstesna.

41 23. cüz · 447. sayfa

أُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمْ رِزْقٌ مَّعْلُومٌ

ülâike lehüm rizḳum ma`lûm.

Onlar için bilinen rızıklar vardır.

42 23. cüz · 447. sayfa

فَوَٰكِهُ وَهُم مُّكْرَمُونَ

fevâkih. vehüm mükramûn.

Çeşitli meyveler. Onlar ikram edilenlerdir.

43 23. cüz · 447. sayfa

فِى جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ

fî cennâti-nne`îm.

Onlar, Nimet Cennetleri'ndedir.

44 23. cüz · 447. sayfa

عَلَىٰ سُرُرٍ مُّتَقَٰبِلِينَ

`alâ sürurim müteḳâbilîn.

Tahtlar üzerinde karşılıklı otururlar.

45 23. cüz · 447. sayfa

يُطَافُ عَلَيْهِم بِكَأْسٍ مِّن مَّعِينٍۭ

yüṭâfü `aleyhim bike'sim mim me`în.

Etraflarında pınardan (doldurulmuş) kadehler dolaştırılır.

46 23. cüz · 447. sayfa

بَيْضَآءَ لَذَّةٍ لِّلشَّٰرِبِينَ

beyḍâe leẕẕetil lişşâribîn.

Bembeyazdır, içenlere lezzet verir.

47 23. cüz · 447. sayfa

لَا فِيهَا غَوْلٌ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنزَفُونَ

lâ fîhâ gavlüv velâ hüm `anhâ yünzefûn.

Onda ne baş dönmesi vardır, ne de ondan dolayı sarhoş olurlar.

48 23. cüz · 447. sayfa

وَعِندَهُمْ قَٰصِرَٰتُ ٱلطَّرْفِ عِينٌ

ve`indehüm ḳâṣirâtu-ṭṭarfi `în.

Yanlarında bakışlarını yalnız kendilerine çevirmiş iri gözlü eşler vardır.

49 23. cüz · 447. sayfa

كَأَنَّهُنَّ بَيْضٌ مَّكْنُونٌ

keennehünne beyḍum meknûn.

Sanki onlar örtülü yumurtalar gibi bembeyazdır.

50 23. cüz · 447. sayfa

فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَآءَلُونَ

feaḳbele ba`ḍuhüm `alâ ba`ḍiy yetesâelûn.

Birbirlerine dönüp sorarlar.

51 23. cüz · 447. sayfa

قَالَ قَآئِلٌ مِّنْهُمْ إِنِّى كَانَ لِى قَرِينٌ

ḳâle ḳâilüm minhüm innî kâne lî ḳarîn.

İçlerinden biri; "Benim bir arkadaşım vardı." der.

52 23. cüz · 448. sayfa

يَقُولُ أَءِنَّكَ لَمِنَ ٱلْمُصَدِّقِينَ

yeḳûlü einneke lemine-lmüṣaddiḳîn.

Bana derdi ki: "Sen gerçekten tasdik edenlerden misin?"

53 23. cüz · 448. sayfa

أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَدِينُونَ

eiẕâ mitnâ vekünnâ türâbev ve`iżâmen einnâ lemedînûn.

"Ölüp toprak ve kemik haline geldiğimiz zaman yeniden mi diriltileceğiz?"

54 23. cüz · 448. sayfa

قَالَ هَلْ أَنتُم مُّطَّلِعُونَ

ḳâle hel entüm müṭṭali`ûn.

(Cennet'e giren) Ona; "Ne olduğunu görüyor musunuz?" der.

55 23. cüz · 448. sayfa

فَٱطَّلَعَ فَرَءَاهُ فِى سَوَآءِ ٱلْجَحِيمِ

feṭṭale`a feraâhü fî sevâi-lceḥîm.

Bakar ve onu cehennemin ortasında görür.

56 23. cüz · 448. sayfa

قَالَ تَٱللَّهِ إِن كِدتَّ لَتُرْدِينِ

ḳâle tellâhi in kitte letürdîn.

"Allah’a yemin ederim ki, sen neredeyse beni de helâk edecektin!" der.

57 23. cüz · 448. sayfa

وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبِّى لَكُنتُ مِنَ ٱلْمُحْضَرِينَ

velevlâ ni`metü rabbî leküntü mine-lmuḥḍarîn.

"Eğer Rabbimin nimeti olmasaydı, şimdi ben de (Cehennem'e) getirilenlerden olurdum."

58 23. cüz · 448. sayfa

أَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّتِينَ

efemâ naḥnü bimeyyitîn.

"Şimdi, artık biz ölmeyeceğiz değil mi?"

59 23. cüz · 448. sayfa

إِلَّا مَوْتَتَنَا ٱلْأُولَىٰ وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ

illâ mevtetene-l'ûlâ vemâ naḥnü bimü`aẕẕebîn.

"Nasıl, ilk ölümümüzden başka ölmeyecek miymişiz?Bize azap edilmeyecek miymiş?"

60 23. cüz · 448. sayfa

إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ

inne hâẕâ lehüve-lfevzü-l`ażîm.

İşte bu, en büyük kurtuluştur.

61 23. cüz · 448. sayfa

لِمِثْلِ هَٰذَا فَلْيَعْمَلِ ٱلْعَٰمِلُونَ

limiŝli hâẕâ felya`meli-l`âmilûn.

Çalışıp amel edenler, böylesi için çalışsınlar.

62 23. cüz · 448. sayfa

أَذَٰلِكَ خَيْرٌ نُّزُلًا أَمْ شَجَرَةُ ٱلزَّقُّومِ

eẕâlike ḫayrun nüzülen em şeceratü-zzeḳḳûm.

(Nimet olarak) Bu mu daha hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı?

63 23. cüz · 448. sayfa

إِنَّا جَعَلْنَٰهَا فِتْنَةً لِّلظَّٰلِمِينَ

innâ ce`alnâhâ fitnetel liżżâlimîn.

Biz onu zalimler için bir fitne kıldık.

64 23. cüz · 448. sayfa

إِنَّهَا شَجَرَةٌ تَخْرُجُ فِىٓ أَصْلِ ٱلْجَحِيمِ

innehâ şeceratün taḫrucü fî aṣli-lceḥîm.

O, Cehennem'in dibinden çıkan bir ağaçtır.

65 23. cüz · 448. sayfa

طَلْعُهَا كَأَنَّهُۥ رُءُوسُ ٱلشَّيَٰطِينِ

ṭal`uhâ keennehû ruûsü-şşeyâṭîn.

Tomurcukları (ürünleri) sanki Şeytanlar'ın başları gibidir.

66 23. cüz · 448. sayfa

فَإِنَّهُمْ لَـَٔاكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ

feinnehüm leâkilûne minhâ femâliûne minhe-lbüṭûn.

İşte onlar, bundan yerler ve karınlarını onunla doldururlar.

67 23. cüz · 448. sayfa

ثُمَّ إِنَّ لَهُمْ عَلَيْهَا لَشَوْبًا مِّنْ حَمِيمٍ

ŝümme inne lehüm `aleyhâ leşevbem min ḥamîm.

Sonra, onlar için üzerine kaynar su katılmış içki vardır.

68 23. cüz · 448. sayfa

ثُمَّ إِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَإِلَى ٱلْجَحِيمِ

ŝümme inne merci`ahüm leile-lceḥîm.

Sonra da onların dönüşü yine Cehennem'edir.

69 23. cüz · 448. sayfa

إِنَّهُمْ أَلْفَوْا۟ ءَابَآءَهُمْ ضَآلِّينَ

innehüm elfev âbâehüm ḍâllîn.

Onlar; babalarını, atalarını sapık kimseler olarak bulmuşlardı.

70 23. cüz · 448. sayfa

فَهُمْ عَلَىٰٓ ءَاثَٰرِهِمْ يُهْرَعُونَ

fehüm `alâ âŝârihim yühra`ûn.

Kendileri de onların izlerinden koşturuluyorlardı.

71 23. cüz · 448. sayfa

وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ أَكْثَرُ ٱلْأَوَّلِينَ

veleḳad ḍalle ḳablehüm ekŝeru-l'evvelîn.

Andolsun ki, onlardan önce eski milletlerin çoğu dalâlete düştü.

72 23. cüz · 448. sayfa

وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا فِيهِم مُّنذِرِينَ

veleḳad erselnâ fîhim münẕirîn.

Andolsun ki, onlar arasında uyarıp, korkutanlar göndermiştik.

73 23. cüz · 448. sayfa

فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلْمُنذَرِينَ

fenżur keyfe kâne `âḳibetü-lmünẕerîn.

Uyarılanların sonlarının nasıl olduğuna bir bak!

74 23. cüz · 448. sayfa

إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

illâ `ibâde-llâhi-lmuḫleṣîn.

Allah’ın ihlaslı kulları müstesna.

75 23. cüz · 448. sayfa

وَلَقَدْ نَادَىٰنَا نُوحٌ فَلَنِعْمَ ٱلْمُجِيبُونَ

veleḳad nâdânâ nûḥun feleni`me-lmücîbûn.

Andolsun, Nuh bize seslenmişti de ne güzel icâbet etmiştik!

76 23. cüz · 448. sayfa

وَنَجَّيْنَٰهُ وَأَهْلَهُۥ مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ

venecceynâhü veehlehû mine-lkerbi-l`ażîm.

Onu ve ailesini o büyük sıkıntıdan kurtarmıştık.

77 23. cüz · 449. sayfa

وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُۥ هُمُ ٱلْبَاقِينَ

vece`alnâ ẕürriyyetehû hümü-lbâḳîn.

Yalnız onun soyunu sürekli kıldık.

78 23. cüz · 449. sayfa

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ

veteraknâ `aleyhi fi-l'âḫirîn.

Sonradan gelenler arasında onun için (güzel bir) nam bıraktık.

79 23. cüz · 449. sayfa

سَلَٰمٌ عَلَىٰ نُوحٍ فِى ٱلْعَٰلَمِينَ

selâmün `alâ nûḥin fi-l`âlemîn.

Âlemler içinde Nûh’a selam olsun!

80 23. cüz · 449. sayfa

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

innâ keẕâlike neczi-lmuḥsinîn.

Biz, iyilik yapan ihsan sahiplerini işte böyle ödüllendiririz.

81 23. cüz · 449. sayfa

إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ

innehû min `ibâdine-lmü'minîn.

Çünkü o, Mümin kullarımızdan idi.

82 23. cüz · 449. sayfa

ثُمَّ أَغْرَقْنَا ٱلْـَٔاخَرِينَ

ŝümme agraḳne-l'âḫarîn.

Sonra ötekilerini suda boğduk.

83 23. cüz · 449. sayfa

وَإِنَّ مِن شِيعَتِهِۦ لَإِبْرَٰهِيمَ

veinne min şî`atihî leibrâhîm.

Şüphesiz İbrahim de onun yolunda olanlardan idi.

84 23. cüz · 449. sayfa

إِذْ جَآءَ رَبَّهُۥ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ

iẕ câe rabbehû biḳalbin selîm.

Hani O, Rabbine (şirkten) selamette olan bir kalp ile gelmişti.

85 23. cüz · 449. sayfa

إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦ مَاذَا تَعْبُدُونَ

iẕ ḳâle liebîhi veḳavmihî mâẕâ ta`büdûn.

Hani o, babasına ve kavmine; “Neye ibadet ediyorsunuz?” demişti.

86 23. cüz · 449. sayfa

أَئِفْكًا ءَالِهَةً دُونَ ٱللَّهِ تُرِيدُونَ

eifken âliheten dûne-llâhi türîdûn.

"Allah’tan başka uydurma ilahlar mı istiyorsunuz?"

87 23. cüz · 449. sayfa

فَمَا ظَنُّكُم بِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

femâ żannüküm birabbi-l`âlemîn.

“Âlemlerin Rabbi hakkında zannınız nedir?”

88 23. cüz · 449. sayfa

فَنَظَرَ نَظْرَةً فِى ٱلنُّجُومِ

feneżara nażraten fi-nnücûm.

Derken yıldızlara bir göz attı.

89 23. cüz · 449. sayfa

فَقَالَ إِنِّى سَقِيمٌ

feḳâle innî seḳîm.

“Ben hastayım.” dedi.

90 23. cüz · 449. sayfa

فَتَوَلَّوْا۟ عَنْهُ مُدْبِرِينَ

fetevellev `anhü müdbirîn.

Arkalarını dönüp gittiler.

91 23. cüz · 449. sayfa

فَرَاغَ إِلَىٰٓ ءَالِهَتِهِمْ فَقَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ

ferâga ilâ âlihetihim feḳâle elâ te'külûn.

Bunun üzerine gizlice onların ilahlarına varıp; “Yemek yemiyor musunuz?” dedi.

92 23. cüz · 449. sayfa

مَا لَكُمْ لَا تَنطِقُونَ

mâ leküm lâ tenṭiḳûn.

"Size ne oldu da konuşmuyorsunuz?"

93 23. cüz · 449. sayfa

فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًۢا بِٱلْيَمِينِ

ferâga `aleyhim ḍarbem bilyemîn.

Sonra üzerlerine gelip sağ eliyle (kuvvetle) vurdu.

94 23. cüz · 449. sayfa

فَأَقْبَلُوٓا۟ إِلَيْهِ يَزِفُّونَ

feaḳbelû ileyhi yeziffûn.

Bunun üzerine hemen koşarak kendisine geldiler.

95 23. cüz · 449. sayfa

قَالَ أَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَ

ḳâle eta`büdûne mâ tenḥitûn.

İbrahim onlara: "Ellerinizle yonttuğunuz şeylere mi ibadet ediyorsunuz?" dedi.

96 23. cüz · 449. sayfa

وَٱللَّهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ

vellâhü ḫaleḳaküm vemâ ta`melûn.

Oysa sizi de, yapmakta olduklarınızı da Allah yaratmıştır.

97 23. cüz · 449. sayfa

قَالُوا۟ ٱبْنُوا۟ لَهُۥ بُنْيَٰنًا فَأَلْقُوهُ فِى ٱلْجَحِيمِ

ḳâlü-bnû lehû bünyânen feelḳûhü fi-lceḥîm.

"Onun için bir bina yapın, onu alevli ateşin içine atın!" dediler.

98 23. cüz · 449. sayfa

فَأَرَادُوا۟ بِهِۦ كَيْدًا فَجَعَلْنَٰهُمُ ٱلْأَسْفَلِينَ

feerâdû bihî keyden fece`alnâhümü-l'esfelîn.

Böylece ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de onları en aşağılık kimseler kıldık.

99 23. cüz · 449. sayfa

وَقَالَ إِنِّى ذَاهِبٌ إِلَىٰ رَبِّى سَيَهْدِينِ

veḳâle innî ẕâhibün ilâ rabbî seyehdîn.

Dedi ki: "Ben Rabbime gideceğim. O, beni doğru yola iletecektir."

100 23. cüz · 449. sayfa

رَبِّ هَبْ لِى مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ

rabbi heb lî mine-ṣṣâliḥîn.

"Rabbim, bana salihlerden bir evlat bağışla."

101 23. cüz · 449. sayfa

فَبَشَّرْنَٰهُ بِغُلَٰمٍ حَلِيمٍ

febeşşernâhü bigulâmin ḥalîm.

Biz de ona yumuşak huylu bir erkek çocuk müjdeledik.

102 23. cüz · 449. sayfa

فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ ٱلسَّعْىَ قَالَ يَٰبُنَىَّ إِنِّىٓ أَرَىٰ فِى ٱلْمَنَامِ أَنِّىٓ أَذْبَحُكَ فَٱنظُرْ مَاذَا تَرَىٰ قَالَ يَٰٓأَبَتِ ٱفْعَلْ مَا تُؤْمَرُ سَتَجِدُنِىٓ إِن شَآءَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلصَّٰبِرِينَ

felemmâ belega me`ahü-ssa`ye ḳâle yâ büneyye innî erâ fi-lmenâmi ennî eẕbeḥuke fenżur mâẕâ terâ. ḳâle yâ ebeti-f`al mâ tü'mer. setecidünî in şâe-llâhü mine-ṣṣâbirîn.

Ne zaman ki o babasının yanı sıra yürümeye başlayınca dedi ki: “Oğulcağızım, gerçekten ben rüyamda seni boğazladığımı görüyorum. Bak, artık sen ne düşünürsün?” Dedi ki: “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.”

103 23. cüz · 450. sayfa

فَلَمَّآ أَسْلَمَا وَتَلَّهُۥ لِلْجَبِينِ

felemmâ eslemâ vetellehû lilcebîn.

Böylece her ikisi de (Allah’ın emrine) boyun eğip, İbrahim de onu (boğazlamak için) alnı üstü yere yatırdı.

104 23. cüz · 450. sayfa

وَنَٰدَيْنَٰهُ أَن يَٰٓإِبْرَٰهِيمُ

venâdeynâhü ey yâ ibrâhîm.

Biz ona: “Ey İbrahim!” diye seslendik.

105 23. cüz · 450. sayfa

قَدْ صَدَّقْتَ ٱلرُّءْيَآ إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

ḳad ṣaddaḳte-rru'yâ. innâ keẕâlike neczi-lmuḥsinîn.

Sen rüyanı gerçekten tasdik ettin. Biz, iyileri böyle mükâfatlandırırız.

106 23. cüz · 450. sayfa

إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلْبَلَٰٓؤُا۟ ٱلْمُبِينُ

inne hâẕâ lehüve-lbelâü-lmübîn.

Doğrusu bu, apaçık bir imtihandı.

107 23. cüz · 450. sayfa

وَفَدَيْنَٰهُ بِذِبْحٍ عَظِيمٍ

vefedeynâhü biẕibḥin `ażîm.

Biz ona fidye olarak büyük bir kurbanlık verdik.

108 23. cüz · 450. sayfa

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ

veteraknâ `aleyhi fi-l'âḫirîn.

Sonradan gelenler arasında onun için (güzel bir) nam bıraktık.

109 23. cüz · 450. sayfa

سَلَٰمٌ عَلَىٰٓ إِبْرَٰهِيمَ

selâmün `alâ ibrâhîm.

İbrahim’e selam olsun!

110 23. cüz · 450. sayfa

كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

keẕâlike neczi-lmuḥsinîn.

Biz, iyilik yapan ihsan sahiplerini işte böyle ödüllendiririz.

111 23. cüz · 450. sayfa

إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ

innehû min `ibâdine-lmü'minîn.

Çünkü o, Mümin kullarımızdan idi.

112 23. cüz · 450. sayfa

وَبَشَّرْنَٰهُ بِإِسْحَٰقَ نَبِيًّا مِّنَ ٱلصَّٰلِحِينَ

vebeşşernâhü biisḥâḳa nebiyyem mine-ṣṣâliḥîn.

Biz ona, salihlerden bir peygamber olarak İshak'ı müjdeledik.

113 23. cüz · 450. sayfa

وَبَٰرَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلَىٰٓ إِسْحَٰقَ وَمِن ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌ وَظَالِمٌ لِّنَفْسِهِۦ مُبِينٌ

vebâraknâ `aleyhi ve`alâ isḥâḳ. vemin ẕürriyyetihimâ muḥsinüv veżâlimül linefsihî mübîn.

Onu ve İshak’ı mübarek kıldık. İkisinin soyundan iyi davranan da var, açıkça kendi nefsine zulmetmekte olan da.

114 23. cüz · 450. sayfa

وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ

veleḳad menennâ `alâ mûsâ vehârûn.

Andolsun ki, biz Mûsâ'ya ve Hârûn'a da lütufta bulunduk.

115 23. cüz · 450. sayfa

وَنَجَّيْنَٰهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ

venecceynâhümâ veḳavmehümâ mine-lkerbi-l`ażîm.

Onları ve kavimlerini, o büyük sıkıntıdan kurtardık.

116 23. cüz · 450. sayfa

وَنَصَرْنَٰهُمْ فَكَانُوا۟ هُمُ ٱلْغَٰلِبِينَ

veneṣarnâhüm fekânû hümü-lgâlibîn.

Onlara yardım ettik. Böylece üstün gelenler onlar oldular.

117 23. cüz · 450. sayfa

وَءَاتَيْنَٰهُمَا ٱلْكِتَٰبَ ٱلْمُسْتَبِينَ

veâteynâhüme-lkitâbe-lmüstebîn.

O ikisine apaçık olan kitabı verdik.

118 23. cüz · 450. sayfa

وَهَدَيْنَٰهُمَا ٱلصِّرَٰطَ ٱلْمُسْتَقِيمَ

vehedeynâhüme-ṣṣirâṭa-lmüsteḳîm.

Her ikisini de doğru yola ilettik.

119 23. cüz · 450. sayfa

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِمَا فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ

veteraknâ `aleyhimâ fi-l'âḫirîn.

Sonradan gelenler arasında o ikisi için (güzel bir) nam bıraktık.

120 23. cüz · 450. sayfa

سَلَٰمٌ عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ

selâmün `alâ mûsâ vehârûn.

Mûsâ ve Hârûn’a selam olsun!

121 23. cüz · 450. sayfa

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

innâ keẕâlike neczi-lmuḥsinîn.

Biz, iyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz.

122 23. cüz · 450. sayfa

إِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ

innehümâ min `ibâdine-lmü'minîn.

Çünkü o ikisi, Mümin kullarımızdan idi.

123 23. cüz · 450. sayfa

وَإِنَّ إِلْيَاسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ

veinne ilyâse lemine-lmürselîn.

Muhakkak İlyas da gönderilmiş rasullerdendi.

124 23. cüz · 450. sayfa

إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِۦٓ أَلَا تَتَّقُونَ

iẕ ḳâle liḳavmihî elâ tetteḳûn.

Halkına şöyle demişti: “Siz korkup sakınmaz mısınız?”

125 23. cüz · 450. sayfa

أَتَدْعُونَ بَعْلًا وَتَذَرُونَ أَحْسَنَ ٱلْخَٰلِقِينَ

eted`ûne ba`lev veteẕerûne aḥsene-lḫâliḳîn.

"Yaratıcıların en iyisini bırakıp Ba’l (adlı puta) mi ibadet ediyorsunuz?"

126 23. cüz · 450. sayfa

ٱللَّهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ

allâhe rabbeküm verabbe âbâikümü-l'evvelîn.

Sizin Rabbiniz de, geçmiş atalarınızın da Rabbi Allah'tır.

127 23. cüz · 451. sayfa

فَكَذَّبُوهُ فَإِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ

fekeẕẕebûhü feinnehüm lemuḥḍarûn.

Onu yalanladılar, bundan dolayı gerçekten onlar, (azap için getirilip) hazır bulundurulacak olanlardır.

128 23. cüz · 451. sayfa

إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

illâ `ibâde-llâhi-lmuḫleṣîn.

Allah’ın ihlaslı kulları müstesna.

129 23. cüz · 451. sayfa

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ

veteraknâ `aleyhi fi-l'âḫirîn.

Sonradan gelenler arasında (güzel bir) nam bıraktık.

130 23. cüz · 451. sayfa

سَلَٰمٌ عَلَىٰٓ إِلْ يَاسِينَ

selâmün `alâ ilyâsîn.

İlyas’a selam olsun!

131 23. cüz · 451. sayfa

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

innâ keẕâlike neczi-lmuḥsinîn.

Biz, iyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz.

132 23. cüz · 451. sayfa

إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ

innehû min `ibâdine-lmü'minîn.

Çünkü o, Mümin kullarımızdan idi.

133 23. cüz · 451. sayfa

وَإِنَّ لُوطًا لَّمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ

veinne lûṭal lemine-lmürselîn.

Şüphesiz Lût da gönderilmiş rasullerdendir.

134 23. cüz · 451. sayfa

إِذْ نَجَّيْنَٰهُ وَأَهْلَهُۥٓ أَجْمَعِينَ

iẕ necceynâhü veehlehû ecme`în.

Hani biz onu ve aile halkını birlikte kurtarmıştık.

135 23. cüz · 451. sayfa

إِلَّا عَجُوزًا فِى ٱلْغَٰبِرِينَ

illâ `acûzen fi-lgâbirîn.

Ancak bir kocakarı müstesna. O, geride kalanlardan oldu.

136 23. cüz · 451. sayfa

ثُمَّ دَمَّرْنَا ٱلْـَٔاخَرِينَ

ŝümme demmerne-l'âḫarîn.

Sonra diğerlerini helâk ettik.

137 23. cüz · 451. sayfa

وَإِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَيْهِم مُّصْبِحِينَ

veinneküm letemürrûne `aleyhim muṣbiḥîn.

Siz, sabah vakti onların (diyarından) muhakkak geçip gidiyorsunuz.

138 23. cüz · 451. sayfa

وَبِٱلَّيْلِ أَفَلَا تَعْقِلُونَ

vebilleyl. efelâ ta`ḳilûn.

Ve geceleyin (de onlara uğruyorsunuz). Yine de akıllanmayacak mısınız?

139 23. cüz · 451. sayfa

وَإِنَّ يُونُسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ

veinne yûnüse lemine-lmürselîn.

Muhakkak Yûnus da gönderilmiş rasullerdendi.

140 23. cüz · 451. sayfa

إِذْ أَبَقَ إِلَى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ

iẕ ebeḳa ile-lfülki-lmeşḥûn.

Hani o, kaçıp yüklü bir gemiye binmişti.

141 23. cüz · 451. sayfa

فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ ٱلْمُدْحَضِينَ

fesâheme fekâne mine-lmüdḥaḍîn.

Kura çekmişler ve kaybedenlerden olmuştu.

142 23. cüz · 451. sayfa

فَٱلْتَقَمَهُ ٱلْحُوتُ وَهُوَ مُلِيمٌ

felteḳamehü-lḥûtü vehüve mülîm.

Derken onu balık yutmuştu, o kınanır bir davranışta bulunmuştu.

143 23. cüz · 451. sayfa

فَلَوْلَآ أَنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلْمُسَبِّحِينَ

felevlâ ennehû kâne mine-lmüsebbiḥîn.

Eğer o gerçekten tesbih edenlerden olmasaydı,

144 23. cüz · 451. sayfa

لَلَبِثَ فِى بَطْنِهِۦٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ

lelebiŝe fî baṭnih ilâ yevmi yüb`aŝûn.

İnsanların tekrar diriltilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.

145 23. cüz · 451. sayfa

فَنَبَذْنَٰهُ بِٱلْعَرَآءِ وَهُوَ سَقِيمٌ

fenebeẕnâhü bil`arâi vehüve seḳîm.

Biz de onu, hasta bir halde boş bir alana/sahile attık.

146 23. cüz · 451. sayfa

وَأَنۢبَتْنَا عَلَيْهِ شَجَرَةً مِّن يَقْطِينٍ

veembetnâ `aleyhi şeceratem miy yaḳṭîn.

Üzerine kabak türünden (gölge yapması için) bir ağaç bitirdik.

147 23. cüz · 451. sayfa

وَأَرْسَلْنَٰهُ إِلَىٰ مِا۟ئَةِ أَلْفٍ أَوْ يَزِيدُونَ

veerselnâhü ilâ mieti elfin ev yezîdûn.

Sonra da onu, yüz bin kişiye hatta daha fazlasına gönderdik.

148 23. cüz · 451. sayfa

فَـَٔامَنُوا۟ فَمَتَّعْنَٰهُمْ إِلَىٰ حِينٍ

feâmenû femetta`nâhüm ilâ ḥîn.

Sonunda ona iman ettiler. Biz de onları bir süreye kadar yararlandırdık.

149 23. cüz · 451. sayfa

فَٱسْتَفْتِهِمْ أَلِرَبِّكَ ٱلْبَنَاتُ وَلَهُمُ ٱلْبَنُونَ

festeftihim elirabbike-lbenâtü velehümü-lbenûn.

Şimdi onlara sor: “Kız çocukları Rabbinin, erkek çocukları da kendilerinin midir?”

150 23. cüz · 451. sayfa

أَمْ خَلَقْنَا ٱلْمَلَٰٓئِكَةَ إِنَٰثًا وَهُمْ شَٰهِدُونَ

em ḫalaḳne-lmelâikete inâŝev vehüm şâhidûn.

Yoksa biz melekleri dişi olarak yarattık da onlar buna şahit mi oldular?

151 23. cüz · 451. sayfa

أَلَآ إِنَّهُم مِّنْ إِفْكِهِمْ لَيَقُولُونَ

elâ innehüm min ifkihim leyeḳûlûn.

İyi bilin ki onlar iftiralarından dolayı derler ki:

152 23. cüz · 451. sayfa

وَلَدَ ٱللَّهُ وَإِنَّهُمْ لَكَٰذِبُونَ

velede-llâhü veinnehüm lekâẕibûn.

“Allah doğurdu.” (diyorlar) Şüphesiz onlar elbette yalancıdırlar.

153 23. cüz · 451. sayfa

أَصْطَفَى ٱلْبَنَاتِ عَلَى ٱلْبَنِينَ

aṣṭafe-lbenâti `ale-lbenîn.

Allah kızları, oğullara tercih mi etmiş?

154 23. cüz · 452. sayfa

مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ

mâ leküm. keyfe taḥkümûn.

Size ne oluyor? Nasıl hüküm veriyorsunuz?

155 23. cüz · 452. sayfa

أَفَلَا تَذَكَّرُونَ

efelâ teẕekkerûn.

Düşünüp öğüt almaz mısınız?

156 23. cüz · 452. sayfa

أَمْ لَكُمْ سُلْطَٰنٌ مُّبِينٌ

em leküm sülṭânüm mübîn.

Yoksa sizin çok açık bir deliliniz mi var?

157 23. cüz · 452. sayfa

فَأْتُوا۟ بِكِتَٰبِكُمْ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ

fe'tû bikitâbiküm in küntüm ṣâdiḳîn.

Eğer doğru söylüyorsanız, haydi kitabınızı getirin.

158 23. cüz · 452. sayfa

وَجَعَلُوا۟ بَيْنَهُۥ وَبَيْنَ ٱلْجِنَّةِ نَسَبًا وَلَقَدْ عَلِمَتِ ٱلْجِنَّةُ إِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ

vece`alû beynehû vebeyne-lcinneti nesebâ. veleḳad `alimeti-lcinnetü innehüm lemuḥḍarûn.

Onlar, kendisiyle (Allah ile) cinler arasında bir soy-bağı kurdular. Andolsun ki, melekler de (bunu söyleyenlerin) hesap yerine götürüleceklerini bilirler.

159 23. cüz · 452. sayfa

سُبْحَٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ

sübḥâne-llâhi `ammâ yeṣifûn.

Allah; onların yakıştırdıkları şeylerden münezzehtir.

160 23. cüz · 452. sayfa

إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

illâ `ibâde-llâhi-lmuḫleṣîn.

Allah’ın ihlaslı kulları müstesna.

161 23. cüz · 452. sayfa

فَإِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ

feinneküm vemâ ta`büdûn.

Artık ne siz ne de ibadet ettikleriniz;

162 23. cüz · 452. sayfa

مَآ أَنتُمْ عَلَيْهِ بِفَٰتِنِينَ

mâ entüm `aleyhi bifâtinîn.

O'na karşı hiç kimseyi fitneye düşüremezsiniz.

163 23. cüz · 452. sayfa

إِلَّا مَنْ هُوَ صَالِ ٱلْجَحِيمِ

illâ men hüve ṣâli-lceḥîm.

Ancak Cehennem'e girecek olanlar müstesna.

164 23. cüz · 452. sayfa

وَمَا مِنَّآ إِلَّا لَهُۥ مَقَامٌ مَّعْلُومٌ

vemâ minnâ illâ lehû meḳâmüm ma`lûm.

(Melekler der ki:) “Bizden her birimiz için belli bir makam vardır.”

165 23. cüz · 452. sayfa

وَإِنَّا لَنَحْنُ ٱلصَّآفُّونَ

veinnâ lenaḥnu-ṣṣâffûn.

Muhakkak biz saf saf duranlarız.

166 23. cüz · 452. sayfa

وَإِنَّا لَنَحْنُ ٱلْمُسَبِّحُونَ

veinnâ lenaḥnü-lmüsebbiḥûn.

Ve şüphesiz biz tesbih edenleriz.

167 23. cüz · 452. sayfa

وَإِن كَانُوا۟ لَيَقُولُونَ

vein kânû leyeḳûlûn.

Muhakkak onlar şöyle diyorlardı:

168 23. cüz · 452. sayfa

لَوْ أَنَّ عِندَنَا ذِكْرًا مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ

lev enne `indenâ ẕikram mine-l'evvelîn.

“Eğer yanımızda öncekilerden bir zikir (kitap) bulunmuş olsaydı.”

169 23. cüz · 452. sayfa

لَكُنَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

lekünnâ `ibâde-llâhi-lmuḫleṣîn.

“Gerçekten bizler de, Allah'ın muhlis olan kullarından olurduk.”

170 23. cüz · 452. sayfa

فَكَفَرُوا۟ بِهِۦ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ

fekeferû bih. fesevfe ya`lemûn.

Fakat ona (iman etmeyip) kâfir oldular, ileride (küfürlerinin akıbetini) bilecekler.

171 23. cüz · 452. sayfa

وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا ٱلْمُرْسَلِينَ

veleḳad sebeḳat kelimetünâ li`ibâdine-lmürselîn.

Andolsun, peygamber olarak gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmişti:

172 23. cüz · 452. sayfa

إِنَّهُمْ لَهُمُ ٱلْمَنصُورُونَ

innehüm lehümü-lmenṣûrûn.

“Onlara mutlaka yardım edilecektir.”

173 23. cüz · 452. sayfa

وَإِنَّ جُندَنَا لَهُمُ ٱلْغَٰلِبُونَ

veinne cündenâ lehümü-lgâlibûn.

Ve galip gelecek olanlar, mutlaka bizim ordumuzdur.

174 23. cüz · 452. sayfa

فَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍ

fetevelle `anhüm ḥattâ ḥîn.

Öyleyse sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.

175 23. cüz · 452. sayfa

وَأَبْصِرْهُمْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ

veebṣirhüm fesevfe yübṣirûn.

(Başlarına geleceğini) gözetle. Nitekim onlar da yakında görecekler.

176 23. cüz · 452. sayfa

أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ

efebi`aẕâbinâ yesta`cilûn.

Yoksa azabımızın çabuk gelmesini mi istiyorlar?

177 23. cüz · 452. sayfa

فَإِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَآءَ صَبَاحُ ٱلْمُنذَرِينَ

feiẕâ nezele bisâḥatihim fesâe ṣabâḥu-lmünẕerîn.

Fakat (azap) onların sahasına indiği zaman, uyarılıp korkutulanların sabahı pek de kötü olacak!

178 23. cüz · 452. sayfa

وَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍ

vetevelle `anhüm ḥattâ ḥîn.

Bir süreye kadar onlardan yüz çevir.

179 23. cüz · 452. sayfa

وَأَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ

veebṣir fesevfe yübṣirûn.

Ve (başlarına geleceği) gözetle. Nitekim onlar da yakında görecekler.

180 23. cüz · 452. sayfa

سُبْحَٰنَ رَبِّكَ رَبِّ ٱلْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ

sübḥâne rabbike rabbi-l`izzeti `ammâ yeṣifûn.

Üstünlük (izzet) sahibi Rabbin onların nitelemelerinden münezzehtir.

181 23. cüz · 452. sayfa

وَسَلَٰمٌ عَلَى ٱلْمُرْسَلِينَ

veselâmün `ale-lmürselîn.

Gönderilmiş resûllere selam olsun.

182 23. cüz · 452. sayfa

وَٱلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

velḥamdü lillâhi rabbi-l`âlemîn.

Hamt, âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.

Kaynaklar ve lisanslar

  • Açıklamalı Türkçe Kur’an-ı Kerîm Meali — Rowad 1.0.4 — Rowad Tercüme Merkezi Ekibi
    Meal: Rowad Tercüme Merkezi, Türkçe Tercüme v1.0.4. Kaynak: QuranEnc.com. Lisans ve kaynak koşulları
  • Arapça metin — Tanzil Quran Text — Uthmani 1.1 · Tanzil Project
    CC BY 3.0 — verbatim copies only; text changes prohibited kaynak · lisans
  • Türkçe okunuş — Tanzil Türkçe Çeviriyazı — Muhammet Abay · Tanzil Project
    Tanzil Translation Terms — yalnız ticari olmayan kullanım kaynak · lisans