İçeriğe geç

29. Cüz

Kur'an-ı Kerim otuz cüze ayrılmıştır.

Mülk Suresi

الملك
1 29. cüz · 562. sayfa

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ تَبَٰرَكَ ٱلَّذِى بِيَدِهِ ٱلْمُلْكُ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ

tebârake-lleẕî biyedihi-lmülk. vehüve `alâ külli şey'in ḳadîr.

Bütün mülk elinde olan Allah, yüceler yücesidir ve Onun her şeye gücü yeter.

2 29. cüz · 562. sayfa

ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلْمَوْتَ وَٱلْحَيَوٰةَ لِيَبْلُوَكُمْ أَيُّكُمْ أَحْسَنُ عَمَلًا وَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْغَفُورُ

elleẕî ḫaleḳa-lmevte velḥayâte liyeblüveküm eyyüküm aḥsenü `amelâ. vehüve-l`azîzü-lgafûr.

O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. O; mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.

3 29. cüz · 562. sayfa

ٱلَّذِى خَلَقَ سَبْعَ سَمَٰوَٰتٍ طِبَاقًا مَّا تَرَىٰ فِى خَلْقِ ٱلرَّحْمَٰنِ مِن تَفَٰوُتٍ فَٱرْجِعِ ٱلْبَصَرَ هَلْ تَرَىٰ مِن فُطُورٍ

elleẕî ḫaleḳa seb`a semâvâtin ṭibâḳâ. mâ terâ fî ḫalḳi-rraḥmâni min tefâvüt. ferci`i-lbeṣara hel terâ min füṭûr.

Gökleri, üst üste yedi kat yaratan O’dur. Rahman’ın yaratmasında bir düzensizlik göremezsin. Gözünü çevir de bak, (gökte) bir çatlak görüyor musunuz?

4 29. cüz · 562. sayfa

ثُمَّ ٱرْجِعِ ٱلْبَصَرَ كَرَّتَيْنِ يَنقَلِبْ إِلَيْكَ ٱلْبَصَرُ خَاسِئًا وَهُوَ حَسِيرٌ

ŝümme-rci`i-lbeṣara kerrateyni yenḳalib ileyke-lbeṣaru ḫâsiev vehüve ḥasîr.

Sonra gözünü iki kere daha çevir (de bak). Göz hakir ve umudunu kesmiş bir halde sana döner.

5 29. cüz · 562. sayfa

وَلَقَدْ زَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنْيَا بِمَصَٰبِيحَ وَجَعَلْنَٰهَا رُجُومًا لِّلشَّيَٰطِينِ وَأَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابَ ٱلسَّعِيرِ

veleḳad zeyyenne-ssemâe-ddünyâ bimeṣâbîḥa vece`alnâhâ rucûmel lişşeyâṭîni vea`tednâ lehüm `aẕâbe-sse`îr.

Andolsun biz, en yakın göğü kandillerle donattık. Onları Şeytanlara atılan taşlar yaptık ve (ahirette de) onlara alevli ateş azabını hazırladık.

6 29. cüz · 562. sayfa

وَلِلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِرَبِّهِمْ عَذَابُ جَهَنَّمَ وَبِئْسَ ٱلْمَصِيرُ

velilleẕîne keferû birabbihim `aẕâbü cehennem. vebi'se-lmeṣîr.

Rablerini inkâr edenlere cehennem azabı vardır. Orası ne kötü bir varış yeri!

7 29. cüz · 562. sayfa

إِذَآ أُلْقُوا۟ فِيهَا سَمِعُوا۟ لَهَا شَهِيقًا وَهِىَ تَفُورُ

iẕâ ülḳû fîhâ semi`û lehâ şehîḳav vehiye tefûr.

Oraya atıldıklarında o kaynayıp coşarken onun korkunç sesini işitirler.

8 29. cüz · 562. sayfa

تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ ٱلْغَيْظِ كُلَّمَآ أُلْقِىَ فِيهَا فَوْجٌ سَأَلَهُمْ خَزَنَتُهَآ أَلَمْ يَأْتِكُمْ نَذِيرٌ

tekâdü temeyyezü mine-lgayż. küllemâ ülḳiye fîhâ fevcün seelehüm ḫazenetühâ elem ye'tiküm neẕîr.

Neredeyse Cehennem öfkeden çatlayacaktır! Oraya her bir topluluk atıldıkça oranın bekçileri onlara; “Size bir uyarıcı gelmemiş miydi?” diye sorarlar.

9 29. cüz · 562. sayfa

قَالُوا۟ بَلَىٰ قَدْ جَآءَنَا نَذِيرٌ فَكَذَّبْنَا وَقُلْنَا مَا نَزَّلَ ٱللَّهُ مِن شَىْءٍ إِنْ أَنتُمْ إِلَّا فِى ضَلَٰلٍ كَبِيرٍ

ḳâlû belâ ḳad câenâ neẕîrun fekeẕẕebnâ veḳulnâ mâ nezzele-llâhü min şey'. in entüm illâ fî ḍalâlin kebîr.

Onlar da şöyle derler: “Evet! Bize bir uyarıcı gelmişti. Fakat biz onu yalanlamış ve Allah hiçbir şey indirmemiştir. Siz ancak büyük bir sapıklık içindesiniz demiştik.”

10 29. cüz · 562. sayfa

وَقَالُوا۟ لَوْ كُنَّا نَسْمَعُ أَوْ نَعْقِلُ مَا كُنَّا فِىٓ أَصْحَٰبِ ٱلسَّعِيرِ

veḳâlû lev künnâ nesme`u ev na`ḳilü mâ künnâ fî aṣḥâbi-sse`îr.

Yine derler ki: "Eğer biz dinleseydik ve aklımızı kullanmış olsaydık, cehennemlikler arasında olmazdık."

11 29. cüz · 562. sayfa

فَٱعْتَرَفُوا۟ بِذَنۢبِهِمْ فَسُحْقًا لِّأَصْحَٰبِ ٱلسَّعِيرِ

fa`terafû biẕembihim. fesuḥḳal liaṣḥâbi-sse`îr.

İşte böylece günahlarını itiraf ederler. Artık alevli ateştekiler Allah’ın rahmetinden uzak olsun!

12 29. cüz · 562. sayfa

إِنَّ ٱلَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُم بِٱلْغَيْبِ لَهُم مَّغْفِرَةٌ وَأَجْرٌ كَبِيرٌ

inne-lleẕîne yaḫşevne rabbehüm bilgaybi lehüm magfiratüv veecrun kebîr.

Görmediği halde Rablerinden korkup çekinen kimseler için de elbette bir bağışlanma ve büyük bir ödül vardır.

13 29. cüz · 563. sayfa

وَأَسِرُّوا۟ قَوْلَكُمْ أَوِ ٱجْهَرُوا۟ بِهِۦٓ إِنَّهُۥ عَلِيمٌۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ

veesirrû ḳavleküm evi-cherû bih. innehû `alîmüm biẕâti-ṣṣudûr.

Sözünüzü ister gizleyin ve isterse onu açığa vurun. Şüphesiz O gönüllerde olanı bilir.

14 29. cüz · 563. sayfa

أَلَا يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ وَهُوَ ٱللَّطِيفُ ٱلْخَبِيرُ

elâ ya`lemü men ḫaleḳ. vehüve-lleṭîfü-lḫabîr.

Yaratan bilmez mi? O latiftir, her şeyden haberdar olandır.

15 29. cüz · 563. sayfa

هُوَ ٱلَّذِى جَعَلَ لَكُمُ ٱلْأَرْضَ ذَلُولًا فَٱمْشُوا۟ فِى مَنَاكِبِهَا وَكُلُوا۟ مِن رِّزْقِهِۦ وَإِلَيْهِ ٱلنُّشُورُ

hüve-lleẕî ce`ale lekümü-l'arḍa ẕelûlen femşû fî menâkibihâ vekülû mir rizḳih. veileyhi-nnüşûr.

O, yeryüzünü sizin ayaklarınızın altına serendir. Haydi onun üzerinde yürüyün ve Allah’ın rızkından yiyin. Dönüş ancak O’nadır.

16 29. cüz · 563. sayfa

ءَأَمِنتُم مَّن فِى ٱلسَّمَآءِ أَن يَخْسِفَ بِكُمُ ٱلْأَرْضَ فَإِذَا هِىَ تَمُورُ

eemintüm men fi-ssemâi ey yaḫsife bikümü-l'arḍa feiẕâ hiye temûr.

Gökte olanın, yeryüzü sarsıldığı zaman sizi yerin dibine batırmayacağından emin mi oldunuz?

17 29. cüz · 563. sayfa

أَمْ أَمِنتُم مَّن فِى ٱلسَّمَآءِ أَن يُرْسِلَ عَلَيْكُمْ حَاصِبًا فَسَتَعْلَمُونَ كَيْفَ نَذِيرِ

em emintüm men fi-ssemâi ey yürsile `aleyküm ḥâṣibâ. feseta`lemûne keyfe neẕîr.

Yoksa gökte olanın üzerinize taş yağdıran (fırtınalı) bir rüzgâr göndermeyeceğinden emin misiniz? Siz o takdirde benim uyarmam nasılmış bilip öğreneceksiniz.

18 29. cüz · 563. sayfa

وَلَقَدْ كَذَّبَ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ فَكَيْفَ كَانَ نَكِيرِ

veleḳad keẕẕebe-lleẕîne min ḳablihim fekeyfe kâne nekîr.

Andolsun ki onlardan öncekiler de yalanladılar. Fakat benim inkârım nasıl oldu?

19 29. cüz · 563. sayfa

أَوَلَمْ يَرَوْا۟ إِلَى ٱلطَّيْرِ فَوْقَهُمْ صَٰٓفَّٰتٍ وَيَقْبِضْنَ مَا يُمْسِكُهُنَّ إِلَّا ٱلرَّحْمَٰنُ إِنَّهُۥ بِكُلِّ شَىْءٍۭ بَصِيرٌ

evelem yerav ile-ṭṭayri fevḳahüm ṣâffâtiv veyaḳbiḍn. mâ yümsikühünne ille-rraḥmân. innehû bikülli şey'im beṣîr.

Üstlerinde kanatlarını açarak ve kapayarak uçan kuşları görmediler mi? Onları Rahman'dan başkası tutmuyor. Doğrusu O, her şeyi görendir.

20 29. cüz · 563. sayfa

أَمَّنْ هَٰذَا ٱلَّذِى هُوَ جُندٌ لَّكُمْ يَنصُرُكُم مِّن دُونِ ٱلرَّحْمَٰنِ إِنِ ٱلْكَٰفِرُونَ إِلَّا فِى غُرُورٍ

emmen hâẕe-lleẕî hüve cündül leküm yenṣuruküm min dûni-rraḥmân. ini-lkâfirûne illâ fî gurûr.

Rahman olan Allah'a karşı şu size yardım edecek askerleriniz hani kimlerdir? Kâfirler ancak boş bir gurur/aldanış içindedirler.

21 29. cüz · 563. sayfa

أَمَّنْ هَٰذَا ٱلَّذِى يَرْزُقُكُمْ إِنْ أَمْسَكَ رِزْقَهُۥ بَل لَّجُّوا۟ فِى عُتُوٍّ وَنُفُورٍ

emmen hâẕe-lleẕî yerzüḳuküm in emseke rizḳah. bel leccû fî `utüvviv venüfûr.

Eğer O, rızkınızı kesecek olsa size rızık verecek olan kimdir? Bilâkis onlar azgınlık ve nefret içinde inatla direnmektedirler.

22 29. cüz · 563. sayfa

أَفَمَن يَمْشِى مُكِبًّا عَلَىٰ وَجْهِهِۦٓ أَهْدَىٰٓ أَمَّن يَمْشِى سَوِيًّا عَلَىٰ صِرَٰطٍ مُّسْتَقِيمٍ

efemey yemşî mükibben `alâ vechihî ehdâ emmey yemşî seviyyen `alâ ṣirâṭim müsteḳîm.

O halde, yüzüstü kapanarak yürüyen mi daha çok hidâyete erendir, yoksa dosdoğru bir yol üzerinde dimdik yürüyen kimse mi?

23 29. cüz · 563. sayfa

قُلْ هُوَ ٱلَّذِىٓ أَنشَأَكُمْ وَجَعَلَ لَكُمُ ٱلسَّمْعَ وَٱلْأَبْصَٰرَ وَٱلْأَفْـِٔدَةَ قَلِيلًا مَّا تَشْكُرُونَ

ḳul hüve-lleẕî enşeeküm vece`ale lekümü-ssem`a vel'ebṣâra vel'ef'ideh. ḳalîlem mâ teşkürûn.

Deki: "Sizi yaratan size işitme (için kulaklar), gözler ve kalpler veren odur. Ne kadar az şükredersiniz."

24 29. cüz · 563. sayfa

قُلْ هُوَ ٱلَّذِى ذَرَأَكُمْ فِى ٱلْأَرْضِ وَإِلَيْهِ تُحْشَرُونَ

ḳul hüve-lleẕî ẕera'eküm fi-l'arḍi veileyhi tuḥşerûn.

Deki: "O sizi yeryüzüne dağıtıp, yayandır. Yalnız onun huzuruna toplanıp götürüleceksiniz."

25 29. cüz · 563. sayfa

وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا ٱلْوَعْدُ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ

veyeḳûlûne metâ hâẕe-lva`dü in küntüm ṣâdiḳîn.

“Eğer doğru söyleyenler iseniz, bu tehdit ne zaman gerçekleşecek?” diyorlar.

26 29. cüz · 563. sayfa

قُلْ إِنَّمَا ٱلْعِلْمُ عِندَ ٱللَّهِ وَإِنَّمَآ أَنَا۠ نَذِيرٌ مُّبِينٌ

ḳul inneme-l`ilmü `inde-llâh. veinnemâ ene neẕîrum mübîn.

De ki: “Bunun bilgisi yalnız Allah’ın katındadır. Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım.''

27 29. cüz · 564. sayfa

فَلَمَّا رَأَوْهُ زُلْفَةً سِيٓـَٔتْ وُجُوهُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَقِيلَ هَٰذَا ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تَدَّعُونَ

felemmâ raevhü zülfeten sîet vucûhü-lleẕîne keferû veḳîle hâẕe-lleẕî küntüm bihî tedde`ûn.

Onun yaklaştığını gördükleri zaman, kâfirlerin yüzleri kötüleşir ve onlara; “İşte, isteyip durduğunuz şey budur!” denir.

28 29. cüz · 564. sayfa

قُلْ أَرَءَيْتُمْ إِنْ أَهْلَكَنِىَ ٱللَّهُ وَمَن مَّعِىَ أَوْ رَحِمَنَا فَمَن يُجِيرُ ٱلْكَٰفِرِينَ مِنْ عَذَابٍ أَلِيمٍ

ḳul era'eytüm in ehlekeniye-llâhü vemem me`iye ev raḥimenâ femey yücîru-lkâfirîne min `aẕâbin elîm.

De ki: “Söyleyin bakalım: "Eğer Allah beni ve beraberimdekileri helâk etse yahut bize merhamet ederse kâfirleri acıklı bir azaptan kim kurtarabilir?"

29 29. cüz · 564. sayfa

قُلْ هُوَ ٱلرَّحْمَٰنُ ءَامَنَّا بِهِۦ وَعَلَيْهِ تَوَكَّلْنَا فَسَتَعْلَمُونَ مَنْ هُوَ فِى ضَلَٰلٍ مُّبِينٍ

ḳul hüve-rraḥmânü âmennâ bihî ve`aleyhi tevekkelnâ. feseta`lemûne men hüve fî ḍalâlim mübîn.

De ki: “O, Rahman’dır. O'na iman ettik ve O'na tevekkül ettik. Kimin apaçık bir dalalette olduğunu yakında öğreneceksiniz.''

30 29. cüz · 564. sayfa

قُلْ أَرَءَيْتُمْ إِنْ أَصْبَحَ مَآؤُكُمْ غَوْرًا فَمَن يَأْتِيكُم بِمَآءٍ مَّعِينٍۭ

ḳul era'eytüm in aṣbeḥa mâüküm gavran femey ye'tîküm bimâim me`în.

De ki: “Söyleyin bakalım: Suyunuz çekiliverse, size kim temiz bir akar su getirir?”

Kalem Suresi

القلم
1 29. cüz · 564. sayfa

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ نٓ وَٱلْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ

nûn. velḳalemi vemâ yesṭurûn.

Nûn.[1] Kaleme ve yazdıklarına yemin olsun.

[1] Bkz: Bakara Suresi 1. ayetinin dipnotu.

2 29. cüz · 564. sayfa

مَآ أَنتَ بِنِعْمَةِ رَبِّكَ بِمَجْنُونٍ

mâ ente bini`meti rabbike bimecnûn.

Sen, Rabbinin nimeti sayesinde bir deli değilsin.

3 29. cüz · 564. sayfa

وَإِنَّ لَكَ لَأَجْرًا غَيْرَ مَمْنُونٍ

veinne leke leecran gayra memnûn.

Senin için tükenmez bir ecir vardır.

4 29. cüz · 564. sayfa

وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍ

veinneke le`alâ ḫulüḳin `ażîm.

Şüphesiz sen, çok büyük bir ahlâk üzeresin.

5 29. cüz · 564. sayfa

فَسَتُبْصِرُ وَيُبْصِرُونَ

fesetübṣiru veyübṣirûn.

Sen de göreceksin, onlar da görecekler.

6 29. cüz · 564. sayfa

بِأَييِّكُمُ ٱلْمَفْتُونُ

bieyyikümü-lmeftûn.

Hanginizin delirmiş olduğunu.

7 29. cüz · 564. sayfa

إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِۦ وَهُوَ أَعْلَمُ بِٱلْمُهْتَدِينَ

inne rabbeke hüve a`lemü bimen ḍalle `an sebîlih. vehüve a`lemü bilmühtedîn.

Doğrusu Rabbin, kendi yolundan sapan kişiyi en iyi bilendir. Hidayete erenleri de en iyi bilen O'dur.

8 29. cüz · 564. sayfa

فَلَا تُطِعِ ٱلْمُكَذِّبِينَ

felâ tüṭi`i-lmükeẕẕibîn.

Sakın yalanlayanlara itaat etme!

9 29. cüz · 564. sayfa

وَدُّوا۟ لَوْ تُدْهِنُ فَيُدْهِنُونَ

veddû lev tüdhinü feyüdhinûn.

Onlar ister ki, sen müsamaha gösterip, yumuşak davranasın da onlar da sana yumuşak davransınlar.

10 29. cüz · 564. sayfa

وَلَا تُطِعْ كُلَّ حَلَّافٍ مَّهِينٍ

velâ tüṭi` külle ḥallâfim mehîn.

Sakın itaat etme çokça yemin eden, aşağılık ve değersiz her kişiye.

11 29. cüz · 564. sayfa

هَمَّازٍ مَّشَّآءٍۭ بِنَمِيمٍ

hemmâzim meşşâim binemîm.

Arkadan çekiştirip, laf götürüp getirene.

12 29. cüz · 564. sayfa

مَّنَّاعٍ لِّلْخَيْرِ مُعْتَدٍ أَثِيمٍ

mennâ`il lilḫayri mü`tedin eŝîm.

İyiliğe engel olan, saldırgan günahkâra.

13 29. cüz · 564. sayfa

عُتُلٍّۭ بَعْدَ ذَٰلِكَ زَنِيمٍ

`utüllim ba`de ẕâlike zenîm.

Kabaya sonra da soysuza.

14 29. cüz · 564. sayfa

أَن كَانَ ذَا مَالٍ وَبَنِينَ

en kâne ẕâ mâliv vebenîn.

O mal ve oğullar sahibi oldu diye.

15 29. cüz · 564. sayfa

إِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِ ءَايَٰتُنَا قَالَ أَسَٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ

iẕâ tütlâ `aleyhi âyâtünâ ḳâle esâṭîru-l'evvelîn.

Karşısında ayetlerimiz okunduğunda “öncekilerin masallarıdır” der.

16 29. cüz · 565. sayfa

سَنَسِمُهُۥ عَلَى ٱلْخُرْطُومِ

senesimühû `ale-lḫurṭûm.

Yakında biz onun burnu üzerine damga vuracağız.

17 29. cüz · 565. sayfa

إِنَّا بَلَوْنَٰهُمْ كَمَا بَلَوْنَآ أَصْحَٰبَ ٱلْجَنَّةِ إِذْ أَقْسَمُوا۟ لَيَصْرِمُنَّهَا مُصْبِحِينَ

innâ belevnâhüm kemâ belevnâ aṣḥâbe-lcenneh. iẕ aḳsemû leyaṣrimünnehâ muṣbiḥîn.

Gerçek şu ki biz o bahçe sahiplerini sınadığımız gibi bunları da sınadık: Hani sabah vaktinde onu mutlaka devşireceklerine yemin etmişlerdi.

18 29. cüz · 565. sayfa

وَلَا يَسْتَثْنُونَ

velâ yesteŝnûn.

(İnşaallah diyerek, yeminlerinde) istisna da yapmıyorlardı.

19 29. cüz · 565. sayfa

فَطَافَ عَلَيْهَا طَآئِفٌ مِّن رَّبِّكَ وَهُمْ نَآئِمُونَ

feṭâfe `aleyhâ ṭâifüm mir rabbike vehüm nâimûn.

Onlar uyurken, Rabbin tarafından bir kuşatıcı (ateş) bahçeyi sarıverdi.

20 29. cüz · 565. sayfa

فَأَصْبَحَتْ كَٱلصَّرِيمِ

feaṣbeḥat keṣṣarîm.

Bahçeler bir anda kapkara kesildi.

21 29. cüz · 565. sayfa

فَتَنَادَوْا۟ مُصْبِحِينَ

fetenâdev muṣbiḥîn.

Sabah vakti birbirlerine seslendiler.

22 29. cüz · 565. sayfa

أَنِ ٱغْدُوا۟ عَلَىٰ حَرْثِكُمْ إِن كُنتُمْ صَٰرِمِينَ

eni-gdû `alâ ḥarŝiküm in küntüm ṣârimîn.

Eğer mahsulü toplayacaksanız, erkenden yola çıkın!

23 29. cüz · 565. sayfa

فَٱنطَلَقُوا۟ وَهُمْ يَتَخَٰفَتُونَ

fenṭaleḳû vehüm yeteḫâfetûn.

Kendi aralarında fısıldaşarak yola koyuldular.

24 29. cüz · 565. sayfa

أَن لَّا يَدْخُلَنَّهَا ٱلْيَوْمَ عَلَيْكُم مِّسْكِينٌ

el lâ yedḫulennehe-lyevme `aleyküm miskîn.

"Sakın bugün oraya bir yoksul girip yanınıza sokulmasın" diye.

25 29. cüz · 565. sayfa

وَغَدَوْا۟ عَلَىٰ حَرْدٍ قَٰدِرِينَ

vegadev `alâ ḥardin ḳâdirîn.

(Yoksulları) alıkoymaya güçleri yetiyormuş gibi erkenden gittiler.

26 29. cüz · 565. sayfa

فَلَمَّا رَأَوْهَا قَالُوٓا۟ إِنَّا لَضَآلُّونَ

felemmâ raevhâ ḳâlû innâ leḍâllûn.

Fakat bahçeyi o halde gördüklerinde; “Biz mutlaka yolumuzu şaşırmış olmalıyız!” dediler.

27 29. cüz · 565. sayfa

بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ

bel naḥnü maḥrûmûn.

Bilâkis biz, mahrum bırakıldık.

28 29. cüz · 565. sayfa

قَالَ أَوْسَطُهُمْ أَلَمْ أَقُل لَّكُمْ لَوْلَا تُسَبِّحُونَ

ḳâle evseṭuhüm elem eḳul leküm levlâ tüsebbiḥûn.

Onların en mu'tedil/insaflı olanı: "Ben size, keşke Allah’ı tesbih etseydiniz dememiş miydim?" dedi.

29 29. cüz · 565. sayfa

قَالُوا۟ سُبْحَٰنَ رَبِّنَآ إِنَّا كُنَّا ظَٰلِمِينَ

ḳâlû sübḥâne rabbinâ innâ künnâ żâlimîn.

Onlar; “Rabbimizi tesbih ederiz. Şüphesiz biz, zalim kimseler imişiz.” dediler.

30 29. cüz · 565. sayfa

فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَلَٰوَمُونَ

feaḳbele ba`ḍuhüm `alâ ba`ḍiy yetelâvemûn.

Karşılıklı olarak birbirlerini kınamaya başladılar.

31 29. cüz · 565. sayfa

قَالُوا۟ يَٰوَيْلَنَآ إِنَّا كُنَّا طَٰغِينَ

ḳâlû yâ veylenâ innâ künnâ ṭâgîn.

Şöyle dediler: “Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz azgın kişilermişiz!”

32 29. cüz · 565. sayfa

عَسَىٰ رَبُّنَآ أَن يُبْدِلَنَا خَيْرًا مِّنْهَآ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا رَٰغِبُونَ

`asâ rabbünâ ey yübdilenâ ḫayram minhâ innâ ilâ rabbinâ râgibûn.

“Umulur ki, Rabbimiz bize bunun yerine daha iyisini verir. Çünkü biz artık Rabbimizi arzulayanlarız.”

33 29. cüz · 565. sayfa

كَذَٰلِكَ ٱلْعَذَابُ وَلَعَذَابُ ٱلْـَٔاخِرَةِ أَكْبَرُ لَوْ كَانُوا۟ يَعْلَمُونَ

keẕâlike-l`aẕâb. vele`aẕâbü-l'âḫirati ekber. lev kânû ya`lemûn.

İşte azap böyledir. Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi.

34 29. cüz · 565. sayfa

إِنَّ لِلْمُتَّقِينَ عِندَ رَبِّهِمْ جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ

inne lilmütteḳîne `inde rabbihim cennâti-nne`îm.

Şüphesiz Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için Rableri katında Naîm Cennetleri vardır.

35 29. cüz · 565. sayfa

أَفَنَجْعَلُ ٱلْمُسْلِمِينَ كَٱلْمُجْرِمِينَ

efenec`alü-lmüslimîne kelmücrimîn.

Biz hiç, Müslümanlarla suçluları bir tutar mıyız?

36 29. cüz · 565. sayfa

مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ

mâ leküm. keyfe taḥkümûn.

Ne oluyor size? Nasıl hüküm veriyorsunuz?

37 29. cüz · 565. sayfa

أَمْ لَكُمْ كِتَٰبٌ فِيهِ تَدْرُسُونَ

em leküm kitâbün fîhi tedrusûn.

Yoksa sizin bir kitabınız var da ondan mı okuyorsunuz?

38 29. cüz · 565. sayfa

إِنَّ لَكُمْ فِيهِ لَمَا تَخَيَّرُونَ

inne leküm fîhi lemâ teḫayyerûn.

Onda, “Beğendiğiniz her şey sizindir” (diye mi yazılı?)

39 29. cüz · 565. sayfa

أَمْ لَكُمْ أَيْمَٰنٌ عَلَيْنَا بَٰلِغَةٌ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ إِنَّ لَكُمْ لَمَا تَحْكُمُونَ

em leküm eymânün `aleynâ bâligatün ilâ yevmi-lḳiyâmeti inne leküm lemâ taḥkümûn.

Yoksa; “Neye hükmederseniz o yerine getirilir.” diye kıyamete kadar geçerli olacak, size verilmiş yeminler/sözler mi var?

40 29. cüz · 565. sayfa

سَلْهُمْ أَيُّهُم بِذَٰلِكَ زَعِيمٌ

selhüm eyyühüm biẕâlike za`îm.

Sor onlara; hangileri bunun savunuculuğunu yapacak?

41 29. cüz · 565. sayfa

أَمْ لَهُمْ شُرَكَآءُ فَلْيَأْتُوا۟ بِشُرَكَآئِهِمْ إِن كَانُوا۟ صَٰدِقِينَ

em lehüm şürakâ'. felye'tû bişürakâihim in kânû ṣâdiḳîn.

Yoksa onların ortakları mı var? Eğer doğru söyleyenler iseler o halde ortaklarını getirsinler.

42 29. cüz · 565. sayfa

يَوْمَ يُكْشَفُ عَن سَاقٍ وَيُدْعَوْنَ إِلَى ٱلسُّجُودِ فَلَا يَسْتَطِيعُونَ

yevme yükşefü `an sâḳiv veyüd`avne ile-ssücûdi felâ yesteṭî`ûn.

Baldırın açılacağı o günde onlar secde etmeye davet edilecekler. Fakat buna güç yetiremezler.

43 29. cüz · 566. sayfa

خَٰشِعَةً أَبْصَٰرُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌ وَقَدْ كَانُوا۟ يُدْعَوْنَ إِلَى ٱلسُّجُودِ وَهُمْ سَٰلِمُونَ

ḫâşi`aten ebṣâruhüm terheḳuhüm ẕilleh. veḳad kânû yüd`avne ile-ssücûdi vehüm sâlimûn.

Gözleri korku içinde, yüzlerini zillet bürümüştür. Oysa onlar, sağ salim iken secde etmeye çağrılmışlardı.

44 29. cüz · 566. sayfa

فَذَرْنِى وَمَن يُكَذِّبُ بِهَٰذَا ٱلْحَدِيثِ سَنَسْتَدْرِجُهُم مِّنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَ

feẕernî vemey yükeẕẕibü bihâẕe-lḥadîŝ. senestedricühüm min ḥayŝü lâ ya`lemûn.

Artık beni ve bu sözü yalanlayanları baş başa bırak. Biz onları bilmeyecekleri bir yerden derece derece azaba yaklaştıracağız.

45 29. cüz · 566. sayfa

وَأُمْلِى لَهُمْ إِنَّ كَيْدِى مَتِينٌ

veümlî lehüm. inne keydî metîn.

Onlara mühlet veriyorum. Çünkü benim tuzağım çok sağlamdır.

46 29. cüz · 566. sayfa

أَمْ تَسْـَٔلُهُمْ أَجْرًا فَهُم مِّن مَّغْرَمٍ مُّثْقَلُونَ

em tes'elühüm ecran fehüm mim magramim müŝḳalûn.

Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da onlar bu yüzden ağır bir borç yükü altına mı girmişlerdir?

47 29. cüz · 566. sayfa

أَمْ عِندَهُمُ ٱلْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ

em `indehümü-lgaybü fehüm yektübûn.

Yoksa gayb onların yanındadır da onlar mı yazıyorlar?

48 29. cüz · 566. sayfa

فَٱصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تَكُن كَصَاحِبِ ٱلْحُوتِ إِذْ نَادَىٰ وَهُوَ مَكْظُومٌ

faṣbir liḥukmi rabbike velâ tekün keṣâḥibi-lḥût. iẕ nâdâ vehüve mekżûm.

Rabbinin hükmünü sabırla bekle! Balık sahibi/Yunus gibi olma! Hani o, dertli bir sesle Rabbine seslenmişti.

49 29. cüz · 566. sayfa

لَّوْلَآ أَن تَدَٰرَكَهُۥ نِعْمَةٌ مِّن رَّبِّهِۦ لَنُبِذَ بِٱلْعَرَآءِ وَهُوَ مَذْمُومٌ

levlâ en tedârakehû ni`metüm mir rabbihî lenübiẕe bil`arâi vehüve meẕmûm.

Şayet Rabbinden ona bir nimet yetişmemiş olsaydı, o mutlaka kınanmış bir hâlde ıssız bir yere atılacaktı.

50 29. cüz · 566. sayfa

فَٱجْتَبَٰهُ رَبُّهُۥ فَجَعَلَهُۥ مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ

fectebâhü rabbühû fece`alehû mine-ṣṣâliḥîn.

Ancak Rabbi onu seçti ve onu salihlerden kıldı.

51 29. cüz · 566. sayfa

وَإِن يَكَادُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَيُزْلِقُونَكَ بِأَبْصَٰرِهِمْ لَمَّا سَمِعُوا۟ ٱلذِّكْرَ وَيَقُولُونَ إِنَّهُۥ لَمَجْنُونٌ

veiy yekâdü-lleẕîne keferû leyüzliḳûneke biebṣârihim lemmâ semi`ü-ẕẕikra veyeḳûlûne innehû lemecnûn.

Kâfirler, o zikri işittikleri vakit neredeyse seni gözleriyle devireceklerdi. “O, kesinlikle bir delidir.” diyorlardı.

52 29. cüz · 566. sayfa

وَمَا هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِّلْعَٰلَمِينَ

vemâ hüve illâ ẕikrul lil`âlemîn.

Oysa o (Kur'an) ancak alemler için bir öğüttür.

Hâkka Suresi

الحاقة
1 29. cüz · 566. sayfa

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ ٱلْحَآقَّةُ

elḥâḳḳah.

Gerçekleşecek olan kıyamet!

2 29. cüz · 566. sayfa

مَا ٱلْحَآقَّةُ

me-lḥâḳḳah.

Nedir o gerçekleşecek olan kıyamet?

3 29. cüz · 566. sayfa

وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا ٱلْحَآقَّةُ

vemâ edrâke me-lḥâḳḳah.

Gerçekleşecek olan kıyametin ne olduğunu sen ne bileceksin?

4 29. cüz · 566. sayfa

كَذَّبَتْ ثَمُودُ وَعَادٌۢ بِٱلْقَارِعَةِ

keẕẕebet ŝemûdü ve`âdüm bilḳâri`ah.

Semûd ve Âd kavimleri, yüreklerini hoplatacak olan büyük felaketi (kıyameti) yalanladılar.

5 29. cüz · 566. sayfa

فَأَمَّا ثَمُودُ فَأُهْلِكُوا۟ بِٱلطَّاغِيَةِ

feemmâ ŝemûdü feühlikû biṭṭâgiyeh.

Ama Semûd, şiddetli bir çığlık/ses ile helâk edilmişti.

6 29. cüz · 566. sayfa

وَأَمَّا عَادٌ فَأُهْلِكُوا۟ بِرِيحٍ صَرْصَرٍ عَاتِيَةٍ

veemmâ `âdün feühlikû birîḥin ṣarṣarin `âtiyeh.

Âd kavmine gelince, onlar da uğultulu ve dondurucu olan şiddetli bir rüzgârla helâk edildi.

7 29. cüz · 566. sayfa

سَخَّرَهَا عَلَيْهِمْ سَبْعَ لَيَالٍ وَثَمَٰنِيَةَ أَيَّامٍ حُسُومًا فَتَرَى ٱلْقَوْمَ فِيهَا صَرْعَىٰ كَأَنَّهُمْ أَعْجَازُ نَخْلٍ خَاوِيَةٍ

seḫḫarahâ `aleyhim seb`a leyâliv veŝemâniyete eyyâmin ḥusûmen fetere-lḳavme fîhâ ṣar`â keennehüm a`câzü naḫlin ḫâviyeh.

O rüzgârı onlara yedi gece ve sekiz gün peşpeşe musallat kıldı. O kavmi o süre içinde içleri boşalmış hurma kütükleri imişler gibi yere yıkılmış görürdün.

8 29. cüz · 566. sayfa

فَهَلْ تَرَىٰ لَهُم مِّنۢ بَاقِيَةٍ

fehel terâ lehüm mim bâḳiyeh.

Onlardan arta kalan bir şey görüyor musun?

9 29. cüz · 567. sayfa

وَجَآءَ فِرْعَوْنُ وَمَن قَبْلَهُۥ وَٱلْمُؤْتَفِكَٰتُ بِٱلْخَاطِئَةِ

vecâe fir`avnü vemen ḳablehû velmü'tefikâtü bilḫâṭieh.

Firavun da, ondan öncekiler de, altı üstüne gelen kasabalar halkı da hep hata işlediler.

10 29. cüz · 567. sayfa

فَعَصَوْا۟ رَسُولَ رَبِّهِمْ فَأَخَذَهُمْ أَخْذَةً رَّابِيَةً

fe`aṣav rasûle rabbihim feeḫaẕehüm aḫẕeter râbiyetâ.

Rablerinin elçisine isyan ettikleri için onları şiddetli bir yakalayışla yakaladı.

11 29. cüz · 567. sayfa

إِنَّا لَمَّا طَغَا ٱلْمَآءُ حَمَلْنَٰكُمْ فِى ٱلْجَارِيَةِ

innâ lemmâ ṭaga-lmâü ḥamelnâküm fi-lcâriyeh.

Doğrusu sular taştığı zaman sizi gemide biz taşımıştık.

12 29. cüz · 567. sayfa

لِنَجْعَلَهَا لَكُمْ تَذْكِرَةً وَتَعِيَهَآ أُذُنٌ وَٰعِيَةٌ

linec`alehâ leküm teẕkiratev vete`iyehâ üẕünüv vâ`iyeh.

Bunu sizin için bir öğüt kılalım ve anlayışlı kulaklar duysun diye.

13 29. cüz · 567. sayfa

فَإِذَا نُفِخَ فِى ٱلصُّورِ نَفْخَةٌ وَٰحِدَةٌ

feiẕâ nüfiḫa fi-ṣṣûri nefḫatüv vâḥideh.

Sûr’a tek bir üfürüşle üfürüldüğü zaman.

14 29. cüz · 567. sayfa

وَحُمِلَتِ ٱلْأَرْضُ وَٱلْجِبَالُ فَدُكَّتَا دَكَّةً وَٰحِدَةً

veḥumileti-l'arḍu velcibâlü fedükketâ dekketev vâḥidetâ.

Yeryüzü ve dağlar kaldırılıp, tek çarpışla çarpılıp darmadağın edildiği zaman.

15 29. cüz · 567. sayfa

فَيَوْمَئِذٍ وَقَعَتِ ٱلْوَاقِعَةُ

feyevmeiẕiv veḳa`ati-lvâḳi`ah.

İşte o gün olacak olmuştur.

16 29. cüz · 567. sayfa

وَٱنشَقَّتِ ٱلسَّمَآءُ فَهِىَ يَوْمَئِذٍ وَاهِيَةٌ

venşeḳḳati-ssemâü fehiye yevmeiẕiv vâhiyeh.

Gökyüzü yarılır ve artık o gün zayıf ve güçsüzdür.

17 29. cüz · 567. sayfa

وَٱلْمَلَكُ عَلَىٰٓ أَرْجَآئِهَا وَيَحْمِلُ عَرْشَ رَبِّكَ فَوْقَهُمْ يَوْمَئِذٍ ثَمَٰنِيَةٌ

velmelekü `alâ ercâihâ. veyaḥmilü `arşe rabbike fevḳahüm yevmeiẕin ŝemâniyeh.

Melekler, onun (göğün) etrafındadır. O gün Rabbinin arşını, bunların da üstünde sekiz (melek) yüklenir.

18 29. cüz · 567. sayfa

يَوْمَئِذٍ تُعْرَضُونَ لَا تَخْفَىٰ مِنكُمْ خَافِيَةٌ

yevmeiẕin tü`raḍûne lâ taḫfâ minküm ḫâfiyeh.

Siz o gün (hesap için) arz olunursunuz da hiçbir sırrınız gizli kalmaz.

19 29. cüz · 567. sayfa

فَأَمَّا مَنْ أُوتِىَ كِتَٰبَهُۥ بِيَمِينِهِۦ فَيَقُولُ هَآؤُمُ ٱقْرَءُوا۟ كِتَٰبِيَهْ

feemmâ men ûtiye kitâbehû biyemînihî feyeḳûlü hâümu-ḳraû kitâbiyeh.

İşte o vakit, kitabı kendisine sağından verilen kimse der ki: “Gelin, kitabımı okuyun!”

20 29. cüz · 567. sayfa

إِنِّى ظَنَنتُ أَنِّى مُلَٰقٍ حِسَابِيَهْ

innî żanentü ennî mülâḳin ḥisâbiyeh.

"Ben, zaten kesinlikle böyle bir hesapla karşılaşacağımı biliyordum." der.

21 29. cüz · 567. sayfa

فَهُوَ فِى عِيشَةٍ رَّاضِيَةٍ

fehüve fî `îşetir râḍiyeh.

Artık o hoşnut olduğu bir yaşayıştadır.

22 29. cüz · 567. sayfa

فِى جَنَّةٍ عَالِيَةٍ

fî cennetin `âliyeh.

Yüksek bir Cennet'tedir.

23 29. cüz · 567. sayfa

قُطُوفُهَا دَانِيَةٌ

ḳuṭûfühâ dâniyeh.

Meyveleri çok yakındır.

24 29. cüz · 567. sayfa

كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَآ أَسْلَفْتُمْ فِى ٱلْأَيَّامِ ٱلْخَالِيَةِ

külû veşrabû henîem bimâ esleftüm fi-l'eyyâmi-lḫâliyeh.

Yiyin, için; afiyet olsun. Bu, geçmiş günlerde yaptıklarınızın sebebiyle (size bahşedilmiştir.)

25 29. cüz · 567. sayfa

وَأَمَّا مَنْ أُوتِىَ كِتَٰبَهُۥ بِشِمَالِهِۦ فَيَقُولُ يَٰلَيْتَنِى لَمْ أُوتَ كِتَٰبِيَهْ

veemmâ men ûtiye kitâbehû bişimâlihî feyeḳûlü yâ leytenî lem ûte kitâbiyeh.

Kitabı solundan verilen kimseler ise şöyle der: “Eyvah! Keşke kitabım verilmeseydi.''

26 29. cüz · 567. sayfa

وَلَمْ أَدْرِ مَا حِسَابِيَهْ

velem edri mâ ḥisâbiyeh.

"Hesabımın ne olduğunu hiç bilmeseydim."

27 29. cüz · 567. sayfa

يَٰلَيْتَهَا كَانَتِ ٱلْقَاضِيَةَ

yâ leytehâ kâneti-lḳâḍiyeh.

"Keşke (ölüm işimi) bitirmiş olsaydı!"

28 29. cüz · 567. sayfa

مَآ أَغْنَىٰ عَنِّى مَالِيَهْ

mâ agnâ `annî mâliyeh.

"Malım da bana bir fayda vermedi."

29 29. cüz · 567. sayfa

هَلَكَ عَنِّى سُلْطَٰنِيَهْ

heleke `annî sülṭâniyeh.

"Saltanatım yok olup gitti."

30 29. cüz · 567. sayfa

خُذُوهُ فَغُلُّوهُ

ḫuẕûhü fegullûh.

Onu yakalayın da (ellerini boynuna) bağlayın.

31 29. cüz · 567. sayfa

ثُمَّ ٱلْجَحِيمَ صَلُّوهُ

ŝümme-lceḥîme ṣallûh.

Sonra da Cehennem'e atın!

32 29. cüz · 567. sayfa

ثُمَّ فِى سِلْسِلَةٍ ذَرْعُهَا سَبْعُونَ ذِرَاعًا فَٱسْلُكُوهُ

ŝümme fî silsiletin ẕer`uhâ seb`ûne ẕirâ`an feslükûh.

Ardından da onu yetmiş arşın boyundaki bir zincire vurup sürükleyin!

33 29. cüz · 567. sayfa

إِنَّهُۥ كَانَ لَا يُؤْمِنُ بِٱللَّهِ ٱلْعَظِيمِ

innehû kâne lâ yü'minü billâhi-l`ażîm.

Çünkü o, Yüce Allah’a iman etmiyordu.

34 29. cüz · 567. sayfa

وَلَا يَحُضُّ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلْمِسْكِينِ

velâ yeḥuḍḍu `alâ ṭa`âmi-lmiskîn.

Yoksulu yedirmeye teşvik etmiyordu.

35 29. cüz · 568. sayfa

فَلَيْسَ لَهُ ٱلْيَوْمَ هَٰهُنَا حَمِيمٌ

feleyse lehü-lyevme hâhünâ ḥamîm.

Bugün onun için burada bir can yoldaşı da yoktur.

36 29. cüz · 568. sayfa

وَلَا طَعَامٌ إِلَّا مِنْ غِسْلِينٍ

velâ ṭa`âmün illâ min gislîn.

İrinden başka hiçbir yiyecek de yoktur.

37 29. cüz · 568. sayfa

لَّا يَأْكُلُهُۥٓ إِلَّا ٱلْخَٰطِـُٔونَ

lâ ye'külühû ille-lḫâṭiûn.

O yemeği günahkârlardan başkası yemez.

38 29. cüz · 568. sayfa

فَلَآ أُقْسِمُ بِمَا تُبْصِرُونَ

felâ uḳsimü bimâ tübṣirûn.

Yemin ederim gördüklerinize.

39 29. cüz · 568. sayfa

وَمَا لَا تُبْصِرُونَ

vemâ lâ tübṣirûn.

Görmediklerinize de…

40 29. cüz · 568. sayfa

إِنَّهُۥ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ

innehû leḳavlü rasûlin kerîm.

Şüphesiz o, çok değerli bir elçinin sözüdür.

41 29. cüz · 568. sayfa

وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَاعِرٍ قَلِيلًا مَّا تُؤْمِنُونَ

vemâ hüve biḳavli şâ`ir. ḳalîlem mâ tü'minûn.

O, bir şair sözü değildir. Ne kadar da az iman ediyorsunuz!

42 29. cüz · 568. sayfa

وَلَا بِقَوْلِ كَاهِنٍ قَلِيلًا مَّا تَذَكَّرُونَ

velâ biḳavli kâhin. ḳalîlem mâ teẕekkerûn.

O, bir kâhin sözü de değildir. Ne de az düşünüyorsunuz!

43 29. cüz · 568. sayfa

تَنزِيلٌ مِّن رَّبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

tenzîlüm mir rabbi-l`âlemîn.

Âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.

44 29. cüz · 568. sayfa

وَلَوْ تَقَوَّلَ عَلَيْنَا بَعْضَ ٱلْأَقَاوِيلِ

velev teḳavvele `aleynâ ba`ḍa-l'eḳâvîl.

Eğer Peygamber bizim adımıza bazı sözler uydurmuş olsaydı;

45 29. cüz · 568. sayfa

لَأَخَذْنَا مِنْهُ بِٱلْيَمِينِ

leeḫaẕnâ minhü bilyemîn.

Elbette onu sağ tarafından kıskıvrak yakalardık.

46 29. cüz · 568. sayfa

ثُمَّ لَقَطَعْنَا مِنْهُ ٱلْوَتِينَ

ŝümme leḳaṭa`nâ minhü-lvetîn.

Sonra da onun can damarını kopartırdık.

47 29. cüz · 568. sayfa

فَمَا مِنكُم مِّنْ أَحَدٍ عَنْهُ حَٰجِزِينَ

femâ minküm min eḥadin `anhü ḥâcizîn.

Sizden hiç kimse de buna engel olamazdı.

48 29. cüz · 568. sayfa

وَإِنَّهُۥ لَتَذْكِرَةٌ لِّلْمُتَّقِينَ

veinnehû leteẕkiratül lilmütteḳîn.

Şüphesiz o, takva sahipleri için bir öğüttür.

49 29. cüz · 568. sayfa

وَإِنَّا لَنَعْلَمُ أَنَّ مِنكُم مُّكَذِّبِينَ

veinnâ lena`lemü enne minküm mükeẕẕibîn.

Elbette biz, biliyoruz ki içinizden yalanlayanlar vardır.

50 29. cüz · 568. sayfa

وَإِنَّهُۥ لَحَسْرَةٌ عَلَى ٱلْكَٰفِرِينَ

veinnehû leḥasratün `ale-lkâfirîn.

Şüphesiz ki o kâfirler için bir pişmanlıktır.

51 29. cüz · 568. sayfa

وَإِنَّهُۥ لَحَقُّ ٱلْيَقِينِ

veinnehû leḥaḳḳu-lyeḳîn.

Ve şüphesiz o, kesin bir gerçektir.

52 29. cüz · 568. sayfa

فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ

fesebbiḥ bismi rabbike-l`ażîm.

O halde sen, Yüce Rabbinin adını tesbih et!

Meâric Suresi

المعارج
1 29. cüz · 568. sayfa

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ سَأَلَ سَآئِلٌۢ بِعَذَابٍ وَاقِعٍ

seele sâilüm bi`aẕâbiv vâḳi`.

İsteyen kimse inecek olan azabı istedi.

2 29. cüz · 568. sayfa

لِّلْكَٰفِرِينَ لَيْسَ لَهُۥ دَافِعٌ

lilkâfirîne leyse lehû dâfi`.

Kâfirler için onu (azabı) önleyecek hiç kimse yoktur.

3 29. cüz · 568. sayfa

مِّنَ ٱللَّهِ ذِى ٱلْمَعَارِجِ

mine-llâhi ẕi-lme`âric.

(O azap) Yüksek dereceler sahibi olan Allah tarafındandır.

4 29. cüz · 568. sayfa

تَعْرُجُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ وَٱلرُّوحُ إِلَيْهِ فِى يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُۥ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ

ta`rucü-lmelâiketü verrûḥu ileyhi fî yevmin kâne miḳdâruhû ḫamsîne elfe seneh.

Melekler ve Ruh (Cebrâîl) ona süresi elli bin yıl olan bir günde yükselir.

5 29. cüz · 568. sayfa

فَٱصْبِرْ صَبْرًا جَمِيلًا

faṣbir ṣabran cemîlâ.

Öyleyse sen de güzel bir sabırla sabret!

6 29. cüz · 568. sayfa

إِنَّهُمْ يَرَوْنَهُۥ بَعِيدًا

innehüm yeravnehû be`îdâ.

Doğrusu onlar, o günü çok uzak görüyorlar.

7 29. cüz · 568. sayfa

وَنَرَىٰهُ قَرِيبًا

venerâhü ḳarîbâ.

Oysa biz onu çok yakın görüyoruz.

8 29. cüz · 568. sayfa

يَوْمَ تَكُونُ ٱلسَّمَآءُ كَٱلْمُهْلِ

yevme tekûnü-ssemâü kelmühl.

O gün, gökyüzü erimiş yağ/maden (tortusu) gibi olur.

9 29. cüz · 568. sayfa

وَتَكُونُ ٱلْجِبَالُ كَٱلْعِهْنِ

vetekûnü-lcibâlü kel`ihn.

Dağlar ise saçılmış yünler gibi olacaktır.

10 29. cüz · 568. sayfa

وَلَا يَسْـَٔلُ حَمِيمٌ حَمِيمًا

velâ yes'elü ḥamîmün ḥamîmâ.

Hiçbir yakın dost bir yakınını sormaz bile.

11 29. cüz · 569. sayfa

يُبَصَّرُونَهُمْ يَوَدُّ ٱلْمُجْرِمُ لَوْ يَفْتَدِى مِنْ عَذَابِ يَوْمِئِذٍۭ بِبَنِيهِ

yübeṣṣarûnehüm. yeveddü-lmücrimü lev yeftedî min `aẕâbi yevmiiẕim bibenîh.

Onlar birbirlerine gösterilirler. Günahkâr kimse, o günün azabından (kurtuluş için) oğullarını fidye olarak vermek ister.

12 29. cüz · 569. sayfa

وَصَٰحِبَتِهِۦ وَأَخِيهِ

veṣâḥibetihî veeḫîh.

Eşini ve kardeşini.

13 29. cüz · 569. sayfa

وَفَصِيلَتِهِ ٱلَّتِى تُـْٔوِيهِ

vefeṣîletihi-lletî tü'vîh.

Kendisini barındıran sülalesini.

14 29. cüz · 569. sayfa

وَمَن فِى ٱلْأَرْضِ جَمِيعًا ثُمَّ يُنجِيهِ

vemen fi-l'arḍi cemî`an ŝümme yüncîh.

Yeryüzünde olanların hepsini de. Sonra (ister ki) kendini kurtarsın.

15 29. cüz · 569. sayfa

كَلَّآ إِنَّهَا لَظَىٰ

kellâ. innehâ leżâ.

Asla! Çünkü o alevli bir ateştir.

16 29. cüz · 569. sayfa

نَزَّاعَةً لِّلشَّوَىٰ

nezzâ`atel lişşevâ.

Deriyi yakıp kavurur.

17 29. cüz · 569. sayfa

تَدْعُوا۟ مَنْ أَدْبَرَ وَتَوَلَّىٰ

ted`û men edbera vetevellâ.

(Hakka) Arkasını dönüp yüz çevireni çağırır.

18 29. cüz · 569. sayfa

وَجَمَعَ فَأَوْعَىٰٓ

veceme`a feev`â.

Mal toplayıp biriktireni.

19 29. cüz · 569. sayfa

إِنَّ ٱلْإِنسَٰنَ خُلِقَ هَلُوعًا

inne-l'insâne ḫuliḳa helû`â.

İnsan, çok hırslı olarak yaratılmıştır.

20 29. cüz · 569. sayfa

إِذَا مَسَّهُ ٱلشَّرُّ جَزُوعًا

iẕâ messehü-şşerru cezû`â.

Kendisine fenalık dokunduğunda sızlanır, feryat eder.

21 29. cüz · 569. sayfa

وَإِذَا مَسَّهُ ٱلْخَيْرُ مَنُوعًا

veiẕâ messehü-lḫayru menû`â.

Ona bir iyilik dokununca da cimrilik eder.

22 29. cüz · 569. sayfa

إِلَّا ٱلْمُصَلِّينَ

ille-lmüṣallîn.

Ancak namaz kılanlar müstesna.

23 29. cüz · 569. sayfa

ٱلَّذِينَ هُمْ عَلَىٰ صَلَاتِهِمْ دَآئِمُونَ

elleẕîne hüm `alâ ṣalâtihim dâimûn.

Onlar ki, namazlarını devamlı kılarlar.

24 29. cüz · 569. sayfa

وَٱلَّذِينَ فِىٓ أَمْوَٰلِهِمْ حَقٌّ مَّعْلُومٌ

velleẕîne fî emvâlihim ḥaḳḳum ma`lûm.

Onların mallarında belli bir hak vardır.

25 29. cüz · 569. sayfa

لِّلسَّآئِلِ وَٱلْمَحْرُومِ

lissâili velmaḥrûm.

İsteyene ve (istemekten utanıp) mahrum kalana.

26 29. cüz · 569. sayfa

وَٱلَّذِينَ يُصَدِّقُونَ بِيَوْمِ ٱلدِّينِ

velleẕîne yüṣaddiḳûne biyevmi-ddîn.

Onlar hesap gününü tasdik ederler.

27 29. cüz · 569. sayfa

وَٱلَّذِينَ هُم مِّنْ عَذَابِ رَبِّهِم مُّشْفِقُونَ

velleẕîne hüm min `aẕâbi rabbihim müşfiḳûn.

Onlar Rablerinin azabından korkarlar.

28 29. cüz · 569. sayfa

إِنَّ عَذَابَ رَبِّهِمْ غَيْرُ مَأْمُونٍ

inne `aẕâbe rabbihim gayru me'mûn.

Gerçekten Rablerinin azabından güvende olunmaz.

29 29. cüz · 569. sayfa

وَٱلَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَٰفِظُونَ

velleẕîne hüm lifürûcihim ḥâfiżûn.

Onlar, mahrem yerlerini/ırzlarını koruyan kimselerdir.

30 29. cüz · 569. sayfa

إِلَّا عَلَىٰٓ أَزْوَٰجِهِمْ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَٰنُهُمْ فَإِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومِينَ

illâ `alâ ezvâcihim ev mâ meleket eymânühüm feinnehüm gayru melûmîn.

Ancak eşlerine ve sahip oldukları cariyelerine karşı müstesna. Çünkü onlar (bundan dolayı) kınanmazlar.

31 29. cüz · 569. sayfa

فَمَنِ ٱبْتَغَىٰ وَرَآءَ ذَٰلِكَ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْعَادُونَ

femeni-btegâ verâe ẕâlike feülâike hümü-l`âdûn.

Bundan ötesini arayanlar, işte onlar haddi aşmış olanlardır.

32 29. cüz · 569. sayfa

وَٱلَّذِينَ هُمْ لِأَمَٰنَٰتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَٰعُونَ

velleẕîne hüm liemânâtihim ve`ahdihim râ`ûn.

Onlar, emanetlerine ve verdikleri sözlere riayet ederler.

33 29. cüz · 569. sayfa

وَٱلَّذِينَ هُم بِشَهَٰدَٰتِهِمْ قَآئِمُونَ

velleẕîne hüm bişehâdetihim ḳâimûn.

Onlar, şahitliklerini (gerektiği gibi) yerine getirirler.

34 29. cüz · 569. sayfa

وَٱلَّذِينَ هُمْ عَلَىٰ صَلَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ

velleẕîne hüm `alâ ṣalâtihim yüḥâfiżûn.

Onlar namazlarını aksatmadan gereği gibi kılarlar.

35 29. cüz · 569. sayfa

أُو۟لَٰٓئِكَ فِى جَنَّٰتٍ مُّكْرَمُونَ

ülâike fî cennâtim mükramûn.

İşte onlar, Cennetler'de ağırlanacaklardır.

36 29. cüz · 569. sayfa

فَمَالِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ قِبَلَكَ مُهْطِعِينَ

femâ lilleẕîne keferû ḳibeleke mühti`în.

O kâfirlere ne oluyor ki, sana doğru koşuyorlar?

37 29. cüz · 569. sayfa

عَنِ ٱلْيَمِينِ وَعَنِ ٱلشِّمَالِ عِزِينَ

`ani-lyemîni ve`ani-şşimâli `izîn.

Sağdan soldan, bölük bölük.

38 29. cüz · 569. sayfa

أَيَطْمَعُ كُلُّ ٱمْرِئٍ مِّنْهُمْ أَن يُدْخَلَ جَنَّةَ نَعِيمٍ

eyaṭme`u küllü-mriim minhüm ey yüdḫale cennete ne`îm.

Yoksa onların her biri Nâim Cennet'ine konulacağını mı umuyor?

39 29. cüz · 569. sayfa

كَلَّآ إِنَّا خَلَقْنَٰهُم مِّمَّا يَعْلَمُونَ

kellâ. innâ ḫalaḳnâhüm mimmâ ya`lemûn.

Asla! Biz onları bildikleri o şeyden yarattık.

40 29. cüz · 570. sayfa

فَلَآ أُقْسِمُ بِرَبِّ ٱلْمَشَٰرِقِ وَٱلْمَغَٰرِبِ إِنَّا لَقَٰدِرُونَ

felâ uḳsimü birabbi-lmeşâriḳi velmegâribi innâ leḳâdirûn.

Hayır, doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki mutlaka biz güç yetirenleriz.

41 29. cüz · 570. sayfa

عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ خَيْرًا مِّنْهُمْ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ

`alâ en nübeddile ḫayram minhüm vemâ naḥnü bimesbûḳîn.

Onların yerlerine kendilerinden daha hayırlılarını getirmeye. Ve bizim önümüze geçilemez.

42 29. cüz · 570. sayfa

فَذَرْهُمْ يَخُوضُوا۟ وَيَلْعَبُوا۟ حَتَّىٰ يُلَٰقُوا۟ يَوْمَهُمُ ٱلَّذِى يُوعَدُونَ

feẕerhüm yeḫûḍû veyel`abû ḥattâ yülâḳû yevmehümü-lleẕî yû`adûn.

Bırak onları; kendilerine söz verilen gün gelinceye kadar dalıp oynasınlar!

43 29. cüz · 570. sayfa

يَوْمَ يَخْرُجُونَ مِنَ ٱلْأَجْدَاثِ سِرَاعًا كَأَنَّهُمْ إِلَىٰ نُصُبٍ يُوفِضُونَ

yevme yaḫrucûne mine-l'ecdâŝi sirâ`an keennehüm ilâ nüṣubiy yûfiḍûn.

O gün onlar sanki dikilmiş putlara süratle gidiyorlarmış gibi kabirlerinden hızlıca çıkarlar.

44 29. cüz · 570. sayfa

خَٰشِعَةً أَبْصَٰرُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌ ذَٰلِكَ ٱلْيَوْمُ ٱلَّذِى كَانُوا۟ يُوعَدُونَ

ḫâşi`aten ebṣâruhüm terheḳuhüm ẕilleh. ẕâlike-lyevmü-lleẕî kânû yû`adûn.

Gözleri yere yıkılmış, (yüzlerini) zillet bürümüştür. İşte bu, onlara söz verilen gündür!

1 29. cüz · 570. sayfa

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ إِنَّآ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَىٰ قَوْمِهِۦٓ أَنْ أَنذِرْ قَوْمَكَ مِن قَبْلِ أَن يَأْتِيَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ

innâ erselnâ nûḥan ilâ ḳavmihî en enẕir ḳavmeke min ḳabli ey ye'tiyehüm `aẕâbün elîm.

Şüphesiz biz Nûh’u kavmine; “Kendilerine elem dolu bir azap gelmeden önce kavmini uyar!” diye gönderdik.

2 29. cüz · 570. sayfa

قَالَ يَٰقَوْمِ إِنِّى لَكُمْ نَذِيرٌ مُّبِينٌ

ḳâle yâ ḳavmi innî leküm neẕîrum mübîn.

Dedi ki: "Ey kavmim! Ben, sizin için açık bir uyarıcıyım.''

3 29. cüz · 570. sayfa

أَنِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ وَٱتَّقُوهُ وَأَطِيعُونِ

eni-`büdü-llâhe vetteḳûhü veeṭî`ûn.

"Allah’a ibadet edin, ondan sakının ve bana itaat edin.''

4 29. cüz · 570. sayfa

يَغْفِرْ لَكُم مِّن ذُنُوبِكُمْ وَيُؤَخِّرْكُمْ إِلَىٰٓ أَجَلٍ مُّسَمًّى إِنَّ أَجَلَ ٱللَّهِ إِذَا جَآءَ لَا يُؤَخَّرُ لَوْ كُنتُمْ تَعْلَمُونَ

yagfir leküm min ẕünûbiküm veyüeḫḫirküm ilâ ecelim müsemmâ. inne ecele-llâhi iẕâ câe lâ yü'eḫḫar. lev küntüm ta`lemûn.

Ta ki günahlarımızdan bir kısmını mağfiret buyursun ve sizi belli bir süreye kadar geciktirsin. Şüphesiz ki Allah’ın takdir ettiği vakit geldi mi geri bırakılmaz. Keşke bilseydiniz.

5 29. cüz · 570. sayfa

قَالَ رَبِّ إِنِّى دَعَوْتُ قَوْمِى لَيْلًا وَنَهَارًا

ḳâle rabbi innî de`avtü ḳavmî leylev venehârâ.

Dedi ki: “Rabbim! Ben kavmimi gece gündüz davet ettim.''

6 29. cüz · 570. sayfa

فَلَمْ يَزِدْهُمْ دُعَآءِىٓ إِلَّا فِرَارًا

felem yezidhüm dü`âî illâ firârâ.

"Davetim onların kaçmasından başka bir şeyi artırmadı."

7 29. cüz · 570. sayfa

وَإِنِّى كُلَّمَا دَعَوْتُهُمْ لِتَغْفِرَ لَهُمْ جَعَلُوٓا۟ أَصَٰبِعَهُمْ فِىٓ ءَاذَانِهِمْ وَٱسْتَغْشَوْا۟ ثِيَابَهُمْ وَأَصَرُّوا۟ وَٱسْتَكْبَرُوا۟ ٱسْتِكْبَارًا

veinnî küllemâ de`avtühüm litagfira lehüm ce`alû eṣâbi`ahüm fî âẕânihim vestagşev ŝiyâbehüm veeṣarru vestekberü-stikbârâ.

Doğrusu ben onları bağışlaman için her davet edişimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar, örtülerini başlarına çektiler, direttiler ve kibirlendikçe kibirlendiler.

8 29. cüz · 570. sayfa

ثُمَّ إِنِّى دَعَوْتُهُمْ جِهَارًا

ŝümme innî de`avtühüm cihârâ.

Sonra, ben onları açıktan açığa davet ettim.

9 29. cüz · 570. sayfa

ثُمَّ إِنِّىٓ أَعْلَنتُ لَهُمْ وَأَسْرَرْتُ لَهُمْ إِسْرَارًا

ŝümme innî a`lentü lehüm veesrartü lehüm isrârâ.

Sonra onları açıktan açığa da, gizli gizli de davet ettim.

10 29. cüz · 570. sayfa

فَقُلْتُ ٱسْتَغْفِرُوا۟ رَبَّكُمْ إِنَّهُۥ كَانَ غَفَّارًا

feḳultü-stagfirû rabbeküm innehû kâne gaffârâ.

Onlara dedim ki: "Rabbinizden bağışlanma dileyin. Çünkü O, çok bağışlayıcıdır.''

11 29. cüz · 571. sayfa

يُرْسِلِ ٱلسَّمَآءَ عَلَيْكُم مِّدْرَارًا

yürsili-ssemâe `aleyküm midrârâ.

Gökten size bol bol yağmur yağdırsın.

12 29. cüz · 571. sayfa

وَيُمْدِدْكُم بِأَمْوَٰلٍ وَبَنِينَ وَيَجْعَل لَّكُمْ جَنَّٰتٍ وَيَجْعَل لَّكُمْ أَنْهَٰرًا

veyümdidküm biemvâliv vebenîne veyec`al leküm cennâtiv veyec`al leküm enhârâ.

Sizi, mallar ve oğullarla desteklesin; sizin için bahçeler var etsin, ırmaklar akıtsın.

13 29. cüz · 571. sayfa

مَّا لَكُمْ لَا تَرْجُونَ لِلَّهِ وَقَارًا

mâ leküm lâ tercûne lillâhi veḳârâ.

Size ne oluyor da Allah için bir vakar (saygınlık, büyüklük) ummuyorsunuz?

14 29. cüz · 571. sayfa

وَقَدْ خَلَقَكُمْ أَطْوَارًا

veḳad ḫaleḳaküm aṭvârâ.

Oysa O, sizi aşamalar halinde yarattı.

15 29. cüz · 571. sayfa

أَلَمْ تَرَوْا۟ كَيْفَ خَلَقَ ٱللَّهُ سَبْعَ سَمَٰوَٰتٍ طِبَاقًا

elem terav keyfe ḫaleḳa-llâhü seb`a semâvâtin ṭibâḳâ.

Allah’ın yedi göğü kat kat nasıl yarattığını görmüyor musunuz?

16 29. cüz · 571. sayfa

وَجَعَلَ ٱلْقَمَرَ فِيهِنَّ نُورًا وَجَعَلَ ٱلشَّمْسَ سِرَاجًا

vece`ale-lḳamera fîhinne nûrav vece`ale-şşemse sirâcâ.

Onların içinde Ay’a bir ışık vermiş, Güneş'i de bir kandil yapmıştır.

17 29. cüz · 571. sayfa

وَٱللَّهُ أَنۢبَتَكُم مِّنَ ٱلْأَرْضِ نَبَاتًا

vellâhü embeteküm mine-l'arḍi nebâtâ.

Allah sizi bir bitki gibi topraktan bitirmiştir.

18 29. cüz · 571. sayfa

ثُمَّ يُعِيدُكُمْ فِيهَا وَيُخْرِجُكُمْ إِخْرَاجًا

ŝümme yü`îdüküm fîhâ veyuḫricüküm iḫrâcâ.

Sonra sizi oraya geri döndürecek ve tekrar oradan çıkaracaktır.

19 29. cüz · 571. sayfa

وَٱللَّهُ جَعَلَ لَكُمُ ٱلْأَرْضَ بِسَاطًا

vellâhü ce`ale lekümü-l'arḍa bisâṭâ.

Allah sizin için yeryüzünü bir döşek kıldı.

20 29. cüz · 571. sayfa

لِّتَسْلُكُوا۟ مِنْهَا سُبُلًا فِجَاجًا

liteslükû minhâ sübülen ficâcâ.

Geniş yollarında gezip dolaşmanız için.

21 29. cüz · 571. sayfa

قَالَ نُوحٌ رَّبِّ إِنَّهُمْ عَصَوْنِى وَٱتَّبَعُوا۟ مَن لَّمْ يَزِدْهُ مَالُهُۥ وَوَلَدُهُۥٓ إِلَّا خَسَارًا

ḳâle nûḥur rabbi innehüm `aṣavnî vettebe`û mel lem yezidhü mâlühû veveledühû illâ ḫasârâ.

Nûh: "Rabbim! Onlar bana isyan ettiler. Malı ve evladı kendisine hüsrandan başka bir şey artırmayan kimseye uyup, tabi oldular." dedi.

22 29. cüz · 571. sayfa

وَمَكَرُوا۟ مَكْرًا كُبَّارًا

vemekerû mekran kübbârâ.

"Ve büyük bir tuzak kurdular.''

23 29. cüz · 571. sayfa

وَقَالُوا۟ لَا تَذَرُنَّ ءَالِهَتَكُمْ وَلَا تَذَرُنَّ وَدًّا وَلَا سُوَاعًا وَلَا يَغُوثَ وَيَعُوقَ وَنَسْرًا

veḳâlû lâ teẕerunne âliheteküm velâ teẕerunne veddev velâ süvâ`av velâ yegûŝe veye`ûḳa venesrâ.

Ve; "Sakın ilahlarınızı bırakmayın! Sakın Ved’i, Suvâ’yı, Yeğûs’u, Yeûk’u ve Nesr’i bırakmayın!" dediler.

24 29. cüz · 571. sayfa

وَقَدْ أَضَلُّوا۟ كَثِيرًا وَلَا تَزِدِ ٱلظَّٰلِمِينَ إِلَّا ضَلَٰلًا

veḳad eḍallû keŝîrâ. velâ tezidi-żżâlimîne illâ ḍalâlâ.

Birçoklarını saptırdılar. Sen de o zalimlerin sapıklıklarından başka bir şeylerini artırma.

25 29. cüz · 571. sayfa

مِّمَّا خَطِيٓـَٰٔتِهِمْ أُغْرِقُوا۟ فَأُدْخِلُوا۟ نَارًا فَلَمْ يَجِدُوا۟ لَهُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ أَنصَارًا

mimmâ ḫaṭîâtihim ugriḳû feüdḫilû nâran felem yecidû lehüm min dûni-llâhi enṣârâ.

Günahlarından dolayı suda boğuldular ve ateşe atıldılar. Kendilerine Allah dışında bir yardımcı da bulamadılar.

26 29. cüz · 571. sayfa

وَقَالَ نُوحٌ رَّبِّ لَا تَذَرْ عَلَى ٱلْأَرْضِ مِنَ ٱلْكَٰفِرِينَ دَيَّارًا

veḳâle nûḥur rabbi lâ teẕer `ale-l'arḍi mine-lkâfirîne deyyârâ.

Nûh dedi ki: "Rabbim! Yeryüzünde dolaşan tek bir kâfir bile bırakma!''

27 29. cüz · 571. sayfa

إِنَّكَ إِن تَذَرْهُمْ يُضِلُّوا۟ عِبَادَكَ وَلَا يَلِدُوٓا۟ إِلَّا فَاجِرًا كَفَّارًا

inneke in teẕerhüm yüḍillû `ibâdeke velâ yelidû illâ fâciran keffârâ.

"Eğer onları bırakırsan, senin kullarını yoldan çıkarırlar ve yalnızca ahlâksız, kâfir insanlar dünyaya getirirler."

28 29. cüz · 571. sayfa

رَّبِّ ٱغْفِرْ لِى وَلِوَٰلِدَىَّ وَلِمَن دَخَلَ بَيْتِىَ مُؤْمِنًا وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَٱلْمُؤْمِنَٰتِ وَلَا تَزِدِ ٱلظَّٰلِمِينَ إِلَّا تَبَارًۢا

rabbi-gfir lî velivâlideyye velimen deḫale beytiye mü'minev velilmü'minîne velmü'minât. velâ tezidi-żżâlimîne illâ tebârâ.

"Rabbim! Beni bağışla! Anamı, babamı ve iman ederek evime giren erkek ve kadın Mü'minleri de. Zalimlerin de ancak helâkini arttır."

Cin Suresi

الجن
1 29. cüz · 572. sayfa

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ قُلْ أُوحِىَ إِلَىَّ أَنَّهُ ٱسْتَمَعَ نَفَرٌ مِّنَ ٱلْجِنِّ فَقَالُوٓا۟ إِنَّا سَمِعْنَا قُرْءَانًا عَجَبًا

ḳul ûḥiye ileyye ennehü-steme`a neferum mine-lcinni feḳâlû innâ semi`nâ ḳur'ânen `acebâ.

De ki: "Cinlerden bir topluluğun dinleyip şöyle dediği bana vahyedildi: Biz, hayrete düşüren Kur'an dinledik."

2 29. cüz · 572. sayfa

يَهْدِىٓ إِلَى ٱلرُّشْدِ فَـَٔامَنَّا بِهِۦ وَلَن نُّشْرِكَ بِرَبِّنَآ أَحَدًا

yehdî ile-rruşdi feâmennâ bih. velen nüşrike birabbinâ eḥadâ.

Doğru yola hidayet ediyor, biz ona iman ettik. Rabbimize hiç kimseyi ortak tutmayacağız.

3 29. cüz · 572. sayfa

وَأَنَّهُۥ تَعَٰلَىٰ جَدُّ رَبِّنَا مَا ٱتَّخَذَ صَٰحِبَةً وَلَا وَلَدًا

veennehû te`âlâ ceddü rabbinâ me-tteḫaẕe ṣâḥibetev velâ veledâ.

Rabbimizin azameti çok yücedir. O, eş ve çocuk edinmemiştir.

4 29. cüz · 572. sayfa

وَأَنَّهُۥ كَانَ يَقُولُ سَفِيهُنَا عَلَى ٱللَّهِ شَطَطًا

veennehû kâne yeḳûlü sefîhünâ `ale-llâhi şeṭaṭâ.

Doğrusu bizim beyinsiz olanımız (İblis), Allah hakkında pek aşırı yalanlar uyduruyormuş.

5 29. cüz · 572. sayfa

وَأَنَّا ظَنَنَّآ أَن لَّن تَقُولَ ٱلْإِنسُ وَٱلْجِنُّ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًا

veennâ żanennâ el len teḳûle-l'insü velcinnü `ale-llâhi keẕibâ.

“Biz, insanların ve cinlerin Allah hakkında yalan söylemeyeceklerini zannederdik."

6 29. cüz · 572. sayfa

وَأَنَّهُۥ كَانَ رِجَالٌ مِّنَ ٱلْإِنسِ يَعُوذُونَ بِرِجَالٍ مِّنَ ٱلْجِنِّ فَزَادُوهُمْ رَهَقًا

veennehû kâne ricâlüm mine-l'insi ye`ûẕûne biricâlim mine-lcinni fezâdûhüm raheḳâ.

Şu da gerçek ki, insanlardan bazı kimseler cinlerden bazı kimselere sığınırlardı da onların taşkınlıklarını arttırırlardı.

7 29. cüz · 572. sayfa

وَأَنَّهُمْ ظَنُّوا۟ كَمَا ظَنَنتُمْ أَن لَّن يَبْعَثَ ٱللَّهُ أَحَدًا

veennehüm żannû kemâ żanentüm el ley yeb`aŝe-llâhü eḥadâ.

Onlar da sizin zannettiğiniz gibi Allah’ın hiç kimseyi yeniden diriltemeyeceğini sanmışlardı.

8 29. cüz · 572. sayfa

وَأَنَّا لَمَسْنَا ٱلسَّمَآءَ فَوَجَدْنَٰهَا مُلِئَتْ حَرَسًا شَدِيدًا وَشُهُبًا

veennâ lemesne-ssemâe fevecednâhâ müliet ḥarasen şedîdev veşühübâ.

Doğrusu biz (cinler) göğü yokladık, fakat onu güçlü bekçilerle, alev hüzmeleriyle (yıldızlarla) doldurulmuş bulduk.

9 29. cüz · 572. sayfa

وَأَنَّا كُنَّا نَقْعُدُ مِنْهَا مَقَٰعِدَ لِلسَّمْعِ فَمَن يَسْتَمِعِ ٱلْـَٔانَ يَجِدْ لَهُۥ شِهَابًا رَّصَدًا

veennâ künnâ naḳ`udü minhâ meḳâ`ide lissem`. femey yestemi`i-l'âne yecid lehû şihâber raṣadâ.

Hâlbuki (daha önce) biz onun bazı kısımlarında (haber) dinlemek için oturacak yerler (bulup) oturuyorduk. Şimdi kim dinlemek istese onu gözeten bir alev yakalıyor.

10 29. cüz · 572. sayfa

وَأَنَّا لَا نَدْرِىٓ أَشَرٌّ أُرِيدَ بِمَن فِى ٱلْأَرْضِ أَمْ أَرَادَ بِهِمْ رَبُّهُمْ رَشَدًا

veennâ lâ nedrî eşerrun ürîde bimen fi-l'arḍi em erâde bihim rabbühüm raşedâ.

Gerçekten bilmiyoruz. Yeryüzünde olanlara bir kötülük mü murat edildi? Yoksa Rableri onlara bir hayır mı diledi?

11 29. cüz · 572. sayfa

وَأَنَّا مِنَّا ٱلصَّٰلِحُونَ وَمِنَّا دُونَ ذَٰلِكَ كُنَّا طَرَآئِقَ قِدَدًا

veennâ minne-ṣṣâliḥûne veminnâ dûne ẕâlik. künnâ ṭarâiḳa ḳidedâ.

Şüphesiz bizim içimizde salih olanlar da vardır, salih olmayanlar da vardır. Her birimiz ayrı ayrı yollara ayrılmışız.

12 29. cüz · 572. sayfa

وَأَنَّا ظَنَنَّآ أَن لَّن نُّعْجِزَ ٱللَّهَ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَن نُّعْجِزَهُۥ هَرَبًا

veennâ żanennâ el len nü`cize-llâhe fi-l'arḍi velen nü`cizehû herabâ.

Biz, şüphesiz Allah'ı yeryüzünde asla aciz bırakamayacağımızı, kaçmak suretiyle de onu hiçbir şekilde aciz kılamayacağımızı anladık.

13 29. cüz · 572. sayfa

وَأَنَّا لَمَّا سَمِعْنَا ٱلْهُدَىٰٓ ءَامَنَّا بِهِۦ فَمَن يُؤْمِنۢ بِرَبِّهِۦ فَلَا يَخَافُ بَخْسًا وَلَا رَهَقًا

veennâ lemmâ semi`ne-lhüdâ âmennâ bih. femey yü'mim birabbihî felâ yeḫâfü baḫsev velâ raheḳâ.

Doğrusu biz, o hidayeti (Kur'an'ı) işitince ona iman ettik. Kim Rabbine iman ederse, artık bir kayıptan ve haksızlığa uğramaktan korkmaz.

14 29. cüz · 573. sayfa

وَأَنَّا مِنَّا ٱلْمُسْلِمُونَ وَمِنَّا ٱلْقَٰسِطُونَ فَمَنْ أَسْلَمَ فَأُو۟لَٰٓئِكَ تَحَرَّوْا۟ رَشَدًا

veennâ minne-lmüslimûne veminne-lḳâsiṭûn. femen esleme feülâike teḥarrav raşedâ.

Bizden Müslüman olanlar da var, haksızlık edenler de (sapmış olanlar da) var. Müslüman olanlar, işte onlar doğru yola yönelenlerdir.

15 29. cüz · 573. sayfa

وَأَمَّا ٱلْقَٰسِطُونَ فَكَانُوا۟ لِجَهَنَّمَ حَطَبًا

veemme-lḳâsiṭûne fekânû licehenneme ḥaṭabâ.

Doğru yoldan sapanlara gelince, onlar Cehennem'e odun olacaklardır.

16 29. cüz · 573. sayfa

وَأَلَّوِ ٱسْتَقَٰمُوا۟ عَلَى ٱلطَّرِيقَةِ لَأَسْقَيْنَٰهُم مَّآءً غَدَقًا

veel levi-steḳâmû `ale-ṭṭarîḳati leesḳaynâhüm mâen gadeḳâ.

Eğer onlar, doğru yolda istikamet üzere olsalardı, onlara bol bol su verirdik.

17 29. cüz · 573. sayfa

لِّنَفْتِنَهُمْ فِيهِ وَمَن يُعْرِضْ عَن ذِكْرِ رَبِّهِۦ يَسْلُكْهُ عَذَابًا صَعَدًا

lineftinehüm fîh. vemey yü`riḍ `an ẕikri rabbihî yeslükhü `aẕâben ṣa`adâ.

Bununla onları imtihan ederiz. Kim de Rabbinin zikrinden yüz çevirirse, onu çok ağır bir azaba sokar.

18 29. cüz · 573. sayfa

وَأَنَّ ٱلْمَسَٰجِدَ لِلَّهِ فَلَا تَدْعُوا۟ مَعَ ٱللَّهِ أَحَدًا

veenne-lmesâcide lillâhi felâ ted`û me`a-llâhi eḥadâ.

Mescitler Allah’ındır. O halde Allah ile birlikte başkasına dua/ibadet etmeyin.

19 29. cüz · 573. sayfa

وَأَنَّهُۥ لَمَّا قَامَ عَبْدُ ٱللَّهِ يَدْعُوهُ كَادُوا۟ يَكُونُونَ عَلَيْهِ لِبَدًا

veennehû lemmâ ḳâme `abdü-llâhi yed`ûhü kâdû yekûnûne `aleyhi libedâ.

Nitekim Allah’ın kulu, ona dua/ibadet için ayağa kalktığında (Kur'an dinlemek için) az kalsın üzerine toplanıp doluşurlardı.

20 29. cüz · 573. sayfa

قُلْ إِنَّمَآ أَدْعُوا۟ رَبِّى وَلَآ أُشْرِكُ بِهِۦٓ أَحَدًا

ḳul innemâ ed`û rabbî velâ üşrikü bihî eḥadâ.

De ki: “Ben ancak Rabbime dua ederim ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmam.''

21 29. cüz · 573. sayfa

قُلْ إِنِّى لَآ أَمْلِكُ لَكُمْ ضَرًّا وَلَا رَشَدًا

ḳul innî lâ emlikü leküm ḍarrav velâ raşedâ.

De ki: “Benim size bir zarar vermeye de, sizi doğru yola iletmeye de gücüm yetmez.''

22 29. cüz · 573. sayfa

قُلْ إِنِّى لَن يُجِيرَنِى مِنَ ٱللَّهِ أَحَدٌ وَلَنْ أَجِدَ مِن دُونِهِۦ مُلْتَحَدًا

ḳul innî ley yücîranî mine-llâhi eḥadüv velen ecide min dûnihî mülteḥadâ.

De ki: "Beni kimse Allah'a karşı savunamaz ve ben O'ndan başka bir sığınak bulamam."

23 29. cüz · 573. sayfa

إِلَّا بَلَٰغًا مِّنَ ٱللَّهِ وَرِسَٰلَٰتِهِۦ وَمَن يَعْصِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ فَإِنَّ لَهُۥ نَارَ جَهَنَّمَ خَٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدًا

illâ belâgam mine-llâhi verisâlâtih. vemey ya`ṣi-llâhe verasûlehû feinne lehû nâra cehenneme ḫâlidîne fîhâ ebedâ.

(Benim görevim) ancak Allah'tan (gönderilenleri) ve (tebliğ olunması emrolunanları) tebliğ etmektir. Kim Allah’a ve elçisine karşı gelirse, onun için içinde ebedî kalacağı Cehennem ateşi vardır.

24 29. cüz · 573. sayfa

حَتَّىٰٓ إِذَا رَأَوْا۟ مَا يُوعَدُونَ فَسَيَعْلَمُونَ مَنْ أَضْعَفُ نَاصِرًا وَأَقَلُّ عَدَدًا

ḥattâ iẕâ raev mâ yû`adûne feseya`lemûne men aḍ`afü nâṣirav veeḳallü `adedâ.

Sonunda, kendilerine söz verileni gördükleri zaman, kimin yardımcısının daha güçsüz ve sayısının daha az olduğunu bileceklerdir.

25 29. cüz · 573. sayfa

قُلْ إِنْ أَدْرِىٓ أَقَرِيبٌ مَّا تُوعَدُونَ أَمْ يَجْعَلُ لَهُۥ رَبِّىٓ أَمَدًا

ḳul in edrî eḳarîbüm mâ tû`adûne em yec`alü lehû rabbî emedâ.

De ki: "Size vadedilen yakın mı? Yoksa Rabbim onu uzak mı kıldı, bilmiyorum."

26 29. cüz · 573. sayfa

عَٰلِمُ ٱلْغَيْبِ فَلَا يُظْهِرُ عَلَىٰ غَيْبِهِۦٓ أَحَدًا

`âlimü-lgaybi felâ yużhiru `alâ gaybihî eḥadâ.

O, gaybı bilendir. Hiç kimseye gaybını bildirmez.

27 29. cüz · 573. sayfa

إِلَّا مَنِ ٱرْتَضَىٰ مِن رَّسُولٍ فَإِنَّهُۥ يَسْلُكُ مِنۢ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهِۦ رَصَدًا

illâ meni-rteḍâ mir rasûlin feinnehû yeslükü mim beyni yedeyhi vemin ḫalfihî raṣadâ.

Ancak elçileri içinde razı olduğu başka. Çünkü O, bunun önünde ve ardında gözleri önündedir.

28 29. cüz · 573. sayfa

لِّيَعْلَمَ أَن قَدْ أَبْلَغُوا۟ رِسَٰلَٰتِ رَبِّهِمْ وَأَحَاطَ بِمَا لَدَيْهِمْ وَأَحْصَىٰ كُلَّ شَىْءٍ عَدَدًۢا

liya`leme en ḳad eblegû risâlâti rabbihim veeḥâṭa bimâ ledeyhim veaḥṣâ külle şey'in `adedâ.

Böylece onların (peygamberlerin), Rablerinin gönderdiklerini hakkıyla tebliğ ettiklerini bilsin. (Allah) Onların üzerinde olup bitenleri çepeçevre kuşatmış ve her şeyi bir bir saymıştır (kaydetmiştir).

Müzzemmil Suresi

المزمل
1 29. cüz · 574. sayfa

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ يَٰٓأَيُّهَا ٱلْمُزَّمِّلُ

yâ eyyühe-lmüzzemmil.

Ey örtüsüne bürünmüş olan!

2 29. cüz · 574. sayfa

قُمِ ٱلَّيْلَ إِلَّا قَلِيلًا

ḳumi-lleyle illâ ḳalîlâ.

Gece kalk, ancak birazı dışında.

3 29. cüz · 574. sayfa

نِّصْفَهُۥٓ أَوِ ٱنقُصْ مِنْهُ قَلِيلًا

niṣfehû evi-nḳuṣ minhü ḳalîlâ.

Yarısı kadar yahut ondan biraz eksilt.

4 29. cüz · 574. sayfa

أَوْ زِدْ عَلَيْهِ وَرَتِّلِ ٱلْقُرْءَانَ تَرْتِيلًا

ev zid `aleyhi verattili-lḳur'âne tertîlâ.

Yahut buna biraz ekle. Kur’an’ı ağır ağır, tane tane oku.

5 29. cüz · 574. sayfa

إِنَّا سَنُلْقِى عَلَيْكَ قَوْلًا ثَقِيلًا

innâ senülḳî `aleyke ḳavlen ŝeḳîlâ.

Doğrusu Biz, sana, taşıması ağır bir söz vahyedeceğiz.

6 29. cüz · 574. sayfa

إِنَّ نَاشِئَةَ ٱلَّيْلِ هِىَ أَشَدُّ وَطْـًٔا وَأَقْوَمُ قِيلًا

inne nâşiete-lleyli hiye eşeddü vaṭ'ev veaḳvemü ḳîlâ.

Gerçekten, gece kalkışı etki bakımından daha kuvvetli ve okuma bakımından da daha sağlamdır.

7 29. cüz · 574. sayfa

إِنَّ لَكَ فِى ٱلنَّهَارِ سَبْحًا طَوِيلًا

inne leke fi-nnehâri sebḥan ṭavîlâ.

Gündüz ise senin için uzun bir uğraş vardır.

8 29. cüz · 574. sayfa

وَٱذْكُرِ ٱسْمَ رَبِّكَ وَتَبَتَّلْ إِلَيْهِ تَبْتِيلًا

veẕküri-sme rabbike vetebettel ileyhi tebtîlâ.

Rabbinin ismini zikret ve her şeyden kendini çekerek yalnızca O'na yönel.

9 29. cüz · 574. sayfa

رَّبُّ ٱلْمَشْرِقِ وَٱلْمَغْرِبِ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ فَٱتَّخِذْهُ وَكِيلًا

rabbü-lmeşriḳi velmagribi lâ ilâhe illâ hüve fetteḫiẕhü vekîlâ.

O, doğunun da batının da Rabbidir. O’ndan başka (hak) bir ilah da yoktur. Öyleyse O'nu vekil edin.

10 29. cüz · 574. sayfa

وَٱصْبِرْ عَلَىٰ مَا يَقُولُونَ وَٱهْجُرْهُمْ هَجْرًا جَمِيلًا

vaṣbir `alâ mâ yeḳûlûne vehcürhüm hecran cemîlâ.

Onların söylediklerine katlan ve onlardan güzel bir şekilde ayrıl.

11 29. cüz · 574. sayfa

وَذَرْنِى وَٱلْمُكَذِّبِينَ أُو۟لِى ٱلنَّعْمَةِ وَمَهِّلْهُمْ قَلِيلًا

veẕernî velmükeẕẕibîne üli-nna`meti vemehhilhüm ḳalîlâ.

Yalanlayan o nimet sahipleri ile beni başbaşa bırak ve onlara azıcık mühlet ver.

12 29. cüz · 574. sayfa

إِنَّ لَدَيْنَآ أَنكَالًا وَجَحِيمًا

inne ledeynâ enkâlev veceḥîmâ.

Çünkü bizim yanımızda ağır bukağılar ve yakıcı bir ateş var.

13 29. cüz · 574. sayfa

وَطَعَامًا ذَا غُصَّةٍ وَعَذَابًا أَلِيمًا

veṭa`âmen ẕâ guṣṣativ ve`aẕâben elîmâ.

Boğazı tıkayan bir yiyecek ve acı veren bir azap vardır!

14 29. cüz · 574. sayfa

يَوْمَ تَرْجُفُ ٱلْأَرْضُ وَٱلْجِبَالُ وَكَانَتِ ٱلْجِبَالُ كَثِيبًا مَّهِيلًا

yevme tercüfü-l'arḍu velcibâlü vekâneti-lcibâlü keŝîbem mehîlâ.

O günde yer ve dağlar sarsılır, dağlar da yığılarak akıp dağılan kum gibi olur.

15 29. cüz · 574. sayfa

إِنَّآ أَرْسَلْنَآ إِلَيْكُمْ رَسُولًا شَٰهِدًا عَلَيْكُمْ كَمَآ أَرْسَلْنَآ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ رَسُولًا

innâ erselnâ ileyküm rasûlen şâhiden `aleyküm kemâ erselnâ ilâ fir`avne rasûlâ.

Biz, Firavun’a bir rasûl gönderdiğimiz gibi size de üzerinize şahit olacak bir rasûl gönderdik.

16 29. cüz · 574. sayfa

فَعَصَىٰ فِرْعَوْنُ ٱلرَّسُولَ فَأَخَذْنَٰهُ أَخْذًا وَبِيلًا

fe`aṣâ fir`avnü-rrasûle feeḫaẕnâhü aḫẕev vebîlâ.

Firavun, rasûle karşı çıktı. Biz de onu müthiş bir şekilde yakaladık.

17 29. cüz · 574. sayfa

فَكَيْفَ تَتَّقُونَ إِن كَفَرْتُمْ يَوْمًا يَجْعَلُ ٱلْوِلْدَٰنَ شِيبًا

fekeyfe tetteḳûne in kefertüm yevmey yec`alü-lvildâne şîbâ.

Eğer küfredecek olursanız, çocukların saçlarını ağartan bir günde, siz kendinizi nasıl koruyacaksınız?

18 29. cüz · 574. sayfa

ٱلسَّمَآءُ مُنفَطِرٌۢ بِهِۦ كَانَ وَعْدُهُۥ مَفْعُولًا

essemâü münfeṭirum bih. kâne va`dühû mef`ûlâ.

O günün dehşetiyle gökyüzü yarılacak, O'nun vaadi mutlaka yerine gelecektir.

19 29. cüz · 574. sayfa

إِنَّ هَٰذِهِۦ تَذْكِرَةٌ فَمَن شَآءَ ٱتَّخَذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ سَبِيلًا

inne hâẕihî teẕkirah. femen şâe-tteḫaẕe ilâ rabbihî sebîlâ.

Şüphesiz bunlar bir öğüttür. Kim dilerse Rabbine ulaştıran bir yol tutar.

20 29. cüz · 575. sayfa

إِنَّ رَبَّكَ يَعْلَمُ أَنَّكَ تَقُومُ أَدْنَىٰ مِن ثُلُثَىِ ٱلَّيْلِ وَنِصْفَهُۥ وَثُلُثَهُۥ وَطَآئِفَةٌ مِّنَ ٱلَّذِينَ مَعَكَ وَٱللَّهُ يُقَدِّرُ ٱلَّيْلَ وَٱلنَّهَارَ عَلِمَ أَن لَّن تُحْصُوهُ فَتَابَ عَلَيْكُمْ فَٱقْرَءُوا۟ مَا تَيَسَّرَ مِنَ ٱلْقُرْءَانِ عَلِمَ أَن سَيَكُونُ مِنكُم مَّرْضَىٰ وَءَاخَرُونَ يَضْرِبُونَ فِى ٱلْأَرْضِ يَبْتَغُونَ مِن فَضْلِ ٱللَّهِ وَءَاخَرُونَ يُقَٰتِلُونَ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ فَٱقْرَءُوا۟ مَا تَيَسَّرَ مِنْهُ وَأَقِيمُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُوا۟ ٱلزَّكَوٰةَ وَأَقْرِضُوا۟ ٱللَّهَ قَرْضًا حَسَنًا وَمَا تُقَدِّمُوا۟ لِأَنفُسِكُم مِّنْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِندَ ٱللَّهِ هُوَ خَيْرًا وَأَعْظَمَ أَجْرًا وَٱسْتَغْفِرُوا۟ ٱللَّهَ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌۢ

inne rabbeke ya`lemü enneke teḳûmü ednâ min ŝülüŝeyi-lleyli veniṣfehû veŝülüŝehû veṭâifetüm mine-lleẕîne me`ak. vellâhü yüḳaddiru-lleyle vennehâr. `alime el len tuḥṣûhü fetâbe `aleyküm faḳraû mâ teyessera mine-lḳur'ân. `alime en seyekûnü minküm merḍâ veâḫarûne yaḍribûne fi-l'arḍi yebtegûne min faḍli-llâhi veâḫarûne yüḳâtilûne fî sebîli-llâh. faḳraû mâ teyessera minhü veeḳîmu-ṣṣalâte veâtü-zzekâte veaḳriḍü-llâhe ḳarḍan ḥasenâ. vemâ tüḳaddimû lienfüsiküm min ḫayrin tecidûhü `inde-llâhi hüve ḫayrav vea`żame ecrâ. vestagfirü-llâh. inne-llâhe gafûrur raḥîm.

Şüphesiz Rabbin biliyor ki, gerçekten sen gecenin üçte ikisinden daha azı ve (bazen) yarısı ve (bazen de) üçte biri kadar (namaz için) kalkıyorsun. Beraberinde bulunanlardan (ashâbından) bir topluluk da (böyle yapıyor). Geceyi ve gündüzü Allah takdir eder. O sizin, bunu sayamayacağınızı (buna güç yetiremeyeceğinizi) bildiği için sizi bağışladı. Öyleyse Kur’an’dan (bildiğiniz) kolayınıza geleni okuyun. İçinizden hasta olacakları, bir kısmınızın yeryüzünde dolaşıp Allah’ın rızkını arayacağını, diğerlerinin Allah yolunda savaşacağını da bilmektedir. Öyleyse ondan kolayınıza geleni okuyun, namazı ikame edin, zekâtı verin ve Allah’a güzel bir borç (ile borç) verin. Kendiniz için hayır olarak (dünyada) ne sunarsanız; onu Allah katında daha iyi, daha büyük bir mükâfat ile (karşılık verilmiş) bulursunuz. Allah’tan bağışlanma dileyin. Şüphesiz Allah; çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.

Müddessir Suresi

المدثر
1 29. cüz · 575. sayfa

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ يَٰٓأَيُّهَا ٱلْمُدَّثِّرُ

yâ eyyühe-lmüddeŝŝir.

Ey elbisesine bürünen!

2 29. cüz · 575. sayfa

قُمْ فَأَنذِرْ

ḳum feenẕir.

Kalk ve uyar!

3 29. cüz · 575. sayfa

وَرَبَّكَ فَكَبِّرْ

verabbeke fekebbir.

Rabbini tekbir et (yücelt).

4 29. cüz · 575. sayfa

وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْ

veŝiyâbeke feṭahhir.

Elbiseni de temizle/Rabbini tekbir et (yücelt).

5 29. cüz · 575. sayfa

وَٱلرُّجْزَ فَٱهْجُرْ

verrucze fehcür.

Pisliklerden de uzak dur!

6 29. cüz · 575. sayfa

وَلَا تَمْنُن تَسْتَكْثِرُ

velâ temnün testekŝir.

(Yaptığını) çok görerek minnet etme!

7 29. cüz · 575. sayfa

وَلِرَبِّكَ فَٱصْبِرْ

velirabbike faṣbir.

Rabbin için sabret!

8 29. cüz · 575. sayfa

فَإِذَا نُقِرَ فِى ٱلنَّاقُورِ

feiẕâ nüḳira fi-nnâḳûr.

Sûr’a üflendiği zaman.

9 29. cüz · 575. sayfa

فَذَٰلِكَ يَوْمَئِذٍ يَوْمٌ عَسِيرٌ

feẕâlike yevmeiẕiy yevmün `asîr.

İşte o gün, çok zor bir gündür.

10 29. cüz · 575. sayfa

عَلَى ٱلْكَٰفِرِينَ غَيْرُ يَسِيرٍ

`ale-lkâfirîne gayru yesîr.

Kâfirler için hiç kolay değildir.

11 29. cüz · 575. sayfa

ذَرْنِى وَمَنْ خَلَقْتُ وَحِيدًا

ẕernî vemen ḫalaḳtü veḥîdâ.

Beni, yarattığım kişiyle baş başa bırak.

12 29. cüz · 575. sayfa

وَجَعَلْتُ لَهُۥ مَالًا مَّمْدُودًا

vece`altü lehû mâlem memdûdâ.

Ona ardı arkası kesilmeyen bir servet verdim.

13 29. cüz · 575. sayfa

وَبَنِينَ شُهُودًا

vebenîne şühûdâ.

Gözlerinin önünde duran oğullar verdim.

14 29. cüz · 575. sayfa

وَمَهَّدتُّ لَهُۥ تَمْهِيدًا

vemehhettü lehû temhîdâ.

Kendisi için (dünya nimetlerini) yaydıkça yaydım.

15 29. cüz · 575. sayfa

ثُمَّ يَطْمَعُ أَنْ أَزِيدَ

ŝümme yaṭme`u en ezîd.

Daha da artırmamı umuyor.

16 29. cüz · 575. sayfa

كَلَّآ إِنَّهُۥ كَانَ لِـَٔايَٰتِنَا عَنِيدًا

kellâ. innehû kâne liâyâtinâ `anîdâ.

Asla! Çünkü o ayetlerimize karşı çok inatçıdır.

17 29. cüz · 575. sayfa

سَأُرْهِقُهُۥ صَعُودًا

seürhiḳuhû ṣa`ûdâ.

Onu sarp bir yokuşa zorlayıp süreceğim.

18 29. cüz · 576. sayfa

إِنَّهُۥ فَكَّرَ وَقَدَّرَ

innehû fekkera veḳaddera.

Çünkü o; düşündü, ölçtü, biçti.

19 29. cüz · 576. sayfa

فَقُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَ

feḳutile keyfe ḳaddera.

Kahrolası nasıl da ölçtü, biçti!

20 29. cüz · 576. sayfa

ثُمَّ قُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَ

ŝümme ḳutile keyfe ḳaddera.

Sonra (yine o) kahrolası, nasıl (da) ölçtü, biçti!

21 29. cüz · 576. sayfa

ثُمَّ نَظَرَ

ŝümme neżara.

Sonra şöyle bir baktı.

22 29. cüz · 576. sayfa

ثُمَّ عَبَسَ وَبَسَرَ

ŝümme `abese vebesera.

Sonra da kaşlarını çatıp, surat astı.

23 29. cüz · 576. sayfa

ثُمَّ أَدْبَرَ وَٱسْتَكْبَرَ

ŝümme edbera vestekbera.

Sonra da arkasını dönüp büyüklendi.

24 29. cüz · 576. sayfa

فَقَالَ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا سِحْرٌ يُؤْثَرُ

feḳâle in hâẕâ illâ siḥruy yü'ŝer.

Ve şöyle dedi: Bu sadece öğretilegelen bir sihirdir.

25 29. cüz · 576. sayfa

إِنْ هَٰذَآ إِلَّا قَوْلُ ٱلْبَشَرِ

in hâẕâ illâ ḳavlü-lbeşer.

"Bu, insan sözünden başka bir şey değildir.''

26 29. cüz · 576. sayfa

سَأُصْلِيهِ سَقَرَ

seuṣlîhi seḳara.

Ben onu Sekar’a (Cehennem'e) sokacağım.

27 29. cüz · 576. sayfa

وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا سَقَرُ

vemâ edrâke mâ seḳar.

Sekar’ın ne olduğunu bilir misin sen?

28 29. cüz · 576. sayfa

لَا تُبْقِى وَلَا تَذَرُ

lâ tübḳî velâ teẕer.

O geride bir şey koymaz ve bırakmaz.

29 29. cüz · 576. sayfa

لَوَّاحَةٌ لِّلْبَشَرِ

levvâḥatül lilbeşer.

İnsan derisini yakıp kavurur.

30 29. cüz · 576. sayfa

عَلَيْهَا تِسْعَةَ عَشَرَ

`aleyhâ tis`ate `aşer.

Üzerinde on dokuz (melek) vardır.

31 29. cüz · 576. sayfa

وَمَا جَعَلْنَآ أَصْحَٰبَ ٱلنَّارِ إِلَّا مَلَٰٓئِكَةً وَمَا جَعَلْنَا عِدَّتَهُمْ إِلَّا فِتْنَةً لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لِيَسْتَيْقِنَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ وَيَزْدَادَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِيمَٰنًا وَلَا يَرْتَابَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ وَٱلْمُؤْمِنُونَ وَلِيَقُولَ ٱلَّذِينَ فِى قُلُوبِهِم مَّرَضٌ وَٱلْكَٰفِرُونَ مَاذَآ أَرَادَ ٱللَّهُ بِهَٰذَا مَثَلًا كَذَٰلِكَ يُضِلُّ ٱللَّهُ مَن يَشَآءُ وَيَهْدِى مَن يَشَآءُ وَمَا يَعْلَمُ جُنُودَ رَبِّكَ إِلَّا هُوَ وَمَا هِىَ إِلَّا ذِكْرَىٰ لِلْبَشَرِ

vemâ ce`alnâ aṣḥâbe-nnâri illâ melâikeh. vemâ ce`alnâ `iddetehüm illâ fitnetel lilleẕîne keferû liyesteyḳine-lleẕîne ûtü-lkitâbe veyezdâde-lleẕîne âmenû îmânev velâ yertâbe-lleẕîne ûtü-lkitâbe velmü'minûne veliyeḳûle-lleẕîne fî ḳulûbihim meraḍuv velkâfirûne mâẕâ erâde-llâhü bihâẕâ meŝelâ. keẕâlike yüḍillü-llâhü mey yeşâü veyehdî mey yeşâ'. vemâ ya`lemü cünûde rabbike illâ hû. vemâ hiye illâ ẕikrâ lilbeşer.

Biz; kendilerine kitap verilenler kesin bir bilgiyle inansın, iman edenlerin imanları artsın, kendilerine kitap verilenler ile iman edenler şüpheye kapılmasın, kalplerinde bir hastalık olanlar ile küfre sapanlar da, “Allah, bu örnekle (on dokuz sayısı ile) neyi anlatmak istedi?” desin diye o ateşin koruyucularını meleklerden başkasını kılmadık ve onların sayısını da kâfirler için yalnızca bir fitne/imtihan yaptık. Allah; dilediğini işte böyle saptırır, dilediğine de hidayet eder. Rabbinin ordularını kendisinden başkası bilemez. Bu, insanlar için bir öğütten başka bir şey değildir.

32 29. cüz · 576. sayfa

كَلَّا وَٱلْقَمَرِ

kellâ velḳamer.

Hayır! And olsun Ay’a!

33 29. cüz · 576. sayfa

وَٱلَّيْلِ إِذْ أَدْبَرَ

velleyli iẕ edbera.

Dönüp gittiği zaman geceye,

34 29. cüz · 576. sayfa

وَٱلصُّبْحِ إِذَآ أَسْفَرَ

veṣṣubḥi iẕâ esfera.

Ve ağarmakta olan sabaha,

35 29. cüz · 576. sayfa

إِنَّهَا لَإِحْدَى ٱلْكُبَرِ

innehâ leiḥde-lküber.

Şüphesiz o (Sekar), büyük (musibetlerden) biridir.

36 29. cüz · 576. sayfa

نَذِيرًا لِّلْبَشَرِ

neẕîral lilbeşer.

İnsanlar için bir uyarıcıdır.

37 29. cüz · 576. sayfa

لِمَن شَآءَ مِنكُمْ أَن يَتَقَدَّمَ أَوْ يَتَأَخَّرَ

limen şâe minküm ey yeteḳaddeme ev yeteeḫḫar.

Sizden ileri gitmek ya da geri kalmak isteyen kimseler için.

38 29. cüz · 576. sayfa

كُلُّ نَفْسٍۭ بِمَا كَسَبَتْ رَهِينَةٌ

küllü nefsim bimâ kesebet rahîneh.

Her nefis kazandığına karşılık bir rehindir.

39 29. cüz · 576. sayfa

إِلَّآ أَصْحَٰبَ ٱلْيَمِينِ

illâ aṣḥâbe-lyemîn.

Ancak Ashab-ı Yemin (sağ ehli) başkadır.

40 29. cüz · 576. sayfa

فِى جَنَّٰتٍ يَتَسَآءَلُونَ

fî cennâtin. yetesâelûn.

(Onlar) cennetlerdedirler. Birbirlerine sorarlar.

41 29. cüz · 576. sayfa

عَنِ ٱلْمُجْرِمِينَ

`ani-lmücrimîn.

Suçlulardan.

42 29. cüz · 576. sayfa

مَا سَلَكَكُمْ فِى سَقَرَ

mâ selekeküm fî seḳara.

“Sizi Sekara/Cehennem'e sokan nedir?''

43 29. cüz · 576. sayfa

قَالُوا۟ لَمْ نَكُ مِنَ ٱلْمُصَلِّينَ

ḳâlû lem nekü mine-lmüṣallîn.

Onlar derler ki; "Biz namaz kılan kimseler değildik."

44 29. cüz · 576. sayfa

وَلَمْ نَكُ نُطْعِمُ ٱلْمِسْكِينَ

velem nekü nuṭ`imü-lmiskîn.

“Yoksulları da doyurmazdık.''

45 29. cüz · 576. sayfa

وَكُنَّا نَخُوضُ مَعَ ٱلْخَآئِضِينَ

vekünnâ neḫûḍu me`a-lḫâiḍîn.

"(Batıla) Dalanlarla beraber biz de dalıp gitmiştik."

46 29. cüz · 576. sayfa

وَكُنَّا نُكَذِّبُ بِيَوْمِ ٱلدِّينِ

vekünnâ nükeẕẕibü biyevmi-ddîn.

“Hesap gününü de yalanlıyorduk.''

47 29. cüz · 576. sayfa

حَتَّىٰٓ أَتَىٰنَا ٱلْيَقِينُ

ḥattâ etâne-lyeḳîn.

“Nihayet ölüm bize gelip çatıncaya dek.''

48 29. cüz · 577. sayfa

فَمَا تَنفَعُهُمْ شَفَٰعَةُ ٱلشَّٰفِعِينَ

femâ tenfe`uhüm şefâ`atü-şşâfi`în.

Artık şefaat edenlerin şefaatleri onlara yarar sağlamaz.

49 29. cüz · 577. sayfa

فَمَا لَهُمْ عَنِ ٱلتَّذْكِرَةِ مُعْرِضِينَ

femâ lehüm `ani-tteẕkirati mü`riḍîn.

Öyleyse onlara ne oluyor da öğütten yüz çeviriyorlar?

50 29. cüz · 577. sayfa

كَأَنَّهُمْ حُمُرٌ مُّسْتَنفِرَةٌ

keennehüm ḥumürum müstenfirah.

Onlar adeta ürkütülmüş yaban eşekleri gibidir.

51 29. cüz · 577. sayfa

فَرَّتْ مِن قَسْوَرَةٍۭ

ferrat min ḳasverah.

Aslandan ürküp, kaçan.

52 29. cüz · 577. sayfa

بَلْ يُرِيدُ كُلُّ ٱمْرِئٍ مِّنْهُمْ أَن يُؤْتَىٰ صُحُفًا مُّنَشَّرَةً

bel yürîdü küllü-mriim minhüm ey yü'tâ ṣuḥufem müneşşerah.

Hayır; her biri önüne açılıvermiş sahifeler verilmesini ister.

53 29. cüz · 577. sayfa

كَلَّا بَل لَّا يَخَافُونَ ٱلْـَٔاخِرَةَ

kellâ. bel lâ yeḫâfûne-l'âḫirah.

Asla! Doğrusu onlar ahiretten korkmuyorlar.

54 29. cüz · 577. sayfa

كَلَّآ إِنَّهُۥ تَذْكِرَةٌ

kellâ innehû teẕkirah.

Hayır! Şüphesiz o (Kur'an) ancak bir öğüttür.

55 29. cüz · 577. sayfa

فَمَن شَآءَ ذَكَرَهُۥ

femen şâe ẕekerah.

Artık dileyen kimse ondan öğüt alır.

56 29. cüz · 577. sayfa

وَمَا يَذْكُرُونَ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُ هُوَ أَهْلُ ٱلتَّقْوَىٰ وَأَهْلُ ٱلْمَغْفِرَةِ

vemâ yeẕkürûne illâ ey yeşâe-llâh. hüve ehlü-ttaḳvâ veehlü-lmagfirah.

Allah dilemedikçe onlar öğüt almazlar. Kendisinden korkulmaya layık olan da, bağışlayıcı olan da O’dur.

Kıyâme Suresi

القيامة
1 29. cüz · 577. sayfa

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ لَآ أُقْسِمُ بِيَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ

lâ uḳsimü biyevmi-lḳiyâmeh.

Kıyamet gününe yemin ederim.

2 29. cüz · 577. sayfa

وَلَآ أُقْسِمُ بِٱلنَّفْسِ ٱللَّوَّامَةِ

velâ uḳsimü binnefsi-llevvâmeh.

Sürekli kendini kınayan nefse yemin ederim.

3 29. cüz · 577. sayfa

أَيَحْسَبُ ٱلْإِنسَٰنُ أَلَّن نَّجْمَعَ عِظَامَهُۥ

eyaḥsebü-l'insânü ellen necme`a `iżâmeh.

İnsan biz onun kemiklerini asla toplayıp, bir araya getirmeyeceğimizi mi zanneder?

4 29. cüz · 577. sayfa

بَلَىٰ قَٰدِرِينَ عَلَىٰٓ أَن نُّسَوِّىَ بَنَانَهُۥ

belâ ḳâdirîne `alâ en nüsevviye benâneh.

Aksine onun parmak uçlarını bile yaratıp düzenlemeye gücümüz yeter.

5 29. cüz · 577. sayfa

بَلْ يُرِيدُ ٱلْإِنسَٰنُ لِيَفْجُرَ أَمَامَهُۥ

bel yürîdü-l'insânü liyefcüra emâmeh.

Ancak insan, önündeki (ahireti inkâr ederek) fücurla (günah işlemek) ister.

6 29. cüz · 577. sayfa

يَسْـَٔلُ أَيَّانَ يَوْمُ ٱلْقِيَٰمَةِ

yes'elü eyyâne yevmü-lḳiyâmeh.

"Kıyamet günü ne zaman?" diye sorar.

7 29. cüz · 577. sayfa

فَإِذَا بَرِقَ ٱلْبَصَرُ

feiẕâ beriḳa-lbeṣar.

Göz dehşetle kamaştığı zaman.

8 29. cüz · 577. sayfa

وَخَسَفَ ٱلْقَمَرُ

veḫasefe-lḳamer.

Ay tutulduğu zaman.

9 29. cüz · 577. sayfa

وَجُمِعَ ٱلشَّمْسُ وَٱلْقَمَرُ

vecümi`a-şşemsü velḳamer.

Güneş ve Ay bir araya getirildiği zaman.

10 29. cüz · 577. sayfa

يَقُولُ ٱلْإِنسَٰنُ يَوْمَئِذٍ أَيْنَ ٱلْمَفَرُّ

yeḳûlü-l'insânü yevmeiẕin eyne-lmeferr.

(O gün) insan: "Bugün kaçacak yer nerede?" der.

11 29. cüz · 577. sayfa

كَلَّا لَا وَزَرَ

kellâ lâ vezer.

Hayır! Hiçbir sığınacak yer yoktur.

12 29. cüz · 577. sayfa

إِلَىٰ رَبِّكَ يَوْمَئِذٍ ٱلْمُسْتَقَرُّ

ilâ rabbike yevmeiẕin-lmüsteḳarr.

O gün varıp durulacak yer Rabbinin huzurudur.

13 29. cüz · 577. sayfa

يُنَبَّؤُا۟ ٱلْإِنسَٰنُ يَوْمَئِذٍۭ بِمَا قَدَّمَ وَأَخَّرَ

yünebbeü-l'insânü yevmeiẕim bimâ ḳaddeme veeḫḫar.

O günde insana önden yolladığı şeyler ile geride bıraktığı şeyler haber verilir.

14 29. cüz · 577. sayfa

بَلِ ٱلْإِنسَٰنُ عَلَىٰ نَفْسِهِۦ بَصِيرَةٌ

beli-l'insânü `alâ nefsihî beṣîrah.

Doğrusu insan, kendi aleyhine bir şahittir.

15 29. cüz · 577. sayfa

وَلَوْ أَلْقَىٰ مَعَاذِيرَهُۥ

velev elḳâ me`âẕîrah.

İsterse bütün mazeretlerini ortaya döksün.

16 29. cüz · 577. sayfa

لَا تُحَرِّكْ بِهِۦ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِهِۦٓ

lâ tüḥarrik bihî lisâneke lita`cele bih.

(Ey Muhammed!) Onu (vahyi) çarçabuk almak için dilini kımıldatma.

17 29. cüz · 577. sayfa

إِنَّ عَلَيْنَا جَمْعَهُۥ وَقُرْءَانَهُۥ

inne `aleynâ cem`ahû veḳur'âneh.

Şüphesiz onu toplamak (senin kalbine yerleştirmek) ve onu okutmak bize aittir.

18 29. cüz · 577. sayfa

فَإِذَا قَرَأْنَٰهُ فَٱتَّبِعْ قُرْءَانَهُۥ

feiẕâ ḳara'nâhü fettebi` ḳur'âneh.

O halde, biz onu okuduğumuz zaman onun okunuşuna uy.

19 29. cüz · 577. sayfa

ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا بَيَانَهُۥ

ŝümme inne `aleynâ beyâneh.

Sonra onu açıklamak yine bize aittir.

20 29. cüz · 578. sayfa

كَلَّا بَلْ تُحِبُّونَ ٱلْعَاجِلَةَ

kellâ bel tüḥibbûne-l`âcileh.

Hayır! Siz, acil olanı/dünyayı seviyorsunuz.

21 29. cüz · 578. sayfa

وَتَذَرُونَ ٱلْـَٔاخِرَةَ

veteẕerûne-l'âḫirah.

Ahireti ise bırakıyorsunuz.

22 29. cüz · 578. sayfa

وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَّاضِرَةٌ

vucûhüy yevmeiẕin nâḍirah.

Yüzler vardır ki, o gün ışıl ışıl parıldayacaktır.

23 29. cüz · 578. sayfa

إِلَىٰ رَبِّهَا نَاظِرَةٌ

ilâ rabbihâ nâżirah.

Rabbine bakar. (O'nu göreceklerdir)

24 29. cüz · 578. sayfa

وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍۭ بَاسِرَةٌ

vevucûhüy yevmeiẕim bâsirah.

O gün birtakım yüzler de asıktır.

25 29. cüz · 578. sayfa

تَظُنُّ أَن يُفْعَلَ بِهَا فَاقِرَةٌ

teżunnü ey yüf`ale bihâ fâḳirah.

Bel kemiklerini kıran bir felakete uğratılacaklarını anlarlar.

26 29. cüz · 578. sayfa

كَلَّآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلتَّرَاقِىَ

kellâ iẕâ belegati-tterâḳiy.

Hayır! Can, köprücük kemiğine dayandığı zaman.

27 29. cüz · 578. sayfa

وَقِيلَ مَنْ رَاقٍ

veḳîle men râḳ.

Hayır! Can boğaza dayandığı zaman.

28 29. cüz · 578. sayfa

وَظَنَّ أَنَّهُ ٱلْفِرَاقُ

veżanne ennehü-lfirâḳ.

Anlar ki, bu bir ayrılış.

29 29. cüz · 578. sayfa

وَٱلْتَفَّتِ ٱلسَّاقُ بِٱلسَّاقِ

velteffeti-ssâḳu bissâḳ.

Ayakları birbirine dolaştığında.

30 29. cüz · 578. sayfa

إِلَىٰ رَبِّكَ يَوْمَئِذٍ ٱلْمَسَاقُ

ilâ rabbike yevmeiẕin-lmesâḳ.

O gün varacakları yer, yalnız Rabbinin huzurudur.

31 29. cüz · 578. sayfa

فَلَا صَدَّقَ وَلَا صَلَّىٰ

felâ ṣaddeḳa velâ ṣallâ.

Tasdik etmemiş ve namaz kılmamıştı.

32 29. cüz · 578. sayfa

وَلَٰكِن كَذَّبَ وَتَوَلَّىٰ

velâkin keẕẕebe vetevellâ.

Fakat yalanlamış ve yüz çevirmiş.

33 29. cüz · 578. sayfa

ثُمَّ ذَهَبَ إِلَىٰٓ أَهْلِهِۦ يَتَمَطَّىٰٓ

ŝümme ẕehebe ilâ ehlihî yetemeṭṭâ.

Sonra da çalım satarak ailesine gitmişti.

34 29. cüz · 578. sayfa

أَوْلَىٰ لَكَ فَأَوْلَىٰ

evlâ leke feevlâ.

“Bu azap sana layıktır, layık!"

35 29. cüz · 578. sayfa

ثُمَّ أَوْلَىٰ لَكَ فَأَوْلَىٰٓ

ŝümme evlâ leke feevlâ.

"Evet! Layıktır sana, layık!” denilecek.

36 29. cüz · 578. sayfa

أَيَحْسَبُ ٱلْإِنسَٰنُ أَن يُتْرَكَ سُدًى

eyaḥsebü-l'insânü ey yütrake südâ.

Yoksa insan, başı boş bırakılacağını mı sanıyor?

37 29. cüz · 578. sayfa

أَلَمْ يَكُ نُطْفَةً مِّن مَّنِىٍّ يُمْنَىٰ

elem yekü nuṭfetem mim meniyyiy yümnâ.

O akıtılan meniden bir nutfe değil miydi?

38 29. cüz · 578. sayfa

ثُمَّ كَانَ عَلَقَةً فَخَلَقَ فَسَوَّىٰ

ŝümme kâne `aleḳaten feḫaleḳa fesevvâ.

Sonra alaka olmuş, Allah onu yaratmış ve düzenlemişti.

39 29. cüz · 578. sayfa

فَجَعَلَ مِنْهُ ٱلزَّوْجَيْنِ ٱلذَّكَرَ وَٱلْأُنثَىٰٓ

fece`ale minhü-zzevceyni-ẕẕekera vel'ünŝâ.

Ondan da iki eşi, erkek ve dişiyi var etmişti.

40 29. cüz · 578. sayfa

أَلَيْسَ ذَٰلِكَ بِقَٰدِرٍ عَلَىٰٓ أَن يُحْـِۧىَ ٱلْمَوْتَىٰ

eleyse ẕâlike biḳâdirin `alâ ey yuḥyiye-lmevtâ.

Bunu yapanın ölüleri diriltmeye gücü yetmez mi?

İnsân Suresi

الانسان
1 29. cüz · 578. sayfa

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ هَلْ أَتَىٰ عَلَى ٱلْإِنسَٰنِ حِينٌ مِّنَ ٱلدَّهْرِ لَمْ يَكُن شَيْـًٔا مَّذْكُورًا

hel etâ `ale-l'insâni ḥînüm mine-ddehri lem yekün şey'em meẕkûrâ.

İnsan (henüz) anılır bir şey değilken (yaratılmamışken) üzerinden uzunca bir zaman geçti.

2 29. cüz · 578. sayfa

إِنَّا خَلَقْنَا ٱلْإِنسَٰنَ مِن نُّطْفَةٍ أَمْشَاجٍ نَّبْتَلِيهِ فَجَعَلْنَٰهُ سَمِيعًۢا بَصِيرًا

innâ ḫalaḳne-l'insâne min nuṭfetin emşâc. nebtelîhi fece`alnâhü semî`am beṣîrâ.

Biz, insanı katışık nutfeden yarattık. Onu imtihan edelim diye kendisini işitir ve görür kıldık.

3 29. cüz · 578. sayfa

إِنَّا هَدَيْنَٰهُ ٱلسَّبِيلَ إِمَّا شَاكِرًا وَإِمَّا كَفُورًا

innâ hedeynâhü-ssebîle immâ şâkirav veimmâ kefûrâ.

Biz ona yolu gösterdik. İster şükreder, ister kâfir olur.

4 29. cüz · 578. sayfa

إِنَّآ أَعْتَدْنَا لِلْكَٰفِرِينَ سَلَٰسِلَا۟ وَأَغْلَٰلًا وَسَعِيرًا

innâ a`tednâ lilkâfirîne selâsile veaglâlev vese`îrâ.

Elbette biz; kâfirlere zincirler, halkalar ve alevli Cehennem hazırladık.

5 29. cüz · 578. sayfa

إِنَّ ٱلْأَبْرَارَ يَشْرَبُونَ مِن كَأْسٍ كَانَ مِزَاجُهَا كَافُورًا

inne-l'ebrâra yeşrabûne min ke'sin kâne mizâcühâ kâfûrâ.

İyiler ise katkısı kâfur olan içecekler dolu bir kadehten içerler.

6 29. cüz · 579. sayfa

عَيْنًا يَشْرَبُ بِهَا عِبَادُ ٱللَّهِ يُفَجِّرُونَهَا تَفْجِيرًا

`ayney yeşrabü bihâ `ibâdü-llâhi yüfeccirûnehâ tefcîrâ.

(O) Allah’ın kullarının kendisinden içtikleri ve diledikleri gibi akıttıkları bir pınardır.

7 29. cüz · 579. sayfa

يُوفُونَ بِٱلنَّذْرِ وَيَخَافُونَ يَوْمًا كَانَ شَرُّهُۥ مُسْتَطِيرًا

yûfûne binneẕri veyeḫâfûne yevmen kâne şerruhû müsteṭîrâ.

Onlar adakları yerine getirirler ve kötülüğü yaygın bir günden korkarlar.

8 29. cüz · 579. sayfa

وَيُطْعِمُونَ ٱلطَّعَامَ عَلَىٰ حُبِّهِۦ مِسْكِينًا وَيَتِيمًا وَأَسِيرًا

veyuṭ`imûne-ṭṭa`âme `alâ ḥubbihî miskînev veyetîmev veesîrâ.

Yemeğe olan sevgilerine rağmen yoksula, yetime ve esire yemek yedirirler.

9 29. cüz · 579. sayfa

إِنَّمَا نُطْعِمُكُمْ لِوَجْهِ ٱللَّهِ لَا نُرِيدُ مِنكُمْ جَزَآءً وَلَا شُكُورًا

innemâ nuṭ`imüküm livechi-llâhi lâ nürîdü minküm cezâev velâ şükûrâ.

Biz, sizi sadece Allah yüzü/rızası için doyuruyoruz. Sizden bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz.

10 29. cüz · 579. sayfa

إِنَّا نَخَافُ مِن رَّبِّنَا يَوْمًا عَبُوسًا قَمْطَرِيرًا

innâ neḫâfü mir rabbinâ yevmen `abûsen ḳamṭarîrâ.

"Doğrusu biz, suratların asılacağı korkunç şiddetli bir günde Rabbimizden korkarız."

11 29. cüz · 579. sayfa

فَوَقَىٰهُمُ ٱللَّهُ شَرَّ ذَٰلِكَ ٱلْيَوْمِ وَلَقَّىٰهُمْ نَضْرَةً وَسُرُورًا

feveḳâhümü-llâhü şerra ẕâlike-lyevmi veleḳḳâhüm naḍratev vesürûrâ.

Bundan dolayı Allah da bugünün şerrinden onları korur ve onlara bir güzellik, bir sevinç verir.

12 29. cüz · 579. sayfa

وَجَزَىٰهُم بِمَا صَبَرُوا۟ جَنَّةً وَحَرِيرًا

vecezâhüm bimâ ṣaberû cennetev veḥarîrâ.

Sabretmeleri sebebi ile de onları cennetle ve ipek ile mükâfatlandırır.

13 29. cüz · 579. sayfa

مُّتَّكِـِٔينَ فِيهَا عَلَى ٱلْأَرَآئِكِ لَا يَرَوْنَ فِيهَا شَمْسًا وَلَا زَمْهَرِيرًا

müttekiîne fîhâ `ale-l'erâik. lâ yeravne fîhâ şemsev velâ zemherîrâ.

Orada koltuklara kurulurlar. Ne yakıcı bir Güneş, ne de dondurucu bir soğuk görürler.

14 29. cüz · 579. sayfa

وَدَانِيَةً عَلَيْهِمْ ظِلَٰلُهَا وَذُلِّلَتْ قُطُوفُهَا تَذْلِيلًا

vedâniyeten `aleyhim żilâlühâ veẕüllilet ḳuṭûfühâ teẕlîlâ.

Gölgeleri kendilerine yakındır. Devşirilecek meyveleri de eğdirildikçe eğdirilmiştir.

15 29. cüz · 579. sayfa

وَيُطَافُ عَلَيْهِم بِـَٔانِيَةٍ مِّن فِضَّةٍ وَأَكْوَابٍ كَانَتْ قَوَارِيرَا۠

veyüṭâfü `aleyhim biâniyetim min fiḍḍativ veekvâbin kânet ḳavârîrâ.

Çevrelerinde ise gümüş kaplar ve billur kâseler dolaştırılır.

16 29. cüz · 579. sayfa

قَوَارِيرَا۟ مِن فِضَّةٍ قَدَّرُوهَا تَقْدِيرًا

ḳavârîrae min fiḍḍatin ḳadderûhâ taḳdîrâ.

Gümüşten billur kâseler... (Hizmetçiler) Onların ihtiyaçlarına göre ölçülerini belirlemiştir.

17 29. cüz · 579. sayfa

وَيُسْقَوْنَ فِيهَا كَأْسًا كَانَ مِزَاجُهَا زَنجَبِيلًا

veyüsḳavne fîhâ ke'sen kâne mizâcühâ zencebîlâ.

Onlara orada karışımı zencefil olan bir kadehten içirilir.

18 29. cüz · 579. sayfa

عَيْنًا فِيهَا تُسَمَّىٰ سَلْسَبِيلًا

`aynen fîhâ tüsemmâ selsebîlâ.

Orada Selsebil adı verilen bir pınar da vardır.

19 29. cüz · 579. sayfa

وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَٰنٌ مُّخَلَّدُونَ إِذَا رَأَيْتَهُمْ حَسِبْتَهُمْ لُؤْلُؤًا مَّنثُورًا

veyeṭûfü `aleyhim vildânüm müḫalledûn. iẕâ raeytehüm ḥasibtehüm lü'lüem menŝûrâ.

Yanlarında ölümsüz gençler dolaşır; onları gördüğünde saçılmış birer inci sanırsın.

20 29. cüz · 579. sayfa

وَإِذَا رَأَيْتَ ثَمَّ رَأَيْتَ نَعِيمًا وَمُلْكًا كَبِيرًا

veiẕâ raeyte ŝemme raeyte ne`îmev vemülken kebîrâ.

Nereye bakarsan orada pek çok nimetler ve büyük bir saltanat görürsün.

21 29. cüz · 579. sayfa

عَٰلِيَهُمْ ثِيَابُ سُندُسٍ خُضْرٌ وَإِسْتَبْرَقٌ وَحُلُّوٓا۟ أَسَاوِرَ مِن فِضَّةٍ وَسَقَىٰهُمْ رَبُّهُمْ شَرَابًا طَهُورًا

`âliyehüm ŝiyâbü sündüsin ḫuḍruv veistebraḳ. veḥullû esâvira min fiḍḍah. veseḳâhüm rabbühüm şerâben ṭahûrâ.

Üzerlerinde yeşil ipekli ve parlak atlastan elbiseler vardır. Gümüş bilezikler takınmışlardır. Rableri onlara tertemiz bir içecek içirmiştir.

22 29. cüz · 579. sayfa

إِنَّ هَٰذَا كَانَ لَكُمْ جَزَآءً وَكَانَ سَعْيُكُم مَّشْكُورًا

inne hâẕâ kâne leküm cezâev vekâne sa`yüküm meşkûrâ.

İşte bu, sizin için bir ödüldür. Sizin çalışmanızın karşılığıdır.

23 29. cüz · 579. sayfa

إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ ٱلْقُرْءَانَ تَنزِيلًا

innâ naḥnü nezzelnâ `aleyke-lḳur'âne tenzîlâ.

Şüphe yok ki, Kur’an’ı sana elbette biz indirdik, biz!

24 29. cüz · 579. sayfa

فَٱصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تُطِعْ مِنْهُمْ ءَاثِمًا أَوْ كَفُورًا

faṣbir liḥukmi rabbike velâ tüṭi` minhüm âŝimen ev kefûrâ.

O halde Rabbinin hükmüne sabret ve onlardan hiçbir günahkâra ve kâfire de itaat etme!

25 29. cüz · 579. sayfa

وَٱذْكُرِ ٱسْمَ رَبِّكَ بُكْرَةً وَأَصِيلًا

veẕküri-sme rabbike bükratev veeṣîlâ.

Sabah, akşam Rabbinin adını zikret.

26 29. cüz · 580. sayfa

وَمِنَ ٱلَّيْلِ فَٱسْجُدْ لَهُۥ وَسَبِّحْهُ لَيْلًا طَوِيلًا

vemine-lleyli fescüd lehû vesebbiḥhü leylen ṭavîlâ.

Geceleri de ona secde et ve geceleyin uzun (bir süre) onu tesbih et.

27 29. cüz · 580. sayfa

إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ يُحِبُّونَ ٱلْعَاجِلَةَ وَيَذَرُونَ وَرَآءَهُمْ يَوْمًا ثَقِيلًا

inne hâülâi yüḥibbûne-l`âcilete veyeẕerûne verâehüm yevmen ŝeḳîlâ.

Onlar; acele olanı (dünyayı) istiyorlar, ağır (çetin) günü arkalarına bırakıyorlar.

28 29. cüz · 580. sayfa

نَّحْنُ خَلَقْنَٰهُمْ وَشَدَدْنَآ أَسْرَهُمْ وَإِذَا شِئْنَا بَدَّلْنَآ أَمْثَٰلَهُمْ تَبْدِيلًا

naḥnü ḫalaḳnâhüm veşedednâ esrahüm. veiẕâ şi'nâ beddelnâ emŝâlehüm tebdîlâ.

Onları biz yarattık ve yaratılışlarını iyiden iyiye pekiştirdik. Dilediğimiz zaman da onları benzerleriyle değiştiririz.

29 29. cüz · 580. sayfa

إِنَّ هَٰذِهِۦ تَذْكِرَةٌ فَمَن شَآءَ ٱتَّخَذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ سَبِيلًا

inne hâẕihî teẕkirah. femen şâe-tteḫaẕe ilâ rabbihî sebîlâ.

Şüphesiz bu bir öğüttür. Dileyen kimse Rabbine giden yolu tutar.

30 29. cüz · 580. sayfa

وَمَا تَشَآءُونَ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًا

vemâ teşâûne illâ ey yeşâe-llâh. inne-llâhe kâne `alîmen ḥakîmâ.

Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Şüphesiz Allah; her şeyi bilendir, Hakîm'dir.

31 29. cüz · 580. sayfa

يُدْخِلُ مَن يَشَآءُ فِى رَحْمَتِهِۦ وَٱلظَّٰلِمِينَ أَعَدَّ لَهُمْ عَذَابًا أَلِيمًۢا

yüdḫilü mey yeşâü fî raḥmetih. veżżâlimîne e`adde lehüm `aẕâben elîmâ.

Dilediğini rahmetine sokar. Zalimlere de acı bir azap hazırlamıştır.

Mürselât Suresi

المرسلات
1 29. cüz · 580. sayfa

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَٱلْمُرْسَلَٰتِ عُرْفًا

velmürselâti `urfâ.

Yemin olsun, ardı ardına gönderilenlere.

2 29. cüz · 580. sayfa

فَٱلْعَٰصِفَٰتِ عَصْفًا

fel`âṣifâti `aṣfâ.

Şiddetle esip savuranlara.

3 29. cüz · 580. sayfa

وَٱلنَّٰشِرَٰتِ نَشْرًا

vennâşirâti neşrâ.

Yaydıkça yayanlara.

4 29. cüz · 580. sayfa

فَٱلْفَٰرِقَٰتِ فَرْقًا

felfâriḳâti ferḳâ.

Ayırdıkça ayıranlara.

5 29. cüz · 580. sayfa

فَٱلْمُلْقِيَٰتِ ذِكْرًا

felmülḳiyâti ẕikrâ.

Zikri getirip, bırakanlara.

6 29. cüz · 580. sayfa

عُذْرًا أَوْ نُذْرًا

`uẕran ev nüẕrâ.

Gerek özür için olsun, gerek uyarı için.

7 29. cüz · 580. sayfa

إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَٰقِعٌ

innemâ tû`adûne levâḳi`.

Şüphe yok ki, size vaadedilen mutlaka gerçekleşecektir.

8 29. cüz · 580. sayfa

فَإِذَا ٱلنُّجُومُ طُمِسَتْ

feiẕe-nnücûmü ṭumiset.

Yıldızların ışığı söndüğü zaman.

9 29. cüz · 580. sayfa

وَإِذَا ٱلسَّمَآءُ فُرِجَتْ

veiẕe-ssemâü füricet.

Gök yarıldığında.

10 29. cüz · 580. sayfa

وَإِذَا ٱلْجِبَالُ نُسِفَتْ

veiẕe-lcibâlü nüsifet.

Dağlar parçamparça olup savrulduğunda.

11 29. cüz · 580. sayfa

وَإِذَا ٱلرُّسُلُ أُقِّتَتْ

veiẕe-rrusülü üḳḳitet.

Peygamberlere ümmetleri hakkında şahitlik vakitleri bildirildiği zaman.

12 29. cüz · 580. sayfa

لِأَىِّ يَوْمٍ أُجِّلَتْ

lieyyi yevmin üccilet.

Bu, hangi güne ertelenmiş?

13 29. cüz · 580. sayfa

لِيَوْمِ ٱلْفَصْلِ

liyevmi-lfaṣl.

Ayrım (hüküm) gününe (ertelenmiştir).

14 29. cüz · 580. sayfa

وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ

vemâ edrâke mâ yevmü-lfaṣl.

Hüküm gününün ne olduğunu sen ne bileceksin?

15 29. cüz · 580. sayfa

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.

O gün vay yalanlayanların haline!

16 29. cüz · 580. sayfa

أَلَمْ نُهْلِكِ ٱلْأَوَّلِينَ

elem nühliki-l'evvelîn.

Biz, öncekileri helak etmedik mi?

17 29. cüz · 580. sayfa

ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ ٱلْـَٔاخِرِينَ

ŝümme nütbi`uhümü-l'âḫirîn.

Sonra arkadan gelenleri de onların arkasına takacağız.

18 29. cüz · 580. sayfa

كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ

keẕâlike nef`alü bilmücrimîn.

Biz, günahkârlara işte böyle yaparız.

19 29. cüz · 580. sayfa

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.

O gün vay yalanlayanların haline!

20 29. cüz · 581. sayfa

أَلَمْ نَخْلُقكُّم مِّن مَّآءٍ مَّهِينٍ

elem naḫlukküm mim mâim mehîn.

Sizi basit bir sudan yaratmadık mı?

21 29. cüz · 581. sayfa

فَجَعَلْنَٰهُ فِى قَرَارٍ مَّكِينٍ

fece`alnâhü fî ḳarârim mekîn.

Ve onu sağlam bir yere yerleştirmedik mi?

22 29. cüz · 581. sayfa

إِلَىٰ قَدَرٍ مَّعْلُومٍ

ilâ ḳaderim ma`lûm.

Belli bir süreye kadar.

23 29. cüz · 581. sayfa

فَقَدَرْنَا فَنِعْمَ ٱلْقَٰدِرُونَ

feḳadernâ. feni`me-lḳâdirûn.

Buna gücümüz yeter. Ne güzel güç yetirenleriz.

24 29. cüz · 581. sayfa

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.

O gün yalanlayanların vay haline!

25 29. cüz · 581. sayfa

أَلَمْ نَجْعَلِ ٱلْأَرْضَ كِفَاتًا

elem nec`ali-l'arḍa kifâtâ.

Biz, yeryüzünü bir toplanma yeri kılmadık mı?

26 29. cüz · 581. sayfa

أَحْيَآءً وَأَمْوَٰتًا

aḥyâev veemvâtâ.

Diri olanları da, ölü olanları da.

27 29. cüz · 581. sayfa

وَجَعَلْنَا فِيهَا رَوَٰسِىَ شَٰمِخَٰتٍ وَأَسْقَيْنَٰكُم مَّآءً فُرَاتًا

vece`alnâ fîhâ ravâsiye şâmiḫâtiv veesḳaynâküm mâen fürâtâ.

Orada yüksek dağlar yaratıp size tatlı su içirmedik mi?

28 29. cüz · 581. sayfa

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.

O gün yalanlayanların vay haline!

29 29. cüz · 581. sayfa

ٱنطَلِقُوٓا۟ إِلَىٰ مَا كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ

inṭaliḳû ilâ mâ küntüm bihî tükeẕẕibûn.

Yalanlamış olduğunuza (azaba) doğru yürüyün bakalım!

30 29. cüz · 581. sayfa

ٱنطَلِقُوٓا۟ إِلَىٰ ظِلٍّ ذِى ثَلَٰثِ شُعَبٍ

inṭaliḳû ilâ żillin ẕî ŝelâŝi şu`ab.

Üç kollu (ateşin) gölgesine doğru yürüyün!

31 29. cüz · 581. sayfa

لَّا ظَلِيلٍ وَلَا يُغْنِى مِنَ ٱللَّهَبِ

lâ żalîliv velâ yugnî mine-lleheb.

Ne gölgelendirir, ne alevden korur.

32 29. cüz · 581. sayfa

إِنَّهَا تَرْمِى بِشَرَرٍ كَٱلْقَصْرِ

innehâ termî bişerarin kelḳaṣr.

O, her biri saraylar gibi olan kıvılcımlar saçar.

33 29. cüz · 581. sayfa

كَأَنَّهُۥ جِمَٰلَتٌ صُفْرٌ

keennehû cimâlâtün ṣufr.

Her biri sarı develer gibidir.

34 29. cüz · 581. sayfa

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.

O gün yalanlayanların vay haline!

35 29. cüz · 581. sayfa

هَٰذَا يَوْمُ لَا يَنطِقُونَ

hâẕâ yevmü lâ yenṭiḳûn.

Bu, onların konuşamayacakları bir gündür.

36 29. cüz · 581. sayfa

وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ

velâ yü'ẕenü lehüm feya`teẕirûn.

Onların özür dilemelerine dahi izin verilmez.

37 29. cüz · 581. sayfa

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.

O gün yalanlayanların vay haline!

38 29. cüz · 581. sayfa

هَٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ جَمَعْنَٰكُمْ وَٱلْأَوَّلِينَ

hâẕâ yevmü-lfaṣl. cema`nâküm vel'evvelîn.

Bu, ayırma (hüküm) günüdür. Sizi ve evvelkileri bir araya toplarız.

39 29. cüz · 581. sayfa

فَإِن كَانَ لَكُمْ كَيْدٌ فَكِيدُونِ

fein kâne leküm keydün fekîdûn.

Eğer bir tuzağınız varsa, haydi bana karşı tuzak kurun!

40 29. cüz · 581. sayfa

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.

O gün, yalanlayanların vay haline!

41 29. cüz · 581. sayfa

إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى ظِلَٰلٍ وَعُيُونٍ

inne-lmütteḳîne fî żilâliv ve`uyûn.

Şüphesiz ki takva sahipleri, gölgelerde pınar başlarındadır.

42 29. cüz · 581. sayfa

وَفَوَٰكِهَ مِمَّا يَشْتَهُونَ

vefevâkihe mimmâ yeştehûn.

Ve canlarının çekip-arzu ettiği meyveler (arasındadırlar).

43 29. cüz · 581. sayfa

كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

külû veşrabû henîem bimâ küntüm ta`melûn.

Yaptığınız ameller sebebi ile afiyetle yiyin, için.

44 29. cüz · 581. sayfa

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

innâ keẕâlike neczi-lmuḥsinîn.

Biz, iyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz.

45 29. cüz · 581. sayfa

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.

O gün yalanlayanların vay haline!

46 29. cüz · 581. sayfa

كُلُوا۟ وَتَمَتَّعُوا۟ قَلِيلًا إِنَّكُم مُّجْرِمُونَ

külû vetemette`û ḳalîlen inneküm mücrimûn.

Yiyin ve biraz yararlanın; muhakkak ki siz günahkârlarsınız.

47 29. cüz · 581. sayfa

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.

O gün, yalanlayanların vay haline!

48 29. cüz · 581. sayfa

وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱرْكَعُوا۟ لَا يَرْكَعُونَ

veiẕâ ḳîle lehümü-rke`û lâ yerke`ûn.

Onlara; “Rükû edin!” denildiği zaman rükû etmezlerdi.

49 29. cüz · 581. sayfa

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.

O gün yalanlayanların vay haline!

50 29. cüz · 581. sayfa

فَبِأَىِّ حَدِيثٍۭ بَعْدَهُۥ يُؤْمِنُونَ

febieyyi ḥadîŝim ba`dehû yü'minûn.

Onlar bundan (Kur'an'dan) sonra artık hangi söze iman edecekler?

Kaynaklar ve lisanslar

  • Açıklamalı Türkçe Kur’an-ı Kerîm Meali — Rowad 1.0.4 — Rowad Tercüme Merkezi Ekibi
    Meal: Rowad Tercüme Merkezi, Türkçe Tercüme v1.0.4. Kaynak: QuranEnc.com. Lisans ve kaynak koşulları
  • Arapça metin — Tanzil Quran Text — Uthmani 1.1 · Tanzil Project
    CC BY 3.0 — verbatim copies only; text changes prohibited kaynak · lisans
  • Türkçe okunuş — Tanzil Türkçe Çeviriyazı — Muhammet Abay · Tanzil Project
    Tanzil Translation Terms — yalnız ticari olmayan kullanım kaynak · lisans